
Çocukların Korunmasının Güvencesi
Anayasa, çocukların korunmasını özel olarak güvence altına alıyor. Anayasa md. 41 uyarınca “Devlet … çocukların korunması … için gerekli tedbirleri alır, … Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir… Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” Anayasa ayrıca muhtaç çocukların topluma kazandırılması için tedbir alınmasını ve çocuklar için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağını da öngörmüş durumda. Tabii çocuklar yalnızca içinde “çocuk” geçen hükümlerle korunmuyor. Diğer temel hak ve özgürlüklerden de diğer herkes gibi, hatta eğitim hakkı gibi haklardan daha öncelikli yararlanıyorlar (yararlanmaları gerekiyor).
Anayasanın verdiği görev doğrultusunda çocuk haklarının farklı mevzuatlarda düzenlendiğini de görüyoruz. 5395 s. Çocuk Koruma Kanunu veya çocukların korunması görevini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na veren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi bu mevzuatlardan bazıları.
Çocukların korunması bakımından önemli güvenceler sağlayan uluslararası sözleşmeler de var. Bu sözleşmelerden Lanzarote Sözleşmesi olarak bilinen Çocukların Cinsel Suistimal ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni anmak gerek. Bu sözleşmeyi özel olarak anıyorum çünkü bu sözleşme de belirli gruplar tarafından belirli aralıklarla hedef alınıyor. “İstanbul Sözleşmesi ne ki asıl Lanzarote Sözleşmesine bak!” başlıklı haberlerin ve bunların etki alanlarının takipçisi olmak lazım.
Çocuklar Korunuyor mu?
Bu yazının temel konusu bu soru. Bu soru benim aklıma üç alt koruma alanını getiriyor: çocukların yaşamı, çocukların beslenmesi ve çocukların eğitimi
Çocukların yaşamı
Bebek/çocuk ölümleri dünya genelinde 2023 yılında bile çözülememiş bir sorun. Dünya geneline baktığımızda bu sorun Türkiye’de yaygın gözükmüyor. Bu konuda ilerleme de göstermiş durumdayız ve bu sevindirici.
Fakat yaşam hakkı konusunda üzücü verilerimiz de var. 2022 tarihli bir habere göre son 9 yılda 571 çocuğun iş kazasında ölmesi ve İSİG Meclisi raporuna göre 2022 yılında en az 64 çocuk işçinin hayatını kaybetmesi, işçi olmak durumunda bıraktığımız çocuklarımızın hayatını yeteri kadar koruyamadığımızın göstergesi. İş cinayetleri tablosu vahim olan ve bununla mücadele etmemiz gereken ülkemizde bu tablolarda çocukların yer alması da onların yaşam hakları bakımından ayrıca düşünmemiz gereken bir husus.
Deprem sonrasında çocuklara ulaşamamamız da çocukların yaşamı bakımından ele alınması gereken bir sorun. Kayıp depremzede çocuk sayısının bine yaklaştığı iddiası, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın “çocukların önemli bir kısmının sağlık kuruluşlarında olduğunu varsaydıkları”nı belirtmesi ya da üzerlerinde ne kadar denetim olduğu şüphe uyandıran cemaatlerin binden fazla depremzede çocuğun kendi cemaatlerinde olduğunu açıklaması da "Çocuklar yaşıyor mu?" ya da "Nasıl ve nerede yaşıyor?" sorularının yetkili makamlara her gün iletilmesi gerektiğini gösteren bilgiler.
Çocukların yaşamı dediğimiz yalnız nefes alabilmesi ya da kayıp olup olmaması da değil. Vücut bütünlüklerinin korunması da buna dahil. 2022 yılında hepimizin içini acıtan istismar haberleri ve daha önceki bir yazımda paylaştığım üzere 2021 yılında çocukların cinsel istismarı suçuna ilişkin 16.161 mahkumiyet kararı verilmiş olması çocuklarımızı bu bakımdan da koruyamadığımızı gösteriyor.
Çocukların beslenmesi
2022 yılında gıda fiyatlarının “TÜİK verilerine göre” %76,8 artması ama gelir artışlarının bu oranlarından yanından geçmemesi ailelerin ve dolayısıyla çocukların gıdaya erişimde sorun yaşadığının/yaşayacağının göstergesiydi. Beklenen oldu, biz çocukların okullara aç gittiği ve bazı çocukların bu yüzden bayıldığı haberlerini üzülerek okuduk.
Bazı kişilerin “münferit” olarak değerlendirmeye çalıştığı ya da başka sebeplerle açıklamaya çalıştığı bu haberlerin doğruluğunu da TÜİK tarafından yayımlanan Türkiye Çocuk Araştırması 2022 Raporu ile bir nevi teyit etmiş olduk. Bu rapora göre ekmek veya makarna gibi tahıl içeren yiyecekleri her gün tüketenlerin oranı %62,4. Bu rakam meyve söz konusu olduğunda %50,5, peynir ve yoğurt gibi gıdalar söz konusu olduğunda %57,8, sebze söz konusu olduğunda %33, tavuk ve balık gibi gıdalar söz konusu olduğunda ise %12,7. Yani anlayacağınız, sağlıklı yaşamaya çalışanların tutturmaya çalıştığı “dengeli tabaklar” bu ülkenin çocuklarının önemli bir kısmı için mümkün değil. Yani biz çocukların beslenmesi konusunda da olması gerekenin gerisindeyiz. Bu arada Milli Eğitim Bakanlığı’nın 5 milyon öğrenciye bir öğün ücretsiz beslenme verilmesi kararı buna kısa vadede bir çözüm oluşturabilir. Bu vesileyle bir öğün ücretsiz yemek fikrini dile getiren sivil topluma ve siyasetçilere teşekkür etmiş olalım.
Bu arada beslenme, çocukların fiziksel gelişimlerini doğrudan etkilediği için aslında çocukların yaşamı altında da yer alabilirdi. Fakat çoğu kişinin gözden kaçırdığı husus beslenmenin çocukların eğitimi gibi diğer konularla da alakalı olması. Bu yüzden de bu konuya yaşam ve eğitim arasında yer vermek istedim. Siz okula aç giden çocuğun eğitimden verim alabileceğini gerçekten düşünüyor musunuz?
Çocukların eğitimi
Eğitim Reformu Girişimi’nin 2022 Eğitim İzleme Raporu okullaşma oranının arttığını ve bu yönde olumlu gelişmeler olduğunu gösteriyor. Fakat buna rağmen 2021-2022 yılında zorunlu eğitim kapsamındaki 570 binden fazla çocuğun eğitim dışında olduğu tespit edilmiş. Yani okula gitmesi gereken bu çocuklar okulda değil. Çocuk işçi sayısının 2 milyonu bulması ya da İSİG Meclisi raporuna göre çocuk işçiliğin daha 4 yaşında başlıyor olması da bazı çocukların eğitim yerine geçim derdine düştüğünün ve dolayısıyla çocukların eğitiminde başarısız olduğumuzun göstergesi.
Eğitime erişenlerin gerçekten nitelikli eğitim alıp almadığı da ayrı bir soru. Türkiye’nin eğitim karnesinin zayıf olduğunu daha önce de yazmıştım. Türkiye’den yaklaşık 7000 öğrencinin katıldığı PISA olarak bilinen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Programme for International Student Assessment) 2018 sonuçlarına göre Türkiye okuma, matematik ve fen bilimlerinde OECD ortalamalarının altında kalmış durumda. PISA değerlendirmelerindeki üzücü noktalardan biri de sosyo-ekonomik durumun öğrenci başarıları ile ilişkisi. Bu da fırsat eşitliğinin sağlanması konusunda geride olduğumuzu gösteriyor.
Eğitim yalnızca okulda aldığınız eğitim veya bunun niteliği ile ilgili de değil. Bireysel olarak çocukların kendilerini geliştirebilecekleri imkânlar sağlanması da gerekiyor. TÜİK’in açıkladığı rapora göre çocukların sinema ve/veya tiyatroya giden çocukların oranı yalnızca %39,1. Bunun temel sebepleri maddi koşullar ve yakınlarında sinema/tiyatro bulunmaması, bu da çocuklara ders dışında kendilerini geliştirme imkânlarının yeteri kadar sunulmadığı yorumuna yol açabilir. Sinema/tiyatro gibi çocukların gelişimine katkı sağlayabilecek bu faaliyetlerin lüks sayılması da ders dışı imkânların sınırlılığının bir örneği.
Umarım çocukların karşılaştıkları tüm bu sorunlar önceliklendirilir ve bir an önce çözüme kavuşturulur. Böylece tüm çocuklar bayramı layıkıyla kutlayabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle bu ay güne çocuklar üzerinden bakmak istedim. Oy verirken yalnızca kendimizi değil bu dünyayı bırakacağımız çocukları da düşünmemiz dileğiyle.
10 Nis 2023

YAZARLAR

Ayşegül Kula
Ülke gündemine kayıtsız kalamayan ve biraz hukuk bilen bir vatandaş

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR



