Brexit sonrası Londra'nın mülteci endişesi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Birleşik Krallık’ın 2016 yılında gerçekleştirdiği referandumla Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararı alması, hem AB hem de Birleşik Krallık için beklenmedik bir tarihî gelişme oldu. Geçtiğimiz dört yıl boyunca, AB ve Birleşik Krallık müzakerecileri, çıkış sürecini “hasarsız” atlatmak ve ekonomik ilişkileri düzenlemek üzere tartıştılar. Nihayetinde Birleşik Krallık’ın kırk yedi yıllık AB serüveni 31 Ocak 2020 günü resmen tamamlandı. Sürecin resmen tamamlanmasının ardından, AB’nin fiiliyatta üyesi olacak Birleşik Krallık’ın yıl sonuna kadar AB ile müzakerelerini tamamlaması öngörüldü. Pandemi nedeniyle çevrim içi ilerlemek zorunda kalan müzakere sürecinde, henüz bir ilerleme kaydedilmiş değil. Pandemi sürecinin “anlaşmasız”(no deal Brexit) bir ayrılış sürecini hızlandırdığı görüşü ise yaygınlaştı. Angela Merkel, Birliği anlaşmasız ayrılığa hazır olması için uyardı.
- 1 Ocak 2021’de tamamen AB’den kopacak olan Birleşik Krallık’ın müzakere sürecinde en çok odaklandığı nokta ise ortak pazarın sağlamış olduğu ticari kolaylıkları devam ettirecek yeni bir model. Boris Johnson ticaret modelinin Kanada ile AB arasında yapılan Serbest Ticaret Anlaşması’yla benzer olmaması durumunda, iki tarafa da büyük maliyetler getirecek olan Dünya Ticaret Örgütü kurallarına dönüleceğinin sinyallerini veriyor. Öte yandan, uzmanlar yalnızca ekonomik anlaşmaya odaklanan Birleşik Krallık’ın güvenlik, göç, organize suçla mücadele gibi önemli konuları es geçmesinin sakıncalarına dikkat çekiyor.
- Brexit sürecinde göç teması: Brexit müzakereleri devam ederken yıl sonunda Birlik’ten tamamen kopacak olan Birleşik Krallık için mülteci meselesi önemli bir konu hâline geldi. Dört yıl öncesine gittiğimizde, göçmen karşıtlığının ve mülteci meselesinin Brexit’e giden köşe taşlarını oluşturduğunu görebiliriz. Referandum kampanyaları sırasında; ayrılma taraftarlarının afişlerinde Türkiye’nin muhtemel üyeliğinin AB’yi Suriye ve Irak’la sınır komşusu yapması tehlikesine atıfta bulunulmuştu. Şüphesiz ki bu söylemler göç rejiminin kontrolünü sağlamak için Birlik’ten ayrılmanın gerekliliğini savunanlara popülist bir ivme yarattı. Nitekim 2016 yılında Pew Research Center tarafından yapılan ankette, Birleşik Krallık halkının %70’nin AB’nin mülteci meselesiyle doğru baş edemediğini düşündüğü ortaya konmuştu.
- Çıkış müzakerelerinin pandemi süreciyle gölgelendiği bugüne geldiğimizde, Brexit destekçilerinin göç konusu dahil olmak üzere AB ülkeleriyle ikili ilişkilerin geliştirilmesine daha sıcak baktığı görülüyor. Göç temasının yalnızca “tehdit” oluşturan mültecileri değil, Tek Pazar’ın imkânlarından faydalanan işçileri de kapsadığı anlaşıldı. Mevcut düzenlemelerin devam etmediği ve ikili anlaşmanın sağlanmadığı senaryoda, AB ülkelerinde yaşayan / çalışan Birleşik Krallık vatandaşları ve Birleşik Krallık’ta yaşayan / çalışan AB vatandaşları geri dönüşü olmaz kayıplara uğrayacak. Göç düzenlemesinin yapılmaması durumunda, iş gücü piyasasında önemli bir ekonomik kaybın yaşanması öngörülüyor. Üstelik, Boris Johnson’ın uygulamaya koymayı planladığı puanlama sistemiyle, Birleşik Krallık’ta çalışma izni almak fiilen imkânsız hâle gelecek ve yalnızca “en iyilerin” seçildiği bir piyasa ortamı oluşacak.
- Manş Kanalı’nı kullanan mülteciler: Bugünlerde Londra’nın Brexit müzakereleri sırasında “yeni yeni” gündeme getirdiği önemli bir sorun, mültecilerin Manş Kanalı’nı kullanarak Birleşik Krallık sahillerine ulaşmaya çalışmaları. Fransa’yla ikili bir göç anlaşmasının yapılmasını gerektiren bu sorun, Brexit müzakere sürecini de bir savaş alanına çevirdi. Birleşik Krallık merkezli Daily Mail gazetesinin haberine göre, haziran ayında Afganistan, Irak, Suriye gibi savaş bölgelerinden kaçan beş yüzden fazla mülteci, Manş Kanalı’nı kullanarak Birleşik Krallık’a ulaştı. Mültecilerin Avrupa ana karasından Ada’ya ulaşmasının; Birleşik Krallık’ın yıl sonunda tarafı olmaktan çıkacağı Dublin III yönetmeliğinin uygulanmaması durumunda büyük bir asayiş sorununa neden olacağı tahmin ediliyor.
- Dublin III Yönetmeliği: Yönetmeliğe göre, AB üyesi bir ülke, sığınma talebinde bulunan mültecileri başka bir AB ülkesine yönlendirme ve parmak izi verdikleri, giriş yaptıkları ilk ülkeye gönderme hakkına sahip. Birleşik Krallık yönetmeliğin dışında kaldığında, kıyılarına ulaşan mültecilerin sığınma başvurularını geri göndermeme ilkesine dayalı olarak kabul etmek durumunda kalacak. Londra, mültecileri geri göndermesini kolaylaştıracak ikili anlaşmalarla kendi geri gönderme prosedürlerini düzenlemeyi hedefliyor. Bu nedenle özellikle Manş Kanalı’nın kolaylaştırdığı yasa dışı göçle mücadele etmek için Fransa’yla müzakerelerde bulunuyor.
- Tepkiler: Birleşik Krallık mülteci karşıtı tutumunu devam ettirirken Fransa polisini kıyılarda yardım için desteğe çağırdı ve mülteci akınını durdurmak üzere Gizli Kanal Komutanlığı kuracağını ilan etti. Gelişmeler üzerine ünlü dondurma markası Ben & Jerry’s resmî Twitter hesabından İçişleri Bakanı Priti Patel’i etiketleyerek eleştirel bir bilgisel yayımladı. “İnsanlar yasa dışı olamaz.”(People can not be illegal) cümlesiyle eleştirilen hükümet kanadı ise markanın pahalılığından dem vurdu.
- Sonuç: Brexit süreci her ne kadar pandeminin gölgesinde kalmış olsa da 2010’lu yıllara damgasını vuran ve tarih kitaplarında sık sık okuyacağımız bir gelişme. Birleşik Krallık’ın AB’siz yoluna devam etme sürecini izlemek, uluslararası politikayı takip eden herkes için heyecan verici olacak. Müzakerelerde yaşanan çıkmazların faturası ise tahmin edilenden daha ağır olabilir. Yalnızca ticaret odaklı müzakereler bile tamamlanmamışken göç, mültecilik, güvenlik, iklim, serbest dolaşım gibi temalarda bir düzenlemenin olmaması hem Birlik hem de Birleşik Krallık için önümüzdeki on yıllarda yeni diplomatik trafiklerin yaşanmasına neden olacaktır.
Büşra Kılıç, İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdikten sonra yüksek lisansını Marmara Üniversitesi'nde Uluslararası Politik Ekonomi alanında yapmıştır. Şu anda Marmara Üniversitesi'nde doktora adayı olan Kılıç, AB komşuluk politikası üzerine tez yazmaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta hikâyelerimizde Brexit'i, Gelecek İçin Cumalar’ı ve Türkiye’de son bir ayda meydana gelen yasal düzenlemeleri konu alıyoruz.
20 Ağu 2020

YAZARLAR

Büşra Kılıç
Yazar @ Spektrum

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




