Şen Olsun Bağlamanın Telleri

Üç telin peşinden
Şen Olsun Bağlamanın Telleri

Bugün buradaki mevzumuz üretim süreciyle beni mest eden, anlattığı gelenekle bam telime değen ve üretim sürecine beş yıl, sekiz ülke, binlerce kilometreyi sığdıran "Saz" belgesel-filmi ve Petra’nın hikâyesi. Ama önce bunu dinlemenizi istiyorum, sonra da rüzgâra kendinizi bırakmanızı.



(Petra, Filmden bir sahne)

Yukarıda gördüğünüz fotoğrafa bakınca ben gittiği her yerli olabilen bir dünya vatandaşı görüyorum. Dünya prömiyerini 38.İstanbul Film Festivali'nin musikişinas bölümünde yapan “Saz” belgesel/filmi bir enstrümanın peşinde bir yol ve yolculuk hikâyesi. Petra Natchmanova’nın saz ve âşıklık geleneğinin gizemi peşinde yaptığı bu yolculuktan benim hafızamda ve kalbimde yer bulanları sizlerle paylaşacağım.

Petra ve Saz : Avusturya’da Leh bir anne ile Çek bir babanın kızı olarak dünyaya gelen, Türkçe dahil sekiz dili çok iyi derecede konuşan müzisyen Petra Nachtmanova, saz çalan az sayıdaki Batı Avrupalı bir müzisyenlerden biri. Kendi deyişiyle o da Berlin’de yaşayan bir “gurbetçi”. Sazla Berlin’de bir sokak sanatçısı vasıtasıyla tanışan ardından saz çalma ve Türkçe öğrenme yolculuğu başlayan Petra’nın Stephan ile yollarının kesişmesiyle bu filmin yolculuğu başlıyor. Sazın barındırdığı gizemi merak eden Petra; Stephan (Yönetmen) ve Floren ile (Ses Kayıt Sorumlusu) birlikte yollara düşüyor. Sazın doğayla olan ilişkisinden kopmamak için de olabildiğince karadan gerçekleştirdikleri bu yolculuğun bir kısmı at sırtında geçiyor.

Petra, Orta Asya üzerine çalışmalar yürüten bir akademisyen olmasına rağmen bu filmin özellikle bilimsel bir çalışma olmadığını vurguluyor. Film boyunca karşılaştığı,tanıştığı her saz icracısına “Bana eve götüreceğim bir türkü öğretebilir misiniz? “ diye soruyor, heybesine türküleri doldurarak yoluna devam ediyor. Bu yolculukta yolu ülkemizden de geçiyor ve Erkan Oğur, Baba Zula, Emre Dayıoğlu, Tolga Sağ gibi pek çok sanatçıyla bir araya geliyor.

Emre Dayıoğlu;
 
“Anadolu'da köy köy gezerek halk müzikleri kaydeden sıradan bir müzik öğretmeniyim. ‘’

Emre , Anadolu'yu gezerek unutulmaya yüz tutan eserleri kayda alıyor, Türkiye'nin kültür mirasına katkıda bulunuyor. Pandeminin ilk zamanlarında kendisi de Petra ile müzikli bir sohbet gerçekleştirmişti buradan izleyebilirsiniz. Müzik benim için her daim bir motivasyon kaynağı ama Petra’nın bu film ziyareti sırasında Emre ile üç telli öğrenme macerasını kaydettikleri bu video.
Her düştüğümde açıp,kendimi rüzgârına teslim ettiğim noktada.

Yönetmene dair; Film yönetmen Stephan Talneau ‘nun ilk filmi. İlk film için için beş yıllık bir üretim süreci olan bir işe kalkışmak bence gerçekten cesaret istiyor. Stephan halen ülkemizde Kolektif İstanbul, Kadıköy Sensions gibi sanatçılarla birlikte video klipleri üretmeye devam ediyor. Stephan’ın youtube kanalına buradan ulaşabilirsiniz.

İlk Durak ;

“Belli ki Arnavutçayı atlamışım.”

Yolculuğun ilk durağı Balkanlar. Petra’ nın sekiz dil bildiğini söylemiştim bu dillerden birinin Arnavutça olmaması Petra’ yı epeyi üzüyor. Geleneği yaşatanlara kendi dilleriyle eşlik edemiyor oluşu, yolcuğun başında onu biraz üzse de sıcak karşılama ve ağırlama ile yolculuğun devamı için motive olduğunu hissettiriyor. Floren’in bu topraklardan ayrılırken gözyaşlarını tutamadığı o sahneye ben de nemlenen gözlerimle eşlik ettim.

Türkiye

Türkiye’de ilk durak İstanbul, burada Unkapanı ve Kadıköy’de saz sanatçılarıyla bir araya gelen Petra “Berlin dekiyle aynı sorun, saz şehirli değil ” diyor. Filmi izlerken bu cümleyi duyduğumda aklıma gelen ilk şey 19.yüzyılda İstanbul ‘da meydanlarda ve kahvehanelerde gerçekleşen âşık fasılları oldu. Hatta Petra’nın 19.yüzyıla ışınlanmasını dilemedim değil! Petra burada 70’lerde sazın siyasi konjonktür ile olan çatışmasını da değiniyor. Bugün bile müzik ve yasak kelimelerini yan yana görüyor olmak kalbimi gerçekten acıtıyor.

Sazın şehirle ilişkisinde, aradığı cevapları bulamayan Petra, rotasını buradan Anadolu’ya çeviriyor. Ziyaret ettiği şehirlerden biri de Sivas oluyor, burada Âşık Veysel’in kabrini ziyaret ediyor ve ailesiyle tanışıyor. Bu ziyaretinde çok özel bir an yaşıyor. Bozkırın ortasında deyim yerindeyse transa geçiyor. Yolculuk boyunca beni en etkileyen sahnelerden biri de bu oldu. Gelenek içinde bu trans hali “âşıklığa” kabul için çok önemli bir detayken Âşık Veysel’in torunu da bu trans halinin gözünden kaçmadığını dile getiriyor.

Petra’nın gelenek için de kabul görmesine dair bir küçük olayda Erzurum ziyaretinde âşıklar Kahvesinde gerçekleşiyor. Kahvehane sakinlerinden biri, onu rüyasında gördüğünü söylüyor, tabii rüyasında görüp görmediğini bilemeyiz ama rüyada görme de gelenek içinde kabulün önemli bir parametresi.

Petra ülkemiz bu gelenek için şu cümleyi söylüyor.
“Saz halkın çalgısı burada. Her yerde var ve hâlâ çok kuvvetli”

Oradan Orta Asya’ya ;

“Sadelik en zor şey! Bu kadar az sözle bunu nasıl başarmışlar!”

Yolculuk Gürcistan, Azerbaycan oradan da Orta Asya’ya doğru ilerliyor. Özellikle Gürcistan ve Azerbaycan da bu gelenek daha coşkulu! Gürcistan’da bu geleneğin kadın temsilcilerinden Âşık Nargile’ yi de filmde görüyoruz. Gelenek, düğünlerde halen en etkili eğlenme biçimi olarak varlığını sürdürüyor.

Azerbaycan ve âşıklık geleneği deyince benim aklıma gelen bir diğer film de Sergei Parajanov ‘un “Âşık Garip” filmi, tüm o anlatma coşkusu ve geleneğin motiflerini filmde görmek mümkün, filmi MUBİ’nin koleksiyon bölümden izleyebilirsiniz.

İran’da, iki telli bir saz olan dotar ve tanbur bizi karşılıyor.  Yolculuğun bu kısmında Petra’nın bozkılara bakıp “Anlatacak ne var, her şey sanki apaçık, benim anlatmam gerekmiyor ki! “ diyerek kayıtlara geçirdiği bu cümle, beni anlatma güdüsü üstüne tekrar düşünmeye itti. Filmi izlediğim sıralarda Robert Fulford’un, Anlatının Gücü, Kitle Kültür Çağında hikâyecilik’i okuyordum. Filmi ilk izlediğim o günden bugüne bende anlatıcı olma yolunda ilerliyorum.
Kitabı okumak isteyenlere ufak bir notum var; kitap kapsamlı bir araştırma olmasa da bu konuda derli toplu bir anlatı sunuyor.

Yolculuk bitti mi?

Tüm yolculuk boyunca sazın doğayla olan ilişkisine ayrı bir saygı gösterildiğini dile getirmiştim.

Eskiler bir ormanda ağaç topluluklarından en uzak olan ağacın saz yapımı en iyi ağaç olduğunu söylüyor, sebebini de “Anlatmaya en hasretlik çeken o ağaçtır, ondan saz yapın, en iyi ses ondan çıkar.” şeklinde açıklıyorlar. Petra filmin bir sahnesinde zeytin ağacına yaka mikrofonları yerleştiriyor ve ağacın kendisini dinliyor. Sizce de olağanüstü değil mi? 
Bir ağacın nasıl saza dönüştüğüne dair saz yapım ustaları ile film boyunca bir araya geliniyor ve çok önemli detaylar kayda geçiriliyor. 

Yolculuğun son durağı planlandığı gibi Orta Asya oluyor. Bu yolculuğun sazın gizemini aramaya dair bir yolculuk olduğunu başta dile getirmiştim. O yüzden biten sadece kilometreler…
Sözümü, Murat Ertel’in bu yolculukta dile getirdiği bu cümleyle bitirmek istiyorum. 

“Saz hakkında herşeyi bilmek mümkün değil!” 


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Müzikli MevzularMüzikli Mevzular

BÜLTEN SAYISI

Yangın(lar)ı Söndürebilecek Miyiz?

Yangınların Şeklini ve Şaşsak da Her Şeye Rağmen...

29 Tem 2021

BBC

YAZARLAR

Esra Ece Kuleci

Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Müzikli Mevzular

Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR