
Rüzgâr bir taraftan estiğinde deniz "temiz"dir ve denizanalarının arasında yüzersin. Diğer taraftan estiğinde kıyı çöp dolar, kimse denize girmez. Kumla’yla ilgili öğrendiğim ilk şey. Denizanaları bize geldiğinde çöpler Mudanya’ya gidiyormuş. Şimdi onlar düşünsün.
Anneanemle dedemin denizin hemen kıyısındaki yazlığı, Büyük Kumla’da yan yana üç yüksek binada, Acar Tatil Sitesi’nde. Teknik olarak üçüncü, binanın altındaki otoparkla altıncı kattaki evlerindeki genişçe balkon evin en önemli ve popüler odası. Bana sonsuzluk gibi görünen bir maviye bakıyor, buradan çöp de, denizanası da, Mudanya da görünmüyor. Neredeyse her akşam sofrada dedemin o gün tuttuğu balıklar var, çoğu zaman istavrit. Pişmiş balıkların açık sarı gözleri ve düşük ayarlı altın tonunda parlayan iğne gibi dişleri beni dehşete düşürüyor, sofrada balıkların başı yoksa ve birisi benim için kılçıklarını ayıklarsa belki yiyorum. Kuzenim sadece kuyrukları yemeyi kabul ediyor. Bu evde bir oda paylaştığımız günlerde sadece karpuz ve patates kızartmasıyla beslenmek için lobi yapıyoruz.
Anneannem ve dedem 1984’ten beri bu evde, tüm emekli yazlıkçılar gibi Nisan’da gelip Eylül sonuna kadar kalıyorlar. Otuzlu yaşlarına kadar kışlarını Eskişehir’de, yazlarını İstanbul’da geçiren babaannemse Kumla’ya 70’lerde gelmeye başlamış. Burada çocukken adını koyamadığım hafif tuhaflığı bugün tanımlamam gerekirse modern mimarisi ve 90’larda sürekli kesilen sularıyla bir “Sovyet tatil kasabası havası,” derdim, yazlıkçıların özel moda anlayışının (emekli modası) ve özellikle yağmurlu günlerin yarattığı tatlı yoksunluk hissi bu.
Sitenin arkasından geçen, Gemlik’i Yalova’ya ve Körfez’e bağlayan tek araçlık yolun karşısında bir çay bahçesi var, birkaç mutlu yıl boyunca bir duvarı açık hava atari salonuydu. Denizdeki çöp sırasının bizde olduğu günler dikkatlice karşıdan karşıya geçip çay bahçesinde kola içiyoruz. Yazlıklarda adet olduğu gibi, yaşları sekiz ile on altı arasında değişen ve kızlar-erkekler olarak sosyalleşen dev bir çocuk kolonisiyiz, biraz büyüyenler birbirlerinden hoşlanmaya başlıyor. Bir öğleden sonra erkekler çay bahçesindeki masadan apar topar kalkıp kaçtıklarında, yeşil oyun örtüsünün üzerinde ters çevrilmiş okey taşlarıyla “Selin” yazıyor. Biri Selin’den hoşlanıyor. Ben burada bir hafta kalacağım, sonra diğer dedemle Küçük Kumla’ya gidip bir hafta da onlarda kalacağım.

SALT arşivinden, kartpostal, 1987.
Küçük Kumla’da sahil hattı boyunca yan yana, daha az katlı birçok site var, denize dik uzanan sokaklar boyunca arkaya doğru devam ediyorlar. Büyük Kumla’da tüm hayat site ve sakinleri üzerinden şekillenirken, burada istesen de kaçamadığın, bir "kasaba" dolusu insanla paralel yaşanan bir ritim var: Sabahları ekmek almaya gönderiliyorum, dün gecenin çekirdek kabukları, mısır koçanları ve boş bira şişeleri daha kıyı şeridinden temizlenmemiş. Kıyıya yanaşan balıkçılar sandallarından satış yapıyor. Güneş çok yükselmeden el arabalarıyla meyve-sebze satıcıları geçiyor, alışveriş balkondan sarkıtılan sepetlerle yapılıyor. Babaannemin evinin balkonu biraz daha küçük, ama önünde akıp giden hayat hiç yavaşlamıyor. Kahvaltı saatinden biraz sonra Marmara kıyılarının efsanesi İzzet Kaptan (ve gezi gemisi), o günkü programı anons ederek tüm sahili dolaşıyor, o sırada tüm siteleri ve kendini kaybederek ışık yakıp kapayan, balkondan bulduğu kumaşı sallayarak mention kapmaya çalışan çocukları koordinatlarıyla selamlıyor. “Ayşen-3’te ışıkları açıp kapayan yavrumuz, maşallah!” Sahil boyunca direklere yerleştirilmiş hoparlörlerden o gün de su kesintisi olacağı duyuruluyor. Çoğu çocuk ve denizanası ya da çöpten ısrarla yılmayan bir kalabalık plaja iniyor. Öğleden sonraları babaannemle gazete okuyup öğlen uykusuna yatıyoruz (sıcaklık en az 33 derece, nem oranı %84.) Geç yenilen akşam yemeğinden sonra çay bahçesi/okey/lunapark/dondurmacı Veis’ten dondurma yiyerek sonlanacak yürüyüş saatleri başlıyor. Babaannemin 1,5+1 evinden duyulan uğultu ve mutlu, ya da en azından coşkulu sohbetler gün ağarana kadar devam ediyor, her gece uykuya birilerinin kahkahalarını duyarak dalıyoruz. Hâlâ hayatımızda olan bu evin mutfağında açıldığında tek kişilik bir yatağa dönüşen bir koltuk var, en çok orada uyumayı seviyorum.
Eskişehirlilerin Sıcak Denizlere İnme Politikası
Ailenin iki tarafından da dinlediğim hikâyelerde Kumla bir karakter gibi: “Bir keresinde deden yakamozda denizin içinde rakı içen adama çok özenip bardağını kaptığı gibi yanlarına koşmuştu, ben hazırladığım mezelerle kaldım, onu biliyor musun? Amcanla yengen ilk burada tanıştılar, onu dinlemiş miydin? Babanların bir teknesi vardı, motoru bir kere çalışsa üç kere çalışmazdı, o gün arkadaşlarıyla açılalım demişler. . .” Hepsini biliyorum, hepsini tekrar dinleyebilirim. Hikâyelerde çok sevdiğim insanlar ve Kumla’nın hiç bilmediğim bir zamanı ve hali var.

Tüm bu nostalji aktarımına rağmen ergenlik yıllarıma geldiğimde Kumla’nın dezavantajları ayan beyan ortadaydı: İnsan niçin denizin girilemez olduğu bir yerde yazlık alır? İki taraftan da tekrar tekrar gelen kısa cevap: “O yıllarda tertemizdi, hiç böyle değildi. Kalabalık değildi, çok nezihti, arka taraftaki binalar daha yapılmamıştı.” (“Arka taraftaki” binalar 90’lardan beri yapılıyor, akıllarındaki “arka taraf” coğrafi ya da zamanla belirlenebilen değil, ontolojik bir kavram.) Uzun cevap: Anne ve çocukların yazın başında üç ay kalmak üzere geldiği, babaların ise cuma iş çıkışı gelip pazartesi sabahı Eskişehir'e döndüğü Kumla, 70 ve 80’lerde onlara en yakın yazlık beldeymiş. Bugün hala görülebilen (ama yol değiştiği ve zeytin ağaçları kesildiği için eski etkisini vermediği söylenen- ben babamın yalancısıyım) bir Orhan Veli haikusunun yer aldığı bu yol, o zamanlar beş-altı saatte gidiliyor. Bugün bile Gemlik’e her yaklaştığımızda arabanın içinde tekrarlanan mini dizeler: “Gemlik'e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma.” Tabelanın orjinalini ben bile hatırlıyorum. Şu sıralar gördüğümüz hali, korkunç bir ara versiyondan sonra (göreceklerinizden kendiniz sorumlusunuz) yeniden yapılmış, üçüncü bir kopya. En komiğiyse herhalde şu: Bizim Bursalıların yazlık beldesine resmen ortak olmuş Eskişehirli aileler, Bursalı komşularından isimleriyle değil, her zaman “Bursalılar” diye bahsediyor. Neyse, benim gözlemlediğim kadarıyla birbirlerini seviyor, denk geldiğinde kışları da görüşüyor, birbirlerinin düğününe, cenazesine gidiyorlar.
Bursalı ya da Eskişehirli tüm yetişkinler, adını sıkça duyduğumuz, ne olduğunu ise anlayamadığımız kolibasili seviyesinden bahsediyor, bizi denize girmemeye ikna etmeye çalışıyor. Yıllar sonra, benim gibi yazları anneanesiyle kalmaya gelen en yakın arkadaşım Elif’le “senelerce bu ağır sanayi atığı - yüksek kolibasili kokteyli denizde yüzmek vücudumuza nasıl bir kalıcı hasar vermiştir” diye düşünüp mantıklı tahminlerde bulunmaya çalışıyoruz. Sonraları aynı denize her yaz birkaç kilometre öteden giren sinemacı arkadaşım Tolga, kardeşinin denizden çıkmadığı bir yaz tifoya yakalandığını anlatıyor.
Ve çok “girdi” kaynaklı olsa gerek, ben Kumla’dan bahsetmeye başlayınca zamanı bol bir emekliye dönüşüp sözün sonunu asla getiremiyorum. Köhneydi, oraya gitmesem hiç karşılaşmayacağım “tehlikelerle” doluydu ve o yazlarda geçirdiğim her saat dünyada yedi yıl uzunluğundaydı. Yine de şimdi her yaz, belki de her şeyi doğru hatırladığımdan emin olmak için, Kumla kalabalığı, her işletmenin girişine döşenmiş LED ışıkları, dükkânlardan yükselen, Türkçe popun kendisi gibi gittikçe kötüleşen (ve desibeli artan) gürültüsü ile korkunç bir hal aldıktan sonra bile yazlıklarını taşımayan ailemin inadıyla oraya geri gitmek istiyorum. (Müziğin 2021'de "nezih" sayılan bazı diğer tatil beldelerinde, Türkbükü, Alaçatı ve benzerlerinde eşit zevksizlik ve yükseklikte olduğunu söylesem şaşırır mıyız?)
Şimdiyse müsaadenizle bu yaz Caddebostan’dan denize girme hayallerimin yasını tutmaya gidiyorum.
Sevgiyle,
-Büşra
P.S. Tutto’nun bir sonraki sayısı, bir sayıyı hak eden İzzet Kaptan Gezi Gemisi ile ilgili olacak. Sevgili İzzet Kaptan ya da Marmara'nın yazlık beldeleri ile ilgili hatıralarınız varsa lütfen [email protected]'a gönderin 💌
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Kumla ve Ayvalık-Çeşme-Bodrum-Datça'da olmayan yazlıklar üzerine.
06 Haz 2021

YAZARLAR

Büşra Erkara
Büşra Erkara, İstanbul'da yaşayan bir yazar. Kültür-sanat, yemek ve kurguyla diğer "şeylerden" daha çok ilgileniyor.

Tutto
Şimdiki zamanla ağır çekimde yeniden buluşmalar.
İLGİLİ OKUMALAR



