Bir cinayetin anatomisi

Toplu katliama giden yola taş döşeyen her siyasetçi, her yetkili ve her müteahhit sorgulanmalı, hayatını kaybeden 35 binden fazla insanın hesabını vermelidir.
Bir cinayetin anatomisi

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Kahramanmaraş depremli merkezlerde şimdiye dek açıklanan resmî rakamlara göre 35 binden fazla insan hayatını kaybetti, yüzbinlerce kişi evsiz kaldı ve hâlâ binlerce insanın cenazesi enkaz altından çıkarılmayı bekliyor.

Cumhuriyet tarihimizin en büyük yıkımlarından birine neden olan depremler, bir süredir anaakım medya ve iktidar tarafından “Asrın Felaketi” olarak nitelendiriliyor, bu konuda yoğun bir propaganda yapılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Böylesine büyük bir felakete hazırlı olabilmek mümkün değildir” diyerek tüm sorumluluğu üzerinden atıp yitip giden binlerce canı insanlara “kader” olarak sunmaya çalışıyor.

Bu söyleme karşı çıkan, devletin yetersiz kaldığını söyleyen, ihmal ve aksamaları eleştiren milyonlarca insana ise hakaret ediliyor ve bu insanlar hainlikle suçlanıyor.

21 yıldır iktidarda olan ve 1999 depreminde yaşanan felaketi yıllarca dilinden düşürmeyip aciz duruma düşen devlet üzerinden siyaset yapanlar, bugün yaşanan felaketin sorumluluğunu üstlenip istifa etmek yerine dev bir propaganda aygıtını harekete geçirmiş durumda.

Bilim insanlarının, muhalefet partilerinin tüm uyarılarına rağmen yıllarca göz ardı edilip hiçbir önlem alınmayan deprem tehlikesi bugün on binlerce insanın canına mâl oldu. Bu felaket, göz göre göre işlenen bir cinayettir ve bu yazıda sizlere bir cinayetin anatomisini anlatmaya çalışacağım.

Yollara saçılan deprem vergileri

1999 depreminden sonra yürürlüğe giren ve kamuoyunda "deprem vergisi" olarak bilinen "Özel İletişim Vergisi", Türkiye'yi depreme yönelik hazırlamak, kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirmek ve ilk yardım, arama-kurtarma faaliyetlerini geliştirmek hedefiyle toplanıyor. AK Parti iktidarında kalıcı hâle getirilen bu vergiden, 2003-2022 yılları arasında 36.2 milyar lira gelir elde edildi. Bazı iktisatçılar, enflasyon ve kur farkı göz önünde bulundurulduğunda deprem vergisinden elde edilen gelirin 685 milyar liraya ulaştığını tahmin ediyor. 2011 yılında Van'da yaşanan depremin ardından, dönemin AK Parti Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Deprem vergileri nereye harcandı?" sorusunu “Sonuçta bunlar 74 milyonun servetidir. Deprem vergisi adı altındaki vergiden çok sürekli hâle gelmiş ÖTV vs. var. Bu vergiler bizim sağlığımıza gidiyor. Diyorsunuz ki ‘bu çerçevede 44 milyar liralık vergi topladınız, nereye gitti?’ Sadece bir yıllık vatandaşın sağlığı için yaptığımız harcama 44 milyar lira. Bu, duble yollara gidiyor, demiryollarına, havayollarına, çiftçimize, eğitime gidiyor.” diyerek cevaplamıştı. Binlerce insanın canını kurtarmak yerine depremde tuz buz olan yollara harcanan deprem vergisi, göz göre göre işlenen bir cinayetin ayak sesleriydi. Bu parayı telafi etmek için ise dün televizyonlarda bir yardım kampanyası başlatıldı. İş insanlarının bağışlarını bir reklam kampanyasına dönüştürüp insanlara “sadaka” dağıtır gibi bağış yaptığı bir şov izletildi milyonlara. Bütün bir millet olarak utanca boğulduk.

Enkaz altında kalan AFAD

Afet durumlarında kurumlar arası koordinasyon sağlamak ve arama-kurtarma faaliyetlerini yürütme göreviyle kurulan AFAD, liyakatsiz atamalar, hareket kabiliyetinin yok edilmesi ve arama-kurtarma faaliyetlerinde yaşanan koordinasyonsuzluk gibi nedenlerle depremde yerle bir olan birçok ile çok geç müdahale edebildi ve bu nedenle binlerce insan enkazdan kurtarılamadı. Aposto ve Referandom ekibi, AFAD’ın depreme müdahalede yaşadığı yetersizliklerin nedenlerini birincil kaynaklardan araştırdı ve çok önemli bulgulara ulaştı.

AFAD’ın internet sitesinde bulunan bölgesel İRAP raporlarını incelediğimizde aslında depreme dair yetersizliğin sebeplerini görebiliyoruz. Depremin etkilediği şehirlerin AFAD yetkililerinin bu toplantılarda dile getirdikleri sorunlar şöyle;

“Hatay AFAD yetkilisi İRAP eylemleri ve ilgili kuruluşlarıyla bütçe ve sorumluluk sorunu yaşadıklarını belirtmiştir.”

Kahramanmaraş AFAD yetkilisi özellikle küçük belediyelerin bütçe ve teknik eleman yetersizliğinden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.”

“Osmaniye AFAD yetkilisi yerelde sürekli İRAP toplantıları gerçekleştirdiklerini fakat merkezin uygulamada daha etkili olacağını belirtmiştir.”

“Kilis AFAD kurumlarının bütçe ve personel yetersizliğini öne sürerek eylemlerin gerçekleştirmesinde aksamalara sebep olduklarını, konuyla ilgili kurumlara bakanlık düzeyinde yazı yazılmasının yararlı olacağını vurgulamışlardır.”

“Şanlıurfa AFAD yetkilisi özellikle DSİ Bölge Müdürlüğü’nün dere ıslahı çalışmalarında birlikte çalıştığı kurumlarla ilgili koordinasyon problemi yaşadığını ve bu durumun uygulamada problemler çıkardığını belirtmişlerdir.”

Yetkililerden gelen tüm uyarılara rağmen eksiklerin giderilmesi için hiçbir girişimde bulunulmamasına ek olarak AFAD’ın karar alma mekanizmasında yapılan bazı değişiklikler de kurumun hareket kabiliyetini önemli ölçüde azalttı. Bunlardan ilki, TSK’nın Afet ve Acil Durum Kurulu’ndan çıkarılması. Ordunun, depremin ilk günlerinde sahaya inerek müdahale edememesinin en önemli sebeplerinden biri de bu.

AFAD’ın kuruluşunu temsil eden 5209 sayılı kanunda Afet ve Acil Durum Kurulu içinde Millî Savunma Bakanlığı, TSK’nın üst kurulu da bulunuyor. Ancak Millî Savunma Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş sonrası bir cumhurbaşkanı kararnamesi ile birlikte bu kuruldan çıkarılıyor. Yani afetle mücadelelerdeki en üst koordinasyon kurulunda TSK bulunmuyor.

Benzer bir şekilde 1997 yılında yürürlüğe giren, TSK’ya valilik izni olmadan ve sadece bilgi vererek toplumsal olaylara ve doğal afet yaşanan yerlere müdahale edebilme yetkisi veren Emniyet Asayiş Yardımlaşma (EMASYA) Protokolü 2010 senesinde darbe planlarına dayanak yapılması sebebi ile iptal ediliyor.

Bunlara ek olarak AFAD'da Afetlere Müdahale Genel Müdürlüğü görevini İsmail Palakoğlu yürütüyor. Palakoğlu, İlahiyat Fakültesi mezunu ve daha AFAD'daki görevinden önce Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürü ve Diyanet İşleri Başkanlığı Başkanlık Müşaviri görevlerinde bulunmuş. Kendisinin, afetle mücadele veya arama-kurtarmaya ilişkin bir eğitimi bulunmuyor.

%0,5’lik bütçe

2022 yılında kamu bütçesinden deprem ve doğal afetleri önlemek için hazırlanan programlara ayrılan pay sadece %0,5. İktisatçı Mustafa Sönmez, depremde yıkım riskini azaltmayı amaçlayan "Şehircilik ve Risk Odaklı Bütünleşik Afet Yönetimi" için 2022'de harcanan paranın 21,2 milyar lira olduğunu belirtiyor. Buna karşın, iktidarın yanlış ekonomik politikaları nedeniyle enflasyonun tavan yaptığı, döviz kurunun patladığı bir dönemde sermaye sahiplerinin birikimlerini korumak amacıyla çıkarılan Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasına hazineden harcanan para 93 milyar lira.

Yapı Denetimi

Depremde hayatını kaybeden 35 binden fazla insanın katillerinden sadece bazıları olan müteahhitler ve inşaat firmalarının sahipleri hızlı bir şekilde göz altına alınmaya ve tutuklanmaya başlandı. Ancak bu binaları onaylayan belediye yetkilileri veya yapı denetim sistemini özel şirketlere devreden AK Parti hükümetinden herhangi bir kişi henüz göz altına alınmış değil. En aşağıdan yukarıya bir silsile hâlinde inşaat sektörünü insanlara mezar hâline getiren bu sistemin en altındaki insanların tutuklanması kamu vicdanını rahatlatmayacak. Bu sistemi inşa eden siyasetçilerin de baştan sona sorgulanması ve suçluların tutuklanması gerekiyor. TMMOB’den alınarak özel şirketlere devredilen yapı denetim görevi, inşaat şirketi olan kişilerin aynı zamanda yapı denetim firmaları da kurarak kendi kendini denetle(me)diği bir sistem yarattı. İktidara yakın gazeteler ise bu kararı sevinçle kutlamıştı.

TMMOB’nin eski Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı Mehmet Soğancı, yapılan düzenlemeyi şu ifadelerle eleştirmişti:

"Yapı denetimi, idarenin yaptırım gücüne dayanarak yürüttüğü asli kolluk faaliyetleri içinde yer almakta olup, Anayasa`nın 128. maddesinde belirtildiği üzere, devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi gerekmektedir. Oysa 4708 sayılı Yasa ile devlet, bu asli ve sürekli hizmetini -Anayasa`nın 128. maddesinin yürürlükte olmasına karşın-, özelleştirme konusu yapmıştır. Yapı denetimi, zemin ve temel raporlarından ruhsat aşamasına (aslında ruhsat aşaması dahil, çünkü ruhsat denetim raporlarına göre verilmektedir) kadar yapı denetim kuruluşlarına teslim edilmiştir."

Depremlerde yıkılan birçok binanın müteahhitliğini yapan inşaat şirketlerinin aynı zamanda yapı denetim firması sahibi olduğu da göz önünde bulundurulduğunda hükümet tarafından yapılan düzenlemenin toplu katliama giden yola döşenen bir taş daha olduğunu görüyoruz.

İmar Afları

AK Parti döneminde 9 kez imar affı çıkarıldı. Dayanıksız, usulsüz, deprem yönetmeliğine aykırı ve güvenli olmayan binalara seçim dönemlerinde oy devşirmek için af çıkarıldı ve ihmaller görmezden gelindi. Her defasında af çıkacağına inanan müteahhitler ise yasaları ve kuralları görmezden gelerek hiçbir insani kaygı gütmeden binlerce insana mezar olacak binalar diktiler yıllarca. Hükümet de 35 binden fazla kişinin ölümüne neden olacak bu binalara af çıkararak cinayeti yasal hale getirmiş oldu. Toplu katliama giden yola 9 taş daha döşendi.

CHP Milletvekili Mahmut Tanal'ın 2022 yılının son aylarında 2018 imar affıyla kaç konut ve işyerinin "Yapı Kayıt Belgesi" aldığını Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'a sorması üzerine verilen yanıta göre; imar barışı kapsamında Türkiye genelinde toplam 7 milyon 85 bin 969 adet Yapı Kayıt Belgesi verilirken, bunların 5 milyon 848 bin 927'sini konutlar oluşturuyor.

DW Türkçe’nin haberine göre Kahramanmaraş merkezli depremlerin etkilediği 10 ilde imar affı kapsamında verilen yapı kayıt belgesi sayısı ise 294 bin 166 oldu. Bunlar 10 ile göre şöyle sıralanıyor:

  • "Adana'da 59 bin 247, Adıyaman'da 10 bin 629, Diyarbakır'da 14 bin 719, Gaziantep'te 40 bin 224, Hatay'da 56 bin 464, Kahramanmaraş'ta 39 bin 58, Kilis'te 4 bin 897, Malatya'da 22 bin 299, Osmaniye'de 21 bin 107, Şanlıurfa'da 25 bin 521 yapı kayıt belgesi."

Toplu cinayetin failleri kim?

AK Parti hükümetinin, bundan önce defalarca kez tanık olduğumuz gibi bu felaketin de hiçbir sorumluluğunu üstlenmediğini, birkaç tutuklama ve göz altı ile kamu vicdanını rahatlatmaya çalıştığını görüyoruz. 21 yılda inşa edilen ranta dayalı inşaat sektörü, şantiye şefinden Cumhurbaşkanına kadar yandaş şirketlere ihale dağıtılması, denetimsizliğin önünün açılması, kurallarına aykırı inşa edilen binalara oy devşirme amacıyla af çıkarılması, deprem felaketini önleme kapasitesine sahip kurumların siyasi rant mekanizmalarına dönüştürülerek işlevsizleştirilmesi, yeterli bütçenin ayrılmaması ve yapı denetim sisteminin değiştirilmesi gibi uygulamalarla 35 binden fazla insanın canına mâl oldu. Toplu katliama giden yola hükümet sürekli bir taş daha döşedi. Bugün gelinen noktada, hesap vermesi ve yargılanması gereken asıl kişiler bu taşın altına elini koyanlardır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Bir cinayetin anatomisi, deprem diplomasisi

Binlerce insan neden öldü?

16 Şub 2023

Kaan Walsh

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan devletleri ekonomik ve askerî olarak sınırlandıran CAATSA yaptırımlarına Aralık 2020’den beri maruz kalan Türkiye’ye ABD Başkanı Trump’tan müjde geldi. NATO Zirvesi için Ankara’ya gelen Trump, hediye paketini Erdoğan’a sundu: Yaptırımlar kalkacak, F-35 konusu ele alınacak.

Pelin Cengiz

·

08 Tem 2026

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?