Boğaziçi çöküyor: İstanbul’a büyük göç
1920’lerin İstanbul'unda her sene mevsim değişikliğinde Boğaziçi ile şehir merkezi arasında göç yaşanırdı. Bu göç zaman içerisinde Boğaziçi’ne gidenlerin azaldığı, Boğaziçi’nden gelenlerin arttığı bir şekilde değişmeye başladı. Boğaziçi gitgide terk ediliyordu.
1930’ların ortalarından itibaren gazetelerde bu konuyla ilgili birçok yazı dizisi kaleme alındı: Boğaziçi ölüyor… Boğaziçi sizlere ömür.. Çöken Boğaziçi…
İstanbul tarihinin bir yanı, yükselen semtler, eski itibarını kaybeden mahalleler arasındaki insan sirkülasyonudur. Bu değişim sırasında Adalar her daim rağbet gören yerler olarak kendini sabitlerken 1930’larda insan kalabalığı Boğaziçi’nden Çamlıca’ya, ardından Haydarpaşa hattına kaydı. Son olarak Suadiye’ye kadar uzandı. Kısa bir süre Bakırköy ve Yeşilköy de İstanbul’un en fazla ilgi gören sayfiye yerleri arasında yerini aldı. Genel olarak bu değişimde eğlence anlayışındaki yenilikler ve ulaşımın etkisi oldu. Yine de coğrafyasıyla, doğasıyla, ihtişamlı yalılarıyla dünyanın en güzel yerlerinden biri olan Boğaz’ın ölmeye yüz tutması pek tuhaf…

Göç edenlerin iskele fotoğrafı, 1931
1930 ile 40 arasında yayımlanan haberlerde Boğaziçi’nin çöküşünün nedenleri şu şekilde açıklanıyor:
Küresel boyutta siyasi etkenler
- Meşrutiyetin ilanı (23 Aralık 1876).
- 1880’lerin sonunda Padişah komşular arasındaki toplantıları yasaklıyor. Padişah bu toplantılardan siyasi olarak kuşkulanıyor.
- Balkan Savaşları (8 Ekim 1912 – 10 Ağustos 1913).
- I. Dünya Savaşı (28 Temmuz 1914 – 11 Kasım 1918). Savaşa giden birçok genç ve çocuk hayatını kaybediyor. Boğaziçi’ndeki kimi köylerden yüz genç savaşa gidiyorsa ancak biri sağlıklı olarak dönüyor.
- Cumhuriyetin ilanı sonrası Boğaziçi’nde yaşayan birçok Rum, Yunanistan’a gidiyor. Özellikle zengin Hıristiyanlar Boğaziçi’ni ve ülkeyi terk ediyorlar.
- 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı.
Yönetim ve anlayış sıkıntıları
- Ortaokul ve lise yok. Otobüs ve tramvay yok. Kumpanya suyu yok.
- Belediye bakım yapmıyor. Sokaklarda hâlâ gaz lambası var. Elektrikle aydınlanan sokak yok denecek kadar az.
- Yatırım yok. Değişen eğlence anlayışlarına yönelik modern işletmeler kurulmuyor.
- Yalı sahipleri, tamir yerine özellikle ahşap binaları enkazcıya satıyor.
Vapur seferleri düzenleyen Şirket-i Hayriye’nin etkisi
- Şirket-i Hayriye seferlerinin düzensizliği ve pahalılığı. Vapur seferlerinin düzensizliği ve şehir merkezindeki mesai saatlerine göre ayarlanmaması çalışanlar için Boğaziçi’ni terk sebebi oluyor.
- Şirket, Boğaziçi’ne taşınan eşya ve erzaktan çok ciddi paralar istiyor. Bu sebeple Boğaziçi’ne taşınmak çok pahalı, bakkal fiyatları da çok yüksek.
Boğaziçi’nin terk edilmesini Suat Derviş, 25 sayılık yazı dizisinde çok güzel anlatıyor. Boğaziçi’nde sayfiye yerlerini dolaşan Suat Derviş, vapurdan iner inmez bu güzelim coğrafyanın neden eskisi kadar rağbet görmediğini anlamak için yerel halkla röportaj yapmaya çalışıyor. Kapı kapı dolaşmasına rağmen karşısına kemikleri sayılacak kadar cılız bir köpek dışında hiçbir canlıyı bulamıyor. Bir köşkün aylık kirası Adalar'da 400 lirayken Boğaziçi'nde 15 liraya kadar düşüyor. Kimi sayfiye yerlerindeki yalılar, tarım ve fabrika işçileri için oda oda kiralanmış. İstinye’deki yalıların her bir odasında başka bir balıkçı kalıyor. Ahşap yalılar yakacak odun karşılığı yıktırılıyor. Kimi köşkler tütün ya da kömür deposu olmuş. Terk edilmişlik Boğaziçi’ndeki bülbül seslerinin arasına karışıyor. Umutsuzluk, çalıların, ağaçların türlü otların işgal ettiği yalı ve köşklerin arasından göze çarpıyor. Tarihin bir döneminde Boğaziçi bile insansızlığa kurban oluyor. Suat Derviş’in bir röportajında yerel halkın ağzından dökülen şu sözler, durumu en güzel şekilde ifade ediyor: “Boğaz’ın katili en güzeli anlamayan bizleriz.”
Ahmet Kutsi Tecer 1930'lu yıllarda yazdığı şiirler ile ünlenmiş bir şair, bir siyasetçidir. En çok bilinen eseri "Orada bir köy var uzakta" şiiridir. "Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür" diye devam eder dizeler ne tesadüftür ki Boğaziçi'nin çöktüğü yıllarda kaleme alınmış. Bu şiirden öte bir ideoloji; sahip olmanın, onunla yaşamaktan onu paylaşmaktan çok daha mühim olduğunu anlatan dönemin ruhudur.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Oğul Doğa Gökşin
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR




