‘Dijital persona’ sendromu: Bir günde kaç farklı kişi olabilirsiniz?

X’te öfkeli bir aktivist, LinkedIn’de hırslı bir profesyonel, Instagram’da pozitif enerji veren bir moda gurusu, TikTok’ta komik bir arkadaş… Dijital dünyada her platform, kullanıcıdan başka bir persona istiyor. 21’inci yüzyıl insanı, sürekli “Ben kimim?” ve “Nasıl görünmek istiyorum?” soruları arasındaki ince çizgide yürüyor.
‘Dijital persona’ sendromu: Bir günde kaç farklı kişi olabilirsiniz?

Sabah X’te öfkeli bir aktivist, öğlen LinkedIn’de hırslı bir profesyonel, Instagram’da pozitif enerji veren bir moda gurusu, TikTok’ta komik bir arkadaş, WhatsApp’ta aile babası… Bir günde kaç farklı dijital personaya büründüğünüzü hiç düşündünüz mü? Bunlardan bazıları gerçek sizden izler taşıyor, bazıları ise algoritmalara uygun biçimde şekillendirdiğiniz bir versiyonunuz. 

Fiziksel dünyada olduğu gibi dijital dünyada da her platformun kendi kültürü bulunuyor. Tıpkı iş yemeğinde ve arkadaş buluşmasında farklı tutumlar sergilediğimiz gibi dijital dünyada da fark etmeden bulunduğumuz platformun kurallarına uyum sağlamak için farklı bir benlik inşa ediyoruz. Gün içinde defalarca kimlik güncellemesi yapıyor, her profilin arkasında başka bir persona ile var olmaya çalışıyoruz. 

Bu çoklu kimlik hâli, yalnızca bizi yormakla kalmıyor, aynı zamanda hangi personanın gerçekten kendi kimliğimize ait olduğunu da belirsiz hâle getiriyor. Peki her gün farklı platformlarda başka bir versiyonla var olmak, benliğimizi zenginleştiren renkli bir mozaik mi yaratıyor, yoksa zamanla kendimizin bile farkına varamadığı bir kimlik erozyonuna mı neden oluyor? 

Rakamlar: Güncel olarak dünya genelinde 5,24 milyar insan sosyal medya kullanıyor. Bu sayı, dünya nüfusunun %63,9’una karşılık geliyor. Bu kullanıcıların %94,24’ü “aktif kullanıcı” olarak nitelendiriliyor ve kullanıcılar, günde ortalama 2 saat 21 dakikasını sosyal medyaya ayırıyor. 

  • İngiltere merkezli kitle araştırma firması Global Web Index'in verileri, 16 yaş ve üzerindeki kullanıcıların ayda ortalama 6,83 farklı sosyal medya platformuyla etkileşime geçtiğini gösteriyor. 
  • 16-24 yaş arasındaki kullanıcılarda aktif olarak kullanılan platform sayısı 7,71’e çıkıyor. 

Öte yandan: Lenovo’nun geçen yıl OnePoll ile işbirliği içinde yaptığı bir anket çalışması, ABD’deki Z kuşağı üyelerinin neredeyse yarısının çevrimiçi ve çevrimdışı dünyada iki farklı hayat yaşadığını ortaya koydu. 2000 katılımcıyla yapılan ankette Z kuşağı üyesi katılımcıların %46’sı, çevrimiçi kimliklerinin gerçek dünyadaki kimliklerinden çok farklı olduğunu ve bunun bir ikilik duygusu yarattığını bildirdi. 

  • Bu oran, katılımcılar genelinde %27 seviyesindeydi. Y kuşağının %38’i, X kuşağının %18’i, baby boomer’ların ise %8’i aynı duyguyu paylaşıyordu. 
  • Ayrıca her 5 katılımcıdan 1’i, çevrimiçi kimliklerini aile üyelerinden gizli tuttuğunu belirtti. Bu oran, Z kuşağında %31, Y kuşağında ise %27 seviyesindeydi. 
  • Katılımcıların %49’u, çevrimiçi ve çevrimdışı kimlikleri arasında bir kopukluk hissettiğini raporlarken bu oran, Z kuşağında %68'e yükseldi.

Dahası: Çevrimiçi ve çevrimdışı kimlikleri arasında kopukluk hissettiğini bildiren katılımcıların %18’i kaygı, %17’si yalnızlık, %15’i ise depresyon hissettiğini dile getirdi. 

Dijital kimlik kavramı nasıl evrildi?

Tüm bu veriler, her gün çok sayıda platformla etkileşime geçtiğimizi, çevrimiçi kimliğimizle çevrimdışı benliğimiz arasında önemli farklılıklar olduğunu ve bu kopukluk hissiyatının insan psikolojisinde olumsuz duygular yarattığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu benlik krizinin özellikle genç kuşaklar için çağın en acil problemlerinden biri olduğunu söylüyor. 

Bir adım geriden: Bugün dijital platformların yarattığı kimlik krizini anlayabilmek için dijital kimlik kavramının internet tarihinde nasıl bir evrim geçirdiğine bakmak gerekiyor. İnternetin doğuşuyla ortaya çıkan dijital kimlik kavramı, sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla şekil değiştirdi. 1990’lı yıllarda dijital kimlikler, takma isimlerden oluşan kullanıcı adlarından ibaretti. Kullanıcılar, anonim olmanın verdiği rahatlıkla içerik üretir ve gerçek benliklerine ilişkin çok az bilgi paylaşırdı. 

2000’li yılların başlarında da forumların yaygınlaşmasıyla bu kültür devam etti. Fakat Facebook, gerçek isimlerle oluşturulan bir dijital kimlik kültürü yarattı. Bu kültür, dijital kimliği "Sen kimsin?" sorusuna daha somut yanıtlar aranan bir noktaya taşıdı. Tek bir dijital kimliğin öne çıktığı bu dönemde profil fotoğrafları, kişisel bilgiler, arkadaş listeleri ve hatta ilişki durumu, dijital kimliğin fiziksel dünyadaki benliğin bir yansımasına dönüşmesine yol açtı. 

2020’li yıllara yaklaşırken özellikle Twitter, Instagram ve LinkedIn’de yaygınlaşan mavi tikler ve kimlik doğrulama araçları da bu gerçekliği bir üst seviyeye taşıdı. 

Karşılaştırma: Bugün ise dijital kimlik kavramı, çok daha karmaşık bir hâl almış durumda. Artık her platformun kendine ait bir kültürü ve buna paralel olarak kullanıcıya yönelttiği beklentiler var. Üstelik bu beklentiler, algoritmalarla da güçlendiriliyor. Platformun beklentilerine uygun hareket eden kullanıcılar, çok daha fazla sayıda kişiye ulaşabiliyor ve platformun kendi metriklerinde çok daha fazla başarı elde ediyor. 

Örneğin: X, kullanıcıları görüş bildirmeye, hızlı olmaya ve tepki vermeye zorlarken LinkedIn, profesyonel, network odaklı ve hikaye anlatıcısı kişileri çok daha fazla öne çıkarıyor. TikTok, eğlenceli ve trendlere uygun içerikleri popüler hâle getirirken Instagram, kullanıcıların estetik içerikler paylaşan, pozitif enerji saçan ve ağırlıklı olarak yüzünü gösteren kişiler olmasını bekliyor. 

Bu farklılaşma, kullanıcıları platform beklentilerine ayak uydurmaya ve farklı platformlarda farklı dijital personalar yaratmaya itiyor. LinkedIn’de profesyonel, Instagram’da moda gurusu, Twitter’da politik, TikTok’ta ise eğlenceli biri gibi davranan kullanıcılar, artık tek bir dijital kimlikle var olamıyor. 

Bütünlüğün zedelenmesi neye mal oluyor? 

Diğer yandan kendini sürekli yeniden tanımlama ve farklı beklentilere göre yeniden bir kimlik inşa etme hâli, kimlik bütünlüğünü zedeleyerek üç ana etki yaratıyor. Üstelik bu etkiler, anksiyete ve tükenmişlik duygusu gibi negatif duyguları da tetikliyor. 

1) Dijital persona sendromu: Sosyal medya platformlarında farklı rollere girmek ve günümüzde bu geçişlerin son derece hızlı olması, kullanıcılarda zihinsel bir yorgunluk yaratıyor. Bir bireyin farklı sosyal medya platformlarında farklı kimlikler sergilemesi, eğer bu kimlikler en azından bir açıdan birbiriyle uyumluysa psikolojik iyilik hâlini destekliyor. Fakat bu kimlikler arasında çelişkiler varsa, bu durum çoğu zaman farkında olmadan gelişen bir psikolojik stres ve uyumsuzluk hissi yaratıyor. 

2) Ayna benlik: 1902 yılında Amerikalı sosyolog Charles Horton Cooley tarafından ortaya atılan "ayna benlik" kavramı, bireylerin benlik algısının başkalarının onları nasıl gördüğüyle şekillenmesi sürecini açıklamak için kullanılıyor. 21’inci yüzyılda sosyal medya, ayna benliğin yaratılmasının en büyük tetikleyicilerinden biri hâline geliyor. Bu durum, sosyal medyanın genel bir etkisi olabilmekle birlikte farklı platformlarda farklı kimlikler inşa etme hâli de ayna benliğin etkisini artırıyor. 

Psikolog Mary Aiken, sosyal medyada farklı kimlikler sergilemenin özellikle gençlerde gerçek benlik gelişimini olumsuz yönde etkileyebileceğini söylüyor. Aiken’e göre sosyal medya, bireylerin başkalarının kendilerine ilişkin görüşleri algıladıkları ve benlik bilincini geliştirdikleri birçok farklı ayna sunuyor. Dijital kimlikler ise kişillerin başkalarının yargılarına dayanan ve kamuoyuna yansıtmak istedikleri bir versiyonu oluyor. 

  • Aiken’e göre paylaşılan bir selfie, takipçilere tek bir soru soruyor: “Beni bu şekilde beğeniyor musunuz?”. Bireyler, platform metrikleriyle elde ettikleri yanıtlara göre onay almak için sürekli dijital kimliklerini güncelleme ihtiyacı duyuyor. Dijital kimliklerini daha çok güncelleme eğilimi gösteren genç kullanıcıların gerçek dünyadaki kimlik gelişimi, benlik algıları bozulduğu için ciddi bir zarar görüyor. 
  • Aiken, bu etkinin farklı platformlarda farklı dijital kimlikler sergileyen kişilerde çok daha yıkıcı olabileceğine işaret ediyor. 

3) Dijital mahcubiyet: Kullanıcıların inşa ettiği dijital kimlikler, yalnızca platforma göre değil, dönemin gerekliliklerine göre de değişiklik gösteriyor. Buna paralel olarak kişilerin bakış açısı da yıllar içinde değişebiliyor. Bu değişim, birkaç on yıl önce normal karşılansa da bugün neredeyse tüm fikirler, bir sosyal ağda kayıt altına alınıyor. Bu nedenle yıllar önce o platformun trendlerine uygun bir biçimde paylaşılan bir içerik, kişinin bugünkü kimliğini yansıtmadığı için kullanıcıda bir çeşit utanma duygusu ve mahcubiyet yaratabiliyor. 

Bu etki, neredeyse çocukluk yıllarından bu yana çevrimiçi platformlarla etkileşim içinde olan genç kuşaklarda çok daha baskın hâle geliyor. 

Çizgide yürümek

Tüm bu risklere rağmen pek çok kullanıcı, dijital kimliklerdeki çeşitliliği benliği zenginleştiren bir mozaik olarak görüyor. Fakat kişilerin bu kimliklerle derin bağlar kurması ve kimlikler arasındaki çelişkiler, oldukça derinlerde varlık gösteren, belli belirsiz bir özsaygı problemi yaratabiliyor. 

Perspektif: Elbette her uygulamada farklı bir versiyonunuzla var olmak, her zaman mutlak bir felaketle sonuçlanmıyor. Nihayetinde dijital kimlikler de gerçek benliğinizden önemli izler taşıyor. Fakat 21’inci yüzyıl insanı, hep “Ben kimim?” ve “Nasıl görünmek istiyorum?” soruları arasındaki ince çizgide yürüyor. 

Dijital kimliğin sonsuz versiyonları arasında kaybolmamak, platformların talep ettiği personalara mesafe koyabilmek ve “Ben kimim?” sorusuna yanıt verirken dijital kimlikler dışındaki yanıtları unutmamak, şimdilik bu çatışmanın etkilerini minimuma indirmenin en işlevsel yollarından biri. Zira asıl kimlik, günün sonunda ekranı kapattığınızda kim olduğunuzla oldukça yakın bir ilişkide inşa ediliyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Doğa Yurduneri

İş Dünyası ve Teknoloji Editörü

Quando İçgörü

Teknoloji ve bilim dünyasını şekillendiren trendlere yönelik analizler, sektörlerden içgörüler, güncel veriler ve etki yaratan raporlar.

İLGİLİ OKUMALAR