Dünyanın en fakir başkanı: José 'Pepe' Mujica'nın ardından

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
8 Ekim 1969'da, Uruguay'ın küçük kasabalarından Pando, yas kıyafetlerinin içinde bir cenaze alayına katılan bir gerilla grubunun eylemiyle karıştı. Polis karakolunu, belediye binasını ve telefon santralini ele geçiren grup birkaç bankayı soyduktan sonra güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldi. Çatışmada beş kişi hayatını kaybetti.
O gün o eyleme imza atan Ulusal Kurtuluş Hareketi-Tupamaros'un (MLN-T) liderlerinden José Mujica, nam-ı diğer "El Pepe", hapishanede ağır işkenceler altında yaşadığı yıllardan Uruguay'ın devlet başkanlığına, oradan krizantem çiftçiliği yaparak geçirdiği sade emeklilik yıllarına uzanan 89 yıllık bir yaşamın sonunda kansere yenik düştü.
Pepe Mujica, Güney Afrika’da ırkçılığı karşı mücadelenin simgesi olan Nelson Mandela, Brezilya’da Lula’dan sonra başkan olan Dilma Rousseff gibi gerilla geçmişinden siyasetin tepesine giden uzun yoldan geçen ender insanlardan biriydi.
Tupamaros gerillaları, 60'lı yıllarda Küba devriminin etkisiyle geleneksel soldan ayrılan Arjantin'deki ERP ve Şili'deki MIR gibi radikal bir sol akım olarak ortaya çıkmış; yüzlerce kilometrelik tarım yürüyüşlerinden işkencecileri ifşa kampanyalarına ve yüksek profilli diplomatların kaçırılmasına genellikle kan dökmekten uzak duran eylemleriyle halkın sempatisini kazanmıştı. 1968'de işçi ve öğrenci hareketlerindeki radikalleşme üzerine ilan edilen olağanüstü hâl döneminde grup, el konulan ürünleri yoksul halka dağıtma gibi eylemlere de imza atmıştı.
- Amerikan emperyalizminin karşısında duran MLN-T, 1973'te ABD'nin Latin Amerika'ya dayattığı Condor planıyla başlayan insan avının da hedefleri arasına girmişti. O dönemde ülkede yalnızca Tupamaros'tan 3 bini aşkın insan tutuklanmış; bunların üçte biri öldürülmüştü.
1971'de Uruguay'ın İngiltere Büyükelçisi Geoffrey Jackson'ın kaçırılması sonrası iyice yükselen gerilim döneminde Mujica da tutuklanmış, ancak 12 Yıllık Gece (La noche de 12 años) filminde de anlatılan büyük firarda, 106 Tupamaros gerillasıyla birlikte hapishaneden kaçmıştı. Onunla birlikte kaçanlardan bazıları da yeniden yakalanmış ve 12 yıl boyunca sürecek ağır işkenceler altında hapishanede kalmışlardı.
- Aralarından Mauricio Rosencof ve Eluterio Fernandez Huidobro, 1985'e kadar süren bu dönemde birçoğunu akıl sağlığını yitirme noktasına getiren işkenceleri Duvardaki Sarmaşık Gibi adlı kitapta anlatmıştı.
2009’da Uruguay Devlet Başkanı olacak Pepe Mujica, böylesi sert bir geçmişten geliyordu.
Gerillalıktan başkanlığa giden yol
Mujica, 1985 yılında tahliye edildikten 4 yıl sonra yoldaşlarıyla birlikte Halk Katılım Hareketi'ni (MPP) kurmuş; kendisini ilerici, anti emperyalist, ırkçılık karşıtı olarak tanımlayan ve Sosyalistler, Komünistler, Troçkistler, Hıristiyan Demokratlar'dan oluşan Franta Amplio’ya (Geniş Cephe) katılmışlardı.
2005 yılında Geniş Cephe, Ulusal Parti ve Colorado Partisi'nin geleneksel iki partili sistemini delerek Tabaré Vázquez'i başkan yapmıştı. 2010'da ise Mujica'nın başkan olmasıyla daha da ilerici adımlar atılmaya başlandı. Bu dönemde kürtaj ve eşcinsel evlilikler yasallaştırıldı; Uruguay, dünyada esrarın devlet denetimi altında satılabildiği ve tüketilebildiği ilk ülke oldu. Öte yandan "esrar turizmi"ne karşı ise tavizsiz bir tutum izlendi.
- Mujica, bu dönemde eşcinsel evlilikler konusunda esprili bir şekilde “Bunun modern dönemin eseri olduğunu söylüyorlar ama aslında hepimizden daha eski” diyordu.
Mujica döneminde 3,5 milyonluk Uruguay, 21. yüzyılın ilk on yılında Latin Amerika'da esen rüzgara paralel olarak dış politikada da aktif bir rol oynadı. Kıtanın diğer ülkelerindeki çeşitli çalkantılara rağmen Geniş Cephe, içerideki istikrarını korudu.
Mujica, diğer ilerici rejimlerdeki sapmaları, birçok liderin kendilerini iktidara getiren hareketlerden ve toplumsal tabanlarından kopmasına bağlıyordu. Bu nedenle Chavizm’den kopuş olarak değerlendirdiği Maduro’yu, Nikaragua’daki Danile Ortega’yı ve kenara çekilmesini bilmediği için Bolivya’daki Evo Morales’i eleştirmişti.
Yoksul başkan
Mujica’yı siyasetin yanı sıra, hatta belki ondan da çok hatırlanmaya değer kılan, yolsuzluklarla anılan siyasetçilerin at koşturduğu bir dünyada, gündelik hayatını alabildiğine bir sadelikle sürdürmesiydi.
- Başkanlık döneminde bile eşiyle birlikte başkent yakınlarındaki bir çiftlikte yaşamış; maaşının yüzde 90'ının sosyal çalışmalara, yüzde 5’ini ise mensup olduğu siyasi harekete ayırmıştı. Tarlasını traktörüyle kendisi sürmüş ve ürünü de kendi satmıştı.
El Pepe, sade yaşamının yanı sıra konuşmasındaki yalınlık, yolsuzluk ve israfa karşı mücadelesi, siyasi liderlerle ve halkla kurduğu iletişimle de tüm dünyanın ilgisine mazhar olmuştu. Hoşgörüsü ve mutabakat arayışı, siyasi muarızları nezdinde bile saygınlık kazanmasına neden olmuştu. “Düşündüğün gibi yaşamak” ilkesini savunan Pepe Mujica, herhalde 21. yüzyılda bunu söyleyebilecek ender insanlardan biriydi.
Elbette eski yoldaşlarından bazıları, eskiden eleştirdiği sistemin içinde sıkıştığını da iddia ettiler. O ise 2007’de gerilla geçmişini reddetmeden “Yetersiz bir yetenekle silaha sarıldığım ve böylece Uruguay’ı diktatörlükten kurtaramadığım için derin pişmanlık duyuyorum” dedi.
- 2019 yılında feministleri pek de hoşnut etmeyecek açıklamalarda bulundu. Ataerkilliği kınamakla birlikte feminizmin sınıf mücadelesinde yer alamayacağını söylemesinin ardından “Kadın her zaman annedir” diye de ekledi.
Ayrıca: Uruguay’daki askerî diktatörlük döneminde rejimin işlediği suçlarla ilişkili olarak Geniş Cephe’den farklı bir tutum alarak “Yaşlı insanların hapiste olması için savaşmadım” da diyecekti.
Son yazılarından birinde ise belki de vasiyetinden bir parça sunuyordu:
“Benim jenerasyonum safça bir hata yaptı. Toplumsal değişimin yalnızca toplumdaki üretim ve dağıtım biçimlerine meydan okuma meselesi olduğuna inanıyorduk. Kültürün muazzam rolünü anlamadık. Kapitalizm bir kültürdür ve biz kapitalizme farklı bir kültürle karşılık vermeli ve ona direnmeliyiz. Bunu başka bir şekilde ifade etmenin bir yolu: Dayanışma kültürü ile bencillik kültürü arasında bir mücadele içindeyiz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Masis Kürkçügil
Yazar ve yayıncı. "Latin Amerika'nın Kaynayan Damarları", "Devrimden Devrime Bolivya", "Hugo Chavez ve Devrimde Devrim" kitaplarının yazarı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


