Can Atalay’ın Tahliye Edilmemesi Temel Hak İhlâlidir

14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan 28. Dönem milletvekilliği seçiminde Türkiye İşçi Partisi’nden Hatay milletvekili seçilen ancak ‘’Gezi davası’’ olarak bilinen dava kapsamında tutuklu bulunan Avukat Şerafettin Can Atalay seçimden iki ay geçmesine rağmen hâlâ tahliye edilmedi. Bu nedenle TBMM’ye gelip yemin de edemeyen Atalay yasama çalışmalarına da katılamıyor.
Atalay’ın tahliye edilmemesi pek çok hukuki soruna ve bu bağlamda ülkede hukuk devletinin yaşadığı krize de işaret etmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Can Atalay’ın acilen tahliye edilmesini gerektiren pek çok Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararı bulunmaktadır. Ancak tahliye talebi hakkında karar vermesi gereken Yargıtay Dairesinin bu kararları dikkate alarak acilen tahliye konusunda harekete geçmediği görülmektedir.
Atalay’ın hukukî durumu ile ilgili olarak cevaplanması gereken ilk soru Atalay’ın yasama dokunulmazlığından yararlanıp yararlanamayacağıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2018 ve 2019 tarihli kararlarına atıfla Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinden yargılanan Atalay’ın Anayasanın 83. Maddesinin 14. Maddeye yaptığı atıf nedeniyle dokunulmazlık kapsamı dışında kaldığı yönünde görüş belirtmiştir. Oysa Anayasa Mahkemesi 2021 yılında verdiği Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında yasama organının Anayasanın 14. Maddesi kapsamına giren suçları düzenlemediğine işaret ederek kuralın öngörülemez olduğuna karar vermiştir.[1] Anayasa Mahkemesinin tespiti şöyledir
“Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasından ve Anayasa'nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerinden hareketle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar" ibaresinin kapsamına hangi suçların girdiği konusunda kanun koyucunun düzenlemesi dışında yargı organlarınca yapılan yorumlarla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlamanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”[2] AYM’nin bu açık tespitinden sonra yerel mahkemeler 14. Madde kapsamına hangi suçların gireceğini kendilerinin belirleyebileceği iddiasında bulunamaz. AYM kararından sonra yasama organı yeni bir düzenleme yaparak 14. Madde kapsamına giren suçları somutlaştırmadığından, yerel mahkemelerin milletvekili seçilen kişilerle ilgili yargılamalar konusunda derhal durma kararı vermesi ve somut olayda da Atalay hakkındaki davayı durdurarak tahliyesine karar vermesi gerekir.
Diğer taraftan Atalay’ın tutukluluğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kavala kararına da aykırıdır. Zira Atalay ile aynı dosya kapsamında yargılanan ve yerel mahkemece hakkında müebbet hapis cezası verilen Kavala’nın tutukluluğunun hukuka uygun olup olmadığını inceleyen AİHM, Kavala’nın tutuklanması için yeterli suç şüphesini gösteren somut delil bulunmadığına ve tutuklamanın siyasi nedenlere dayandığına karar vermiştir.[3] Kararın gereğinin yerine getirilmemesi üzerine Bakanlar Komitesi ihlal prosedürünü başlatmış ve bunun sonucu AİHM bir yıl önce Türkiye’nin kararın gereğini yerine getirmediğine karar vermiştir.[4] Osman Kavala açısından dosyada bulunmayan delillerin Can Atalay ve diğer sanıklar açısından bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle Atalay’ın tutukluluğu AİHM kararlarına da aykırıdır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi pek çok başvuruda milletvekili seçilen kişilerin tahliye edilmemiş olmasını seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile bağlantılı olarak özgürlük ve güvenlik hakkının ihlâli olarak değerlendirmiştir. AYM’ye göre, milletvekili seçilen kişilerin tutukluluğunun devamına karar verirken yerel mahkemeler yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucunun seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkı arasında ölçülü bir denge kurmaları gerekir. Dolayısıyla tutukluluğu zorunlu kılan somut nedenler göstermedikçe mahkemeler milletvekilinin yasama çalışmalarına katılmasını sağlamak için tahliye kararı vermelidir. Aksi halde Anayasa’nın 67. ve 19. maddelerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.[5] Atalay’ın yasama dokunulmazlığından yararlandırılması kabul edilmese bile AYM’nin bu kararları gereği derhal tahliye edilmesi gerekir. Tutuklu kaldığı her gün temel hak ihlâkli ağırlaşmaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Can Atalay’ın Tahliye Edilmemesi Temel Hak İhlâlidir, Tanju Özcan CHP’de İsyan Bayrağını Açtı, Sivil Toplum Kuruluşlarını Vergilendirme Sorunsalı
17 Tem 2023

YAZARLAR

Ali Rıza Çoban
Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi
Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR



