COP27: Döngüsel ekonomi nerede?

Son yıllarda giderek popülerleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın (Conference of Parties/COP) 27.'si bu sene Mısır’ın Şarm El Şeyh şehrinde gerçekleşiyor. COP27 ile ilgili çok fazla kaynaktan çok fazla bilgi akışı sağlandığı için yazımızda COP27 ile ilgili detaylara yer vermeyeceğiz.
Taraflar Konferansı’nda önceki yıllarda olduğu gibi bu sene de döngüsel ekonomi ana gündem maddeleri arasında yer almıyor. 6 Kasım gününden bu yana devam eden görüşmelerde döngüsel ekonomi birkaç küçük ölçekli oturumda “atık yönetimi” konsepti altında ele alındı veya gelecek günlerde ele alınacak.
Bu noktada akıllara şu soru gelmesi gayet doğal; “Birleşmiş Milletler'in düzenlediği küresel bir konferansta döngüsel ekonomi ele alınmıyorsa bir bildikleri yok mudur?” Bu soru elbette farklı şekillerde cevaplanabilir fakat Döngüsel Ekonomi 101 yayınını uzun zamandır takip eden okurların tahmin edeceği gibi sorunun cevabı aslında çok basit; döngüsel ekonominin yanlış anlamlandırılması. Bu haftaki yazımızda da aslında COP27’de ele alınan konularla döngüsel ekonominin bağlantısını kurarak, sadece “atık yönetimi” olarak ele alınan döngüsel ekonomi konseptinin nasıl yanlış anlaşıldığını tartışmaya çalışacağız.
COP27 & Döngüsel Ekonomi
Önceki konferanslarda olduğu gibi COP27’nin de temel amacı iklim kriziyle mücadelede net sıfır hedefine ulaşım senaryolarının hayata geçirilmesi için bir dizi görüşmenin yapılması, küresel anlaşmaların, ortaklıkların hayata geçirilmesi. 2015 yılında Paris İklim Anlaşması'nın imzalandığı COP21’den bu yana özellikle karbon salımı azaltım hedefleri kapsamında çalışmalar yürütülüyor. Fakat o zamandan beri ne yazık ki hiçbir COP, beklentileri karşılayan çıktılarla sonlandırılmadı. Bu da iklim aktivistleri başta olmak üzere birçok kesimden tepkilere yol açıyor.
COP27 özelinde bakıldığında ise ana gündem maddeleri, iklim krizinin etkilerinin azaltılması, iklim krizinin etkilerine adaptasyon süreçlerinin ele alınması ve iklim kriziyle mücadele için gereken finansmanın sağlanması. En temelde ise iklim kriziyle mücadelede kritik önem taşıyan karbon salımlarının sıfırlanması için belirlenen 2050 net sıfır hedefine ulaşma senaryolarını görmek mümkün. Karbon salımları ile ilgili çok teknik detaya girmeyeceğiz fakat tartışmamızın önemli bir kısmını oluşturacağı için en basit hâliyle açıklamakta fayda var. Karbon salımları Kapsam 1, 2 ve 3 olarak ele alınıyor:
- Kapsam 1; direkt sahip olunan veya kontrol edilen karbon salımları,
- Kapsam 2; kullanılan (satın alınan) enerji kaynakları nedeniyle neden olunan dolaylı karbon salımları,
- Kapsam 3; Kapsam 1 ve 2 dışında değer zinciri boyunca neden olunan tüm karbon salımları.
COP’a katılan ülkeler COP26’da kesinleşen iklim kriziyle mücadele küresel sıcaklık artışını 1.5 derece altında tutma hedefine katkı sunmak için Ulusal Katkı Beyanı (NDC) adı altında hedefler belirliyor. Bu hedefler de temelde karbon salımlarını Kapsam 1, 2 ve 3 için azaltmayı içeriyor. Kapsam 1 ve 2 özellikle şirketlerin direkt veya dolaylı olarak neden oldukları karbon salımlarını içerse de aslında küresel karbon salımının çok büyük bir kısmı Kapsam 3, yani değer zinciri boyunca neden olunan dolaylı salımları içerdiği için kritik öneme sahip. Aslında COP27’ye veya daha önceki COP’lara katılan ülkelerin, şirketlerin ve hatta STK’ların da bildiği çok önemli bir bilgi var. Kapsam 1 ve 2’nin yanında Kapsam 3 salımlarını azaltmanın da temel yolu döngüsel ekonomi.
Döngüsel ekonomi kaynak verimliliğini artırarak sıfır kaynak (raw materials) kullanımını azaltmayı, ürün ve hizmetleri döngü içinde tutarak daha az kaynak kullanmayı ve atık oluşumunu önlemeyi amaçlar. Bu da kaynakların değer zinciri içinde çevresel ve sosyal etkilerini en aza indirirken en yüksek değer seviyesini korumasını sağlar. Peki döngüsel ekonomi Kapsam 3 salımlarını azaltmada nasıl bir işleve sahip?
İzlenebilirlik & şeffaflık
Döngüsel ekonomi kaynakların doğru şekilde izlenebilmesi ve tedarik zinciri boyunca şeffaf bilgi akışı sağlanması amacıyla inovasyonu merkezine alarak yenilikçi iş modelleri ve verimlilik uygulamaları sunar. Bu da tedarik zinciri boyunca kaynakların hangi noktalarda verimsiz bir şekilde kullanıldığını ve atık oluşumuna, dolayısıyla da karbon salımına neden olduğunu anlamamıza olanak tanır.
Doğru şekilde takip edilen ve veri bilimi ile verimliliği artırılan tedarik zinciri süreçleri yalnızca üretim süreçlerinde kullanılan kaynakları değil, aynı zamanda üretim sonrası kullanım sırası veya kullanım sonrası karbon salımının önlenmesine de olanak tanıyabilir. Bu da döngülerin kapanmadığı, yani atık oluşumuna veya kaynak verimsizliğine neden olan noktaların döngüsel ekonomi prensipleri ile yeniden tasarlandığı sistemsel bir dönüşüm ile mümkün olabilir.
Önceki yazılarımızda da yer verdiğimiz gibi her sektör kendi döngüsel dönüşüm yolculuğunu yaşayacak. Bu da elbette her sektörün farklı tedarik zinciri ve değer zincirine sahip olmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle her sektörün çok kolay bir şekilde kapsam 3 salımlarını azaltacak döngüsel ekonomi prensiplerini hayata geçirmesi mümkün olmayabilir. Fakat COP27'de ve önceki COP’larda da gördüğümüz gibi yalnızca yenilenebilir enerji veya spesifik alanlarda karbon salımı önleme tartışmaları yerine döngüsel bir sisteme geçilmesi iklim kriziyle mücadelede elimizdeki en önemli araçlardan birisi olarak yerini korumaya devam ediyor.
Teknoloji & inovasyon
Döngüsel ekonomi en temelde kaynak kullanımını azaltmayı hedefleyen yenilikçi teknolojilerle döngüsel iş modellerini hayata geçirmeyi amaçlar. Bu da aslında karbon salımına neden olan şirketlerin mevcut iş modellerini döngüsel iş modelleri ile baştan tasarlamasını gerektirir. Bu açıdan bakıldığında şirketlerin değer zinciri boyunca kaynak kullanımını azaltmalarına ve bu sayede de atık oluşumunu önlerken direkt veya dolaylı olarak neden oldukları karbon salımını sıfırlamalarına olanak tanır.
Döngüsel iş modellerine geçiş süreci elbette bir gecede olabilecek bir şey değil. Fakat bu sürecin başlangıcı ürün ve hizmetlerin tasarım aşamasında ele alınmalıdır. Döngüsel ekonomi prensipleri ile değer zinciri boyunca ürün ve hizmetlerin yaşam döngüleri tasarlandığında ortaya çıkabilecek tüm olumsuz süreçler önceden, henüz tasarım aşamasında görülebilir ve önlenebilir. Bu da aslında bugün "sürdürülebilirlik" adı altında mevcut lineer süreçlerdeki hatalı noktaları iyileştirmemizle değil, sistemlerimizi baştan aşağı döngüsel ekonomi prensipleri ile tasarlamamız sayesinde mümkün olabilir.
Yatırım & teşvik
Döngüsel ekonomiye geçiş süreci teoride sistemlerin baştan tasarlanması olarak ele alınsa da gerçek hayatta elbette bu kadar basit bir süreç değil. Şirketlerin, devletlerin, STK’ların, akademinin ve en önemlisi tüketicilerin döngüsel ekonomiye geçiş sürecindeki görev ve sorumluluklarını anlamaları kritik önem taşıyor. Bunun yanında en kritik nokta elbette bu dönüşüm sürecinin finansmanı.
Döngüsel iş modelleri merkezine inovasyonu aldığı için ar-ge süreçlerine odaklanır. Bu ar-ge süreçleri yenilikçi modellerin ortaya çıkmasına olanak tanısa da bu modellerin test edilmesi, gündelik hayata uyarlanması ve pilot çalışmalarla sonuçlarının net bir şekilde görülmesi gerekiyor. Bu gereklilik elbette testler sırasında olası tüm olumsuz etkilerin değerlendirilmesine olanak tanımak için önemli. İnovasyonun gerçek anlamda hayata geçirilmesi için ise finansal teşvik günümüz dünyasında vazgeçilmez bir etken. Bu nedenle COP27’de ana gündem maddelerinden biri olan iklim kriziyle mücadele kapsamında gereken finansmanın sağlanması maddesi altında döngüsel ekonomi veya döngüsel iş modellerinin yer almaması bu sürecin yavaşlamasına neden oluyor.
Avrupa Komisyonu'nun ilk defa 2015 yılında yayımladığı, 2019 yılında ise Avrupa Yeşil Mutabakatı ile birleştirdiği Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında 2016-2020 yılları arasında 10 milyar avro değerindeki teşvik paketi AB’yi döngüsel ekonomiye geçiş sürecinde lider konuma getirdi. Fakat tüm dünyanın yalnızca AB ülkelerinden oluşmadığını düşünürsek, bu teşvikin küresel bir şekilde ele alınması gerektiğini çok daha net bir şekilde anlamak mümkün olabilir.
Özetlemek gerekirse, döngüsel ekonomi iklim kriziyle mücadele başta olmak üzere toplumsal yapılarımızı baştan aşağı değiştirmemizi sağlayacak ve bu sayede de olumsuz çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerin hepsini en aza indirecek bir araç olarak ele alınmalı. COP27’de ele alınan konuları yukarıda yer verdiğimiz ana konu başlıkları üzerinden değerlendirdiğimizde döngüsel ekonominin yanlış anlamlandırılması nedeniyle vakit kaybettiğimizi görebiliriz.
Sürdürülebilirlik çalışmalarının aksine mevcut sorunların üstünü kapatmayı değil, onlara neden olan sistemsel hataları baştan aşağı değiştirmeyi amaçlayan döngüsel ekonomi COP27 veya gelecek yıllarda gerçekleşecek diğer COP’larda yalnızca atık yönetim stratejisi olarak ele alınıp, 2 haftalık toplantılar silsilesinde yalnızca birkaç küçük oturumda karşımıza çıkmaya devam ederse iklim kriziyle mücadelede beklenen ivmeyi kazanmamız çok da olası görünmüyor. Bu nedenle küresel otoritelerin döngüsel ekonomiyi doğru anlamasını beklemek yerine bizler döngüsel ekonomiyi gündelik ve profesyonel hayatımıza entegre etmeli, çevremize anlatmalı ve etki alanımız dahilinde dönüşümü başlatmalıyız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
🥼 Taraflar Konferansı’nın ana gündem maddeleri arasında döngüsel ekonomi yok.
17 Kas 2022

YAZARLAR

Döngüsel Ekonomi
Döngüsel Ekonomi Hakkında Her Şey!
İLGİLİ OKUMALAR


