Çocukluğumun unutulmaz tadı: Salep

Kışın hepimizin keyifle tükettiği salep; bizim deyişimizle “sahlep otu tabanı”, toptancıların ve toplayıcıların deyişiyle yumrusunun adı “sahlep”, içeceğin adı ise “salep” olarak kullanılıyor. Günümüzde her iki kelime de içeceği için kullanılır. Arap komşu ülkelerimizde ise “sahlep” ya da “zahlep” diye bilinir. Doğup büyüdüğüm Antep’in Nizip ilçesinde mevsiminde çok farklı salep türleri vardı. Birkaç arkadaşımla beraber dağlık ve tepe bölgelere salep toplamaya giderdik. Salep bitkisinin on beş yirmi santim uzağından bitkinin yanına doğru uzunlamasına eşerek dibine ulaşırdık. Bitkinin damarlarını incitmeden dibinde oluşan yumrudan kopartıp tekrar açtığımız yeri sıkıca kapatıp, yumruları toplamaya devam ederdik. Öyle keyifli toplama teknikleri geliştirmiştik ki her birimiz yaptığımız tekniklerle birbirimize hava atardık. Kimin daha hızlı olduğu bu teknikler sayesinde ortaya çıkardı. Topladığımız salepleri aktarlar çarşısında satardık. Bu parayla ilkbaharda bakkallarda satılan renkli haşlanmış yumurtalardan alır, yumurta kırma yarışı yapar kim yumurtaları kırarsa o yumurtalar onun olurdu. İki eğlenceyi bir arada yaşardık. İlkbahar sadece doğanın canlanmasını değil bizlerin de bir şekilde yenilenmesini sağlıyordu. Diğer bir anımsa, topladığımız salep yumrularını küçük şekerci dükkânı olan Ahmet Amca’ya götürürdük. Ahmet Amca’nın gözleri görmüyordu, bu yüzden Kör Ahmet’ın Dükkânı olarak bilinirdi. Bunun karşılığında salepten yapılmış kalem şekeri alır, yalayarak yerdik, şekerdeki tarçın, salep ve bal karışımı çocukluğumun yegâne tatları arasındaki yerini koruyor.
Kışın sabah erkenden fırına çalışmaya giderken sıcak kâhke ile (memlekette simide kâhke derler) salepçiden salep alıp içmek damağımda unutulmaz tat bıraktı. Sıcak süt satanlar aynı zamanda salep de satarlardı. Yaz aylarında sabah kış aylarındaysa gün boyu sıcak salep bulunurdu. Ayrıca Adana’nın Tekir Yaylası’nda da çok güzel salep toplamışlığım vardır. Salepçilerden salep içip simit yemem hep süregelmiştir. Benim için salep gerçekten de bir tür eğlence kaynağı diyebilirim. Kiminin simit ve çayla ebedi bir ilişkisi varken benim çocukluk ve gençliğimin olmazsa olmaz tadı simit ve salepti, özellikle sabah yiyeceği olarak çok severdim. Kış aylarında dışarda yazınsa kapalı mekânda içmesi güzel olur.
Salebi bu kadar sevmeme rağmen İstanbul’da bol su ve nişasta tadı aldığım için içemez duruma geldim. Tat duyumu neredeyse yitirdim. Yaz aylarında hiç bulunmuyor, kışlardaysa durum pek parlak değil. O nedenle kendim yapmaya başlayınca çocukluk ve gençlik yıllarımdaki tutkuma yeniden kavuştum. Özellikle kar yağdığı zaman toz salebin nereden alındığını öğrenip, en az bir saat içinde süt, şeker ve salebi yapıp evde arkadaşlarla sohbet eşliğinde içmek bir seremoniye dönüştü. Her kar yağışında salebin keyfini çıkararak yapılan sohbetin tadı doyumsuz oluyor. Evde yapılan salebi bardaklara koyup dışarıda içmekten çok keyif alırdık; sohbet, salep, kar birlikteliği inanılmaz lezzetliydi. Şimdilerde arada bir denemek için içtiğimiz saleplerse gerçekten çok sorunlu. Bu yüzden kendimiz yapıp içmeyi tercih ediyoruz. Belki iyisi bana denk gelmemiş olabilir ya da iyi salepçiyi henüz bulamadığım içindir, ne dersiniz? Yeteri kadar anılarımdan söz ettikten sonra salep hakkında genel, kısa bilgiler aktarmaya çalışacağım.

Bir orkide türü olarak salep
Salep bir orkide türü olarak bilinir. Bu çiçek nerelerde yetişir, yabani olarak mı toplanır yoksa yetiştirilir mi? Yetmişli yılların sonu ve doksanlı yıllara kadar salep direkt doğadan toplanıp temizlenmiş ve kurutulmuş ya da temizlenip iplere geçirilip kurutularak alıcılarına satılırdı. Bu alıcılar irili ufaklı salep toptancıları olarak bilinirdi. Genel olarak salep yumrusunu toplayan ve bunları temizleyip satanlar ya da temizlemeden satanlar olarak ikiye ayrılır. Temizlenmiş ve kurutulmuş olana göre temizlenmemiş, kurutulmamışın yani taze olanın fiyatı daha ucuzdur. Ayrıca toplayıcılar her zaman ucuz işgücüne yenik düşerler ve tüccarlar salepleri ucuza satın alırlar. Salep hakkında yeni ya da eski pek çok akademik yazı bulmak mümkün. Konumuz, bunların dışında salebin kültürümüzdeki yeri ve nasıl, ne için kullanıp kullanmadığımızla ilgili. Salep ülkemizin ve dünyanın pek çok bölgesinde bulunur. Örneğin, Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok coğrafyada olduğunu aynı zamanda toplulukların kültürlerinde yaşatıldığını ufak bir araştırma sayesinde görebiliriz. Biz şimdi salebin genel tüketiminden söz edelim. Salebin ülkemizin pek çok yerinde doğada kendiliğinden olduğunu biliyoruz. Bölgelerden söz edecek olursak Marmara, Batı Karadeniz, Akdeniz, Ege, Güneydoğu, Doğu Anadolu son olarak da İç Anadolu’da varlığından söz edebilirim. Gördüğünüz gibi ülkemizin her tarafında saleple karşılaşmak mümkün.

Salep Akdeniz’de Adana, Antalya, Mersin, Silifke, Maraş, Isparta, Burdur, İç Anadolu’da Yozgat, Kayseri, Niğde, Ege’de Denizli, Muğla, İzmir, Aydın, Karadeniz’de Kastamonu, Samsun, Güneydoğu’da Adıyaman, Urfa, Siirt, Doğu Anadolu’da Van, Bitlis, Hakkari, Muş, Ardahan’da öne çıkar. Bölgelerde toplanan salepler merkezlerin adıyla anılır ve satılır. Böylelikle merkezlerin adıyla hafızalarımızda yerini alır; Isparta, Kastamonu, Maraş, Burdur-Bucak salebi gibi. Fotoğraflardan da göreceğiniz gibi salepler bölgelerine göre farklılık gösteriyor.
Salep orkidesi öncelikle soğuk havayı ve yüksek yerleri seven yumrulu çiçekli bir bitki türüdür. Yetişme zamanı ve hasat zamanından da söz edelim. Kışa dayanıklı olan salep yumruları ilkbaharda büyümeye başlar, salkım çiçekler verir. Mayıs ortasından haziran sonuna kadar hasadı yapılır. Bölgelerin iklim sıcaklık durumuna göre mart, nisan, mayıs aylarında toplanır. Genellikle bu orkideler yoksullar ve Roman vatandaşlarımız aracılığıyla toplanır. Toplama şeklinden söz edecek olursak; bitkinin köküne ve dalına zarar vermeden kökündeki yumruların sağlam ve büyük olanları toplanır, diğer bitkisinin toprağı sıkıştırılıp dik hâle gelmesi sağlanır. Buradaki amaç hiçbir şekilde bitkiye zarar vermemek çünkü bitki kökten tamamen yok edilirse o zaman bir sonraki yıl salep bulma şansı azalır. Bir başka önemli konuysa salep bitkisi hakkında gerçekten bilgi sahibi olmaktır. Toplarken salebe zarar veren kişiler toplayıcılar tarafından dışlanırdı ve kimse topladığı salep yumrularını hangi bölgeden topladığını söylemezdi. Salebin bir özelliği, yaz ve kış aylarında bitkiler ve otlarla yaşayabilmesi. Üzerinden kar geçse, seller ve kuraklık olsa da toprağa üreme organını attıktan sonra kalıcılığını bir şekilde sağlar. Yumruları sayesinde her yıl kendini yeniler. Yeter ki insanın yok ediciliğiyle karşılaşmasın.
Gelelim toplanan salep yumrularının diğer işlemlerine: Toplanan salepler evlere getirilir ve yıkanıp temizlenir. Soğuk ve küllü sudan geçirerek, sütlü suda kaynatarak, sodalı suda yıkayarak, bir taşım kaynatarak, çamaşır suyu ve suyla farklı teknik ve işlemlerle temizlenir. Bu işlemden sonra tazeliğini kaybetmeden iğne yardımıyla ipliklere geçirip dallara veya evin etrafında güneş gören yerlere asılıp kuruması sağlanır. Başka bir teknikse ipliklere geçirmeden kalbur ya da temiz bezler üzerinde kurutmaktır. Külle temizlemede kimisi meşe yaprağı, meşe külü, asma yaprağı ve benzerleriyle yumruları temizler. Ayrıca salep toplama işleminde, sivri mızrak ucu ya da demirden sivri kazık şeklinde ağacın ucuna geçirilecek bir alet yapıp bu aletle de toplama yapılır. Kurutulmuş salep yumrularının piyasadaki değeri bölgenin yapısına göre fiyatlandırılır. Örneğin özlü ve aroması kuvvetli olanlar hem pahalı hem de nadir bulunan türler olarak bilinir. Bu işin meraklıları mutlaka bu tür orkideleri yetiştirmeye ve edinmeye çalışır. Memleketimizde ve komşularımızda salep orkidelerinin çeşitlilik gösterdiğini de belirteyim.

Salebin satışı ve kullanımı
Ülkemiz genelinde toplanan kurutulmuş yumru saleplerin piyasası ve merkezi İstanbul’dur. Hatta salebe ekonomik yön tayin eder. Hâl böyle olunca salep fiyatı bu kentte ivme kazanır. Ancak diğer bölgelerde daha uygun fiyata salep bulmak da mümkün. Pek çok tüccar ürününü Eminönü, Tahtakale ve Mahmutpaşa piyasasında pazarlar. Buradaki ürünleri toptancı aktarlar ve sadece salep yumrusu satanlar alır. Salep yumrusu satanlar, taş un değirmenine benzer öğütücülerle toz hâline getirilen salep tozlarını elekten geçirip satarlar. Bazı satıcılar da salebi kendileri alıp havan yardımıyla toz hâline getirir.
Bildiğim en eski salep öğütücüsü ise Gaziantep’te Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ermenilerden kalan su değirmeniyle çalışan salep değirmeni. Buradaki üretim hâlâ devam ediyor. Su değirmeninde çekilen salebin aromasının daha kalıcı olduğunu, ağır çalıştığı için unu yakmadığını da belirteyim. İşini seven birçok toptancı salep yumrularını çektirmek için bu değirmeni tercih ediyor.
Aktarların toptancıları ve tüccarlarından alınan salepler çeşitli iş kollarına satılır. Pastaneler, kış mevsiminin salep satıcıları, macuncular ve tabii ki dondurmacılar salebin önemli alıcılarındandır. Genel olarak aktarlarda salep pek yapılmaz, toptan alışverişlerde daha çok toptan salepçilerden ürünlerini alırlar. Gelelim salebin kullanımına; bazı kişiler macun için alırken pastaneler özellikle kurabiye için tercih ederler. Yaz mevsiminde dondurmacıların, kışlarıysa sütle yoğunlaştırılan sıcak salep içeceğinin olmasa olmazı salep yumrusu yani orkidesi, bu doyumsuz tadın gizli şifa kaynağıdır. Birkaç teknikten söz etmek gerekirse; dondurma yapımında zevke göre, olmazsa olmaz lezzetin en önemli kaynağı salep demiştik, ondan sonraki ilacıysa keçi sütü tabii arzuya göre manda, inek, koyun sütleriyle ya da karışık olarak da yapılır. Ortalama bir litre süte yedi gramla on gram arası toz salep konur, şeker oranıysa yüz gram ile yüz otuz gram arası değişir. Şekerle salebi birbirlerine özleştirip soğuk sütün içine koyduktan sonra önce orta sonra kısık ateşte kıvam alıncaya kadar pişirilir. Daha sonra soğutup dondurma makinesinde ya da seyyar eski buzlu, mekanik olmayan makinelerde bilek yardımıyla dondurma yapılır. Eski usulle yapılanın tadını bilenler, dondurmanın ve sütün nasıl olduğunu çok iyi hatırlarlar, damaklar asla bu tadı unutmaz, bu tatla yapılan dondurma pek çok kişinin anılarındadır. Tıpkı, kış mevsimindeki salep içeceği gibi. Sütlü salep dondurma yapımındaki teknik gibi şeker oranı az tutularak (yetmiş ile seksen gram arası) yapılıp kıvama geldikten sonra hazır olur. Fincanlara koyulan salebi tarçınla tatlandırdığımızda karda kışta damağımızı ve ruhumuzu ısıtırız. Gerek kış aylarının gerekse yaz aylarının vazgeçilmezidir. Memleketimizin bu güzide tatları eşi benzeri olmayan tatlardır. Çoğumuzun bu tatlarla; salep dondurma ya da sütlü saleple unutamadığı anıları vardır. Biraz da koca karı ilaçlarından söz edelim. Benim ışıklar içinde yatsın, hem ebe hem kırık çıkıkçı hem ellerinde inanılmaz şifası olan canım Zennup Ninemin şifasıydı hazırladığı macunlar. Bazen çocuk yapamayanlara salep, zencefil, keçiboynuzu, bal gibi şeyler katıp macun ya da şifa şerbeti yapardı, kimilerinin muradına erdiğini hatırlıyorum. Ayrıca soğuk algınlığına, halsizliğe iyi geldiği afrodizyak özelliklere sahip olduğuna inanılırdı. Muhallebi ve benzeri türlerde tatlılar da yapılır.
Salebin marifetlerinden söz etmişken gelin bir de nasıl tağşiş amaçlı kullanıldığına bakalım, hatta bir kilo dondurmanın ne kadar maliyeti olduğuna, bir litre süte salebin ne kadar konduğuna, neye mal olduğuna ve piyasada nasıl tüketildiğine göz atalım. Bu yazıyı yazmadan önce gerçek durumumuz hakkında bilgi edinmek için etrafta detaylı bir araştırma yapmak gerektiğini düşündüm. Ne durumda olduğumuzu ancak bu şekilde gözler önüne serebilirim.
Tabii dondurma ya da sıcak saleple ilgili damaklarımızı gerçek tatlarla bileyleyerek, tatlar hakkındaki birikimimizle yola çıktık.
Sevgili Mehmet ve ben, piyasada salep satanların işyerlerini canımızı feda ederek birer birer ziyaret ettik. Tabii yeri gelmişken önce salep toptancılarını ve daha sonra aktarları ziyaret ettik. Eski salep, yeni salep, toptancılar, Avrupa salep, sahte salep ne derseniz… Bunlar hakkındaki bilgilerimizi tazeleyip piyasaya çıktık.
Sirkeci, Eminönü, Beyazıt, Vefa, Sultanahmet, Taksim, Şişli, Aksaray, Çapa, Fatih, Eyüp, Nişantaşı, Karaköy, Sirkeci, Üsküdar, Kadıköy, Beykoz, gemiler, seyyar satıcılar… Günlerce o ünlü mekân, bu seyyar mekan, şu meşhur kahve, bu pastane, şu dondurma... Bitmek bilmeyen dondurma, salep tadımlarında kimisini hiç içemeyip, bazısını yarım bırakıp, kimisini “hadi bu biraz iyi”, bir kısmında “süt namına bir şey yok”, kimisinde “eh biraz süt” deyip kendimizi avuttuk. Sonuç olarak ortaya çıkan tabloda, gerçekten şaşırtıcı bir şekilde neredeyse salep kullanımı hakkında bir şey bulamadık. Kullananlar da patates nişastası içine bir çimdik salep ekliyorlarmış, nedenini sorduğumuzda, “çok pahalı oluyor ondan ötürü”, diye yanıt verdiler ya da Avrupa salebi kullandıklarını söylediler.
Avrupa salebi diye satılan salep aslında saleple ilgisi olmayan hatta Avrupa’yla da ilgisi olmayan bir şey. Ayrı bir araştırma konusu olabilir. Belki de bu ismi biz koymuşuzdur diye düşünüyorum. İleriki dönemde araştırma konularımdan biri olacağı kesin. İstanbul piyasasında bundan üç ay önce salebin kilosu bin sekiz yüz lirayken Avrupa salebinin kilosu yüz liraydı. Şimdiki fiyatı eminim yükselmiştir. İçtiğimiz salebin içinde gerçekten çok nadiren salep görmek mümkündü, dahası biraz bir şeye benzeyenlerdeyse bariz şekilde nişasta tadını alıyorduk. Üzerine tarçın dökülen karışım salep diye sunuluyordu. Salep yumrusunda tabii ki nişastalı ve müsülajlı bir yumru olduğunu biliyoruz. Sütlü ya da su içindeki salebin aroması insana bahar havası yaşatır. Ayrıca salep tattığınız zaman asla tıkanıklık hissetmezsiniz. Bundan dolayı ister dondurmada ister içeceğinde olsun insanda adeta mutluluk hormonu salgılar, ruh halini güzelleştirir, insanın içini ilkbahara dönüştürür.
Salebin bir de bilinmeyen yönlerinden söz etmek istiyorum. Daha önce de değindiğim gibi yurdumuzun neredeyse dört bir tarafında salep yatakları var. Bu değerli hazineleri nasıl yok ettiğimizi bir kez daha gözler önüne serelim. Salebin İstanbul’un pek çok yerinde inanılmayacak kadar çeşidi vardı. Tanık olduğum seksenli yıllar öncesinden ta doksanlara kadar bu çevrede salep yumruları toplanırdı. Bir örnek vermek gerekirse, Pendik ve Sultanbeyli semtlerinde toplayıcılarla karşılaşmak mümkündü. Hatta öyle ki bu bölge tamamen orkide ve çiğdem yataklarından geçilmez bir zenginliğe sahipti. Meraklısına şu bilgiyi söylemeden geçmeyeceğim; Sultanbeyli Belediyesi’nin amblemi çiğdemdir, hatta çiğdem heykeli bile var. Kısaca Pendik sahilden kuzeyine doğru bu bölgede küçümsenmeyecek ölçüde salep toplayıcıları vardı. Bunlar nisan, mayıs aylarında çiçekler tohum döktüğü zaman, genç yumrularını bırakıp iri ve sert olanları toplayıp temizledikten ve iplere geçirip kuruttuktan sonra Mısır Çarşısı’na ve o bölgedeki aktarlara ya da tüccarlara satarlardı. Salep toplayıcılar ayrıca Kocaeli ve Adapazarı çevresinde de bu kültürü yaşatırlardı. Adapazarı’nın Yazılı Gürgen köyünde de belli bir zamana kadar salep yumruları toplayanlar vardı. Bu toplayış hâlâ devam ediyor. Salep çiçeklendi mi salep orkidelerinden tohumlar çıkar ve bu tohumlar tekrar salebin olmasını sağlar. Salep bitkisindeki yumrunun küçük ve körpe olanlarını kopartmazlar, genelde olgun ve büyük olanları toplarlar, diğerlerine dokunmazlar. Bunu yapmayanları kendi aralarında uyarıp azarlarlar ya da onunla aynı bölgede salep yumrusu toplamaya gitmezler, bir şekilde gruptan dışlanır. Genelde salebin yumrudan olduğu söylense de esasen çiçeğin tohumları sayesinde olduğundan söz ederler. Bir diğer görüşse salep yumrularının küçük olanlarının bırakılıp ürüyerek çoğaldığıdır. Bu iki görüşü onaylayan çalışmalar söz konusudur. Bölgede eskiler salep satışlarından ciddi para kazandıklarını söylüyorlar. Genel olarak paranın büyük miktarını tüccarların aldığını da belirtiyorlar. “Bizim iyi para dediğimiz şey, ‘bir tane teyp ya da radyo aldım gibi bir şey’” diyerek, gülerek anlatıyorlar. Ayrıca evlerde kendi salep içeceklerini, dondurmalarını, macunlarını yaptıklarını da söylüyorlar. Yaptıkları macunun birçok hastalığın ve derdin devası olduğunu da belirtiyorlar. Adapazarı/Akyazı ilçesinin Yazılı Gürgen köyü ve çevresi Taraklı ilçesinin köylerinde yaşlılar giderek azaldığı için bu kültürün yok olduğuna da dikkat çekiyorlar.
Salep üretimi ve toplanmasının yasaklanmasıyla ilgili birkaç söz
Yetmişli ve doksanlı yıllarda ülkemizde salep toplamayı yasaklayan bir kanun çıktı. Bu kanunla salep orkideleri korumaya alındı. Salep yumruları 2872 sayılı çevre kanunun 9. ve 20. maddesi gereğince devletin koruma altına aldığı bitkiler arasında bulunuyor. Bundan dolayı küçümsenmeyecek para cezaları kesiliyor. Caydırıcı olsun diye 30 binden 300 bin liraya kadar cezalar kesildiği söyleniyor. Bu yasa maalesef salep toplayıcılarını aynı zamanda suçlu duruma düşürdü. Dünyanın pek çok yerinde bu tip kararlar alınırken bu işi yapan insanlara birikimlerinin karşılığında pay verilir. Mesela ülkemizdeki salep çeşitliliği hakkında pek çok bilgiyi toplayıcılar kanalıyla edinip kendilerine mal etmek yerine, bu ve benzeri projelerin bir parçası olmaları durumunda birçok şey aydınlanmış ve memleketimizin ışıkları sönmemiş olur. Bu insanların kültürümüzün ışıkları olduğunu unutmamak gerek. Bu uğurda pek çok meslek dalı böyle yok ediliyor. Bilinçli veya bilinçsizce pek çok iş dallımızın ışıkları maalesef söndürüldü. Bu yüzden halen birikimlerin toplandığı günümüzde, bunun çaresini bulmak o kadar zor olmasa diye düşünüyorum. İki binli yıllarda salep borsası ve salep birlikleri kuruldu, bu sayede üreticiler oluştu. Bölgelerdeki salep orkideleri hakkında envanterler çıkarıldı. Ekim planlaması, ekim takvimi gibi birçok güzel hamle yapıldı. Salep yumrularının ekim zamanı ve hasat zamanları hakkında, üretici birlikleri ve borsası oluştu. Böylelikle Karadeniz, Ege ve Akdeniz bölgeleri tüm toplananların merkezi konuma getirildi. Bunun dışındaki bölgelerimizse bu minvalde çalışmalarını sürdürüyor. Ekim destekleri yapıldı.

Bitlis ve Van’da üretilen kuru yumru salepler
Ekim ayında toprağın sürülmesi, yumruların dikilmesinden sonra üzerinden kışın geçmesinin ardından ilkbaharda hasat yapılır. Bununla ilgili bilgileri pek çok kaynakta bulmak mümkün. Burada farklı görüş öne süren tüccarlardan da söz etmek gerek. Söylenene göre, salep her türlü vitaminini doğadan alır. Madem bir yumrunun yetişmesi dört ile on yıl sürüyor, nasıl oluyor da piyasada salep üretildiği söyleniyor? Ülkemize Pakistan’dan tutun Türk devletlerine, İran’dan Çin’e kadar salep girişinin olduğu söyleniyor. Esas salebin Van Sübhan Dağı, Cudi Dağları’nda ve Bitlis mevkiinde çok kaliteli olduğu söyleniyor. Hatta salep toptancıları bunların özellikle arandığını ve piyasasının yok sattığını ifade ediyor. Ayrıca pek çok dondurmacının salebi hiç kullanmadığı, kullananların da çok az miktarda kullandığı ifade ediliyor. Dondurma ya da sıcak salep yapımında maalesef az kullanılıyor. Eminim kendilerince haklı gerekçeler ortaya koyabilirler ama sahte Avrupa salebi ya da patates nişastasıyla kıvam verilmesi ne kadar doğru bunu bilemem. Ama dondurma yapma serüvenimi anlatmadan geçemeyeceğim. On yıl önce işyerinde dondurma yapmaya karar verdik, önce iyi bir araştırma yaptık. Süt nasıl, salep nasıl diyerek düştük yollara ve aynı yukarıda anlattığım gibi salep ve dondurma ilişkisini sorguladık. Bir dondurmacı arkadaşım, “Sadece salep koyduğun zaman başarılı olma olasılığın mümkün değil,” dedi. “Neden?” dedim “Bir, çok pahalıya çıkar. İki, Avrupa salebi kullanmasan buzlanma olur.” Ben, “Hayır!” dedim, “ben çocukluğumun dondurmasını yapacağım”. O da bana, “Peki, görürsün!” dedi. Biz karakeçi sütünden salep ve şekerden dondurmayı yaptık, tattığımızda inanın beni çocukken yediğim tatlara götürdü. Aynı şekilde tadanlar da çok etkilendi, herkes çok mutlu oldu ve tabii ben de! Gelgelelim dondurma ikinci güne kaldığında buzlanma oldu. Sevgili arkadaşımın anlatmak istediği buymuş, diye düşündüm. Dondurma yapmayı kısa sürede bıraktık. Nedenini soracak olursanız, lokantada dondurmacılığı yeteri kadar tanıtamama ve dolayısıyla müşteriden çok kendi aramızda tüketmemizdi. On kiloda bir kilosunun yenmesi sorun değil ama on kiloda dokuz kilonun yenmesi ciddi bir sorun oldu. Önerim şu; eğer dondurmayı günü gününe tüketebiliyorsanız muhteşem bir tat, ayrıca buzlanma konusunu umursamayıp salepli ve karakeçi sütünden yapılan dondurmanın tadına doyum olmaz. Sadece dondurmada biraz buzlanma görürsünüz. Meraklıların bunu mutlaka denemesini öneriyorum, tarifi de vereceğim tabii ki.

Adapazarı/Akyazı ilçesinin Yazılı Gürgen köyünde kurumayı bekleyen salepler
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Musa Dağdeviren
Şef ve yazar @ Yemek ve Kültür

Yemek ve Kültür
2005 yılından bu yana üç ayda bir yayımlanan Yemek ve Kültür, yemek kültürünü tarih, sosyoloji, antropoloji alanları dâhilinde inceleyen, araştıran, çoğunlukla akademik kaynaklı yazılar yayımlıyor. Dergiden özel seçilmiş yazılar her pazar 13.00'te Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR




