Dünya 2023 seçimlerine nasıl bakıyor?


QNB Finansbank Temiz Enerji Endeksi Borsa İstanbul’da QNB Finansbank Temiz Enerji Endeksi Borsa İstanbul’da QNB Finansbank alternatif enerji kaynaklarının artırılması, altyapılarına yatırım yapılması ve iklim performansı yüksek yerel enerji arzının desteklenmesi için önemli bir adım attı. Nedir? QNB Finansbank iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilirlik konusundaki faaliyetleri çerçevesinde; yatırımcılara sunduğu sermaye piyasası araçlarına QNB Finansbank Temiz Enerji Endeksi’ni ekledi . Borsa İstanbul ’da yer alan QNB Finansportföy’ün oluşturduğu QNB Finansbank Temiz Enerji Endeksi; faaliyet gelirlerinin büyük çoğunluğunu yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretim ve dağıtımı veya bu alanda kullanılan teknolojilerin ya da bileşenlerin üretim veya satışından elde eden şirketlerin portföylerinin fiyat ve getiri performansıyla oluşturuldu. Neden önemli? Yatırımların geleceği şekillendirmesini önceliklendiren QNB Finansbank , hayata geçirdiği Temiz Enerji Endeksi’yle iklim kriziyle mücadelenin stratejik önemine dikkat çekiyor. Güneş paneli üretimi, jeotermal, rüzgâr enerjisi, GES (Güneş Enerjisi Santrali) kurulumu ve biyokütle enerjisi santrali gibi diğer kilit sektörlere yatırım yapma, mevcut altyapının ölçeğini büyütmeyi finanse etme ve yeni teknolojilerin dağıtımını hızlandırma hedefini ortaya koyuyor. QNB Finansbank Temiz Enerji Endeksi hakkında detaylı bilgiye bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, seçim tarihi olarak 14 Mayıs 2023'ü işaret etmesiyle seçimlere 4 aydan az bir zaman kaldı. Türkiye, yakın tarihinin en önemli seçimleri için gün sayarken uluslararası medya kuruluşlarında da art arda Türkiye seçimlerine dair analizler yayınlanmaya başlandı.
Hiç şüphesiz bunlar arasında en dikkat çekeni, başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun olmak üzere birçok siyasetçi ve bürokrat tarafında tepki toplayan The Economist dergisinin "Turkey could be on the brink of dictatorship" (Türkiye diktatörlüğün eşiğinde olabilir) başlıklı özel haberiydi. Buna ek olarak, Bloomberg, Wall Street Journal ve Washington Post gibi uluslararası tanınırlığı olan büyük gazete ve medya kuruluşları da 2023 seçimlerine dair analizler yayınladı.
Tepki çeken "diktatörlük" benzetmesi
Cumartesi günü gittiğim bir kitapçıda, aldığım kitaba ek olarak The Economist'in son sayısını da almak istedim. Kitapçıya derginin son sayısını sorduğumda bana imalı bir şekilde gülerek "O sayı Türkiye’ye gelmez" dedi. Nedenini sorduğumda ise "E malum sebepten işte" dedi. Yanımdaki bir beyefendi de "2023 yılındayız. Sanki internetten okuyamayacağız" cevabını verdi.
The Economist'in "Türkiye Özel Raporu" sayısında bu kadar tepkiye neden olan kısım ise "diktatörlük" benzetmesi yapılmasıydı. 8 makaleden oluşan "Türkiye Özel Raporu", Türkiye siyasetini yakından takip etmeyen uluslararası kamuoyu için bilgilendirici ve ilgi çekici olsa da Türkiye'de yaşayan vatandaşlar için yeni veya çarpıcı bir şey söylemiyor. Yazının bazı kısımlarında ise çok sığ bir oryantalizmin hakim olduğunu söylemek mümkün. AK Parti hükümetinin ilk döneminde (2002-2007) yapılan reformlar, AB üyelik müzakerelerine yönelik atılan adımlar, demokratikleşme hareketleri ve izlenen Batı yanlısı dış politika övülerek anlatılırken sonrasında yaşanan demokratik gerileme, otoriterleşme, kurumsal erozyon, denge-denetim mekanizmalarının ortadan kaldırılması, medyanın kontrol altına alınması ve muhalif siyasetçilere yapılan baskılar Türkiye'deki otoriter rejimin alametifarikası olarak gösteriliyor.
Yazının devamında, muhalefetin mevcut durumu ve Batı ülkelerinin Türkiye’ye yönelik izlemesi gereken politikalara yer veriliyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, Erdoğan karşısındaki en güçlü aday olduğuna vurgu yapılırken İmamoğlu'na verilen hapis cezası ve siyaset yasağının seçimlerden önce onanmasının uzak bir ihtimal olmadığı belirtiliyor. Muhalefetin ise 2021 yılının ortalarında başlayan yükseliş trendinin son dönemlerde tersine döndüğü, ve muhalefetin seçimleri kazanmaktansa Erdoğan'ın kaybetmesini bekledikleri ifade ediliyor. Dolayısıyla, Türkiye kamuoyunda tartışılan konuların basit şekliyle özetlendiğini söylemek mümkün. Türkiye'nin, uzun yıllardır devam eden otoriterleşme sürecine rağmen hâlâ bir diktatörlük olmadığına vurgu yapılarak "Türkiye, Rusya değil" ifadeleri kullanılıyor. Buna en büyük örnek ise yüksek oy kullanma oranları. Son seçimlerde %80'i aşan oy verme oranının "çok etkileyici" olduğunu belirten The Economist, seçimlerin adil ve eşit şartlarda yapılmadığını; ancak her şeye rağmen seçim sonuçlarının önceden belli olamayacağını söylüyor.

Makalede, Türkiye’nin otoriterleşmesinde Batı ülkelerinin de büyük sorumluluğu olduğu belirtiliyor. Batılı liderleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı yeterince eleştirmediği gerekçesiyle suçlayan The Economist, Türkiye'deki "5 milyon" sığınmacının Avrupa'ya karşı bir silah olarak kullanıldığını iddia ederek bu kozun AB liderlerini susturduğunu belirtiyor. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan elini Batı ülkelerine karşı güçlendirmiş olsa da Türkiye ekonomisinin dış yatırıma olan bağımlılığı ve yabancı yatırımın büyük bir kısmının hâlâ AB ve ABD'den geliyor olmasının Erdoğan aleyhine kullanılacak önemli bir koz olduğuna vurgu yapılıyor.
Bolton'dan NATO'ya çağrı
Son günlerde yayımlanan makaleler arasında en çok dikkat çekenlerden biri de ABD'nin eski Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton tarafından Wall Street Journal'a yazılan "NATO's electoral message for Erdoğan" (NATO'dan Erdoğan'a seçim mesajı) başlıklı yazı oldu. Makalenin ilk cümlesini okuduğunuzda, burnunuza gelen buram buram oryantalizm kokusu devamında da neyle karşılaşabileceğiniz konusunda güçlü mesajlar veriyor.
"Recep Tayyip Erdoğan'ın yönetiminde Türkiye, 19. yüzyıldakinden farklı sebeplerle de olsa yine ‘Avrupa'nın hasta adamı’ oldu." diyor Bolton. Muhalefet partilerinin 2019 yerel seçimlerindeki başarısında atıfta bulunarak mevcut durumda başta İBB Başkanı İmamoğlu ve HDP olmak üzere muhalefete karşı yoğun bir siyasi baskı olduğunu ifade eden Bolton "muhalif vaiz Fethullah Gülen'in takipçileri sahte terör suçlamalarıyla tutuklanıyor" diyerek bu konuya dair ABD sağının duruşunu yansıtıyor. Türkiye'de toplumun hemen hemen tüm kesimleri tarafından "terör örgütü" olarak kabul edilen bir yapıya dair verdiği mesajla aslında iktidar ve muhalefeti ABD karşıtlığı şemsiyesinde birleştirdiğinden dahi bihaber olduğunu düşünüyorum. Nitekim hem hükümet yetkilileri hem de muhalefet liderleri Twitter hesaplarından John Bolton'un ifadelerine tepki gösterdi.

Yazının devamında ise, NATO'nun Türkiye'deki seçimlere etki etmesi gerektiği savunuluyor. "Türkiye, bir NATO üyesi gibi davranmıyor" diyen Bolton, 2023 seçimlerinin adil bir zeminde yapılması ve "Erdoğan'ın durdurulması" için Batı ülkelerinin bu konuda adım atması gerektiğini belirtiyor. Erdoğan ile Putin arasındaki kişisel dostluğun, Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya üyeliklerini onaylamamasının, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerinin alınmasıyla ABD ile ilişkilerde yaşanan gerilimin ve Türkiye'deki artan otoriterleşmenin başta NATO olmak üzere Batı ittifakına zarar verdiğini söyleyen Bolton, Türkiye'nin NATO'dan çıkarılması gibi bir hamlenin hem Erdoğan'ı engelleyebileceğini hem de seçimlerin adil şekilde yapılmasını sağlayabileceğini iddia ediyor.
Bolton'ın hesaba katmadığı şey ise 2023 seçimlerine yönelik böylesi bir "dış müdahalenin" Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı demokratik ve Batı yanlısı adımlar atmaya zorlamaktan ziyade seçmeni konsolide ederek kazanma ihtimalini daha da artıracak olması. Öte yandan, muhalefet partileri de böylesi bir müdahale çağrısına sert şekilde tepki göstererek kamuoyundaki ABD ve NATO karşıtı tutumları daha da güçlendiriyor. Sonuç olarak, seçimlere yönelik herhangi bir müdahale çağrısının olumlu sonuç getirmeyeceği aşikar.
2023'ün en önemli seçimi
The Washington Post'ta "The World’s Most Important Election in 2023 Will Be in Turkey" (2023’te Dünyadaki En Önemli Seçim Türkiye’de Olacak) başlığıyla yayımlanan makale ise Türkiye'de hükümet ve muhalefetin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor. Muhalefetin son dönemde düşen oy oranları ve iktidarın artan desteğine dair analizlerin yer aldığı makaledeki temel argüman olası bir hükümet değişikliğinde Türkiye'nin Batı ülkeleri ile ilişkilerinde temel bir değişim yaşanacağı. Muhalefet seçimi kazansa bile hem parlamentodaki çoğunluğu ele geçirmesinin zor olduğu hem de bürokraside AK Parti'ye yakın kişilerin bir süre daha görevde kalmaya devam edeceğinin belirtildiği yazıda bir dönüşüm sürecinin yaşanmasının ardından yeniden Batı ittifakıyla güçlü ilişkilerin kurulabileceği ifade ediliyor.
İsveç ve Finlandiya meselesi
Son olarak Bloomberg'te eski NATO komutanlarından James Stavridis imzasıyla yayımlanan "If Turkey Blocks Sweden and Finland, Will NATO Boot Turkey?" (Eğer Türkiye, İsveç ve Finlandiya’yı Engellerse, NATO Türkiye’yi Kovar mı?) başlıklı makalede, Türkiye'nin İskandinav ülkelerinin NATO üyeliğine yönelik engellemesine NATO'nun nasıl bir tepki vermesi gerektiği tartışılıyor. Bolton'ın yazısı kadar keskin olmasa da bu makalede de NATO'nun hem İsveç ve Finlandiya'nın üyeliklerini engellemesi hem de Rusya ile yakın ilişkileri nedeniyle Türkiye'ye karşı sert bir tutum takınması gerektiği belirtiliyor.
Rally Around the Flag Effect?
Uluslararası İlişkiler literatüründe "Rally Around the Flag Effect" olarak adlandırılan ve Türkçe'ye "Bayrak Etrafında Toplanma Etkisi" olarak çevrilerek sıkça kullanılan bir kavram var. Kısaca, dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı liderlerin görev onayındaki artışı açıklamak için kullanılan bu kavram her ne kadar savaş ve işgal gibi durumlar için kullanılsa da Türkiye'deki etki alanı çok daha geniş. Başta ABD olmak üzere Batı karşıtlığının milliyetçi propagandalarla harmanlandığı bir siyasi atmosferde Türkiye'deki seçimlere doğrudan veya dolaylı olarak müdahale çağrısında bulunulması muhalefete bir şey kazandırmadığı gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da çok güçlü bir siyasi koz veriyor. The Economist'e gösterilen "diktatörlük" tepkisi veya hem iktidarın hem de muhalefetin John Bolton'a karşı verdiği sert tepki kamuoyunun uluslararası eleştirilere karşı tepkisini ölçmek için çok somut örnekler oluşturuyor. Öte yandan, oryantalist bir bakış açısıyla yazılan makalelerin de Türkiye siyasetine dair doğru tespitler ve çözüm önerileri üretemediği gerçeği de ortada.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İYİ Parti lideri Akşener 14 Mayıs'a ilişkin "mukaddes bir gün olacak" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan 10 Mart'ta seçim tarihine ilişkin adım atacaklarını söyledi. İsveç'teki Kur'an-ı Kerim yakma eylemi İsveç-Türkiye arasında gerilime yol açtı.
23 Oca 2023

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





