Editörden

Özgürlük Gündemi'nde bu hafta.
Editörden

Kısa bir aradan sonra tekrar merhaba,

Geçen bu süre zarfında Türkiye’nin gerek iç gerekse dış siyasetinde önemli gelişmeler oldu. Hatırlanacağı gibi, siyasî iktidar Türkiye’yi içine sürüklediği iktisadî çöküntüden kurtarma arayışı içinde sayın Mehmet Şimşek’i ekonomi ve maliyeden sorumlu bakan, Prof. H. Gaye Erkan’ı da Merkez Bankası Başkanı olarak atadı. Ne var ki, bu görevlendirmelerin üstünden bir ay geçmesine rağmen, ekonomide başta döviz kuru ve enflasyonun artışıyla ilgili olarak herhangi bir iyileşme işareti ortaya çıkmadığı gibi, çoğu ücretli çalışan olan dar ve orta gelirli kesimlerin durumu daha da kötüye gitmeye başladı.

Artan bir hızla yükselen enflasyon bu kesimin hayat şartlarını katlanılmaz ölçülerde zorlaştırırken, Temmuz ayında kamu çalışanları ve emeklilere uğradıkları kaybın çok altında kalan ücret artışları sağlanması yaygın bir hayal kırıklığına yol açtı. ‘’Kemer sıkma’’ politikaları her zaman dar gelirlileri vurur derler, ama bu sefer hükûmet dar gelirlileri kemerleri sıkmaya zorlarken, kendisi ne kamu harcamalarını kısma ne de (baştan beri uyguladığı kayırmacı siyaset sayesinde palazlanan yeni sermayedarlar başta olmak üzere) iş dünyasının bu yükü paylaşmasını sağlama yönünde bir adım attı. Üstelik, uygulanmakta olan ekonomik politikanın iyi sonuç verip vermeyeceği de belli değil.

Öte yandan, siyasî iktidar son haftalarda bir dış politika atağına geçmiş gibi görünmektedir. Hükûmet Rusya-Ukrayna savaşında bir yandan Rusya’yla ters düşmemeye çalışırken, öbür yandan da Ukrayna’yı hoşnut edecek bazı sembolik çıkışlar yapmaktadır. Bir hafta önce Erdoğan’ın daveti üzerine Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski Türkiye’ye geldi ve iki ülke arasında savunmayla ve diğer bazı konularla ilgili olarak işbirliği yapılması üzerinde mutabakata varıldı.

Ama daha önemlisi, İsveç’in NATO’ya üye olmasına Türkiye’nin nihayet onay vermesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik girişimini canlandıracağı yönünde açıklamalar yapmış olmasıdır. Ancak burada tuhaf olan, sayın Cumhurbaşkanının İsveç’in NATO’ya üye olmasına verdiği onayın karşılığı olarak İsveç’ten ve diğer bazı AB ülkelerinden, hatta ABD’den, Türkiye’nin AB üye adaylığını desteklemelerini talep etmesidir. Oysa NATO’dan farklı olarak, Avrupa Birliği bir savunma örgütü değil, insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve piyasa ekonomisi üzerinde uzlaşmayı öngören bir siyasî-iktisadî birliktir.

Bu arada, aşağıda ayrıntıları anlatılan iki olay ülkemizin demokratikleşme şansı bakımından talihsiz gelişmeler olarak dikkat çekiyor. Bunlardan ilki, Gezi olayları davası kapsamında tutuklu iken Türkiye İşçi Partisi’nden milletvekili seçilen Ş. Can Atalay’ın seçimden buyana iki ay geçmesine rağmen halâ tahliye edilmemiş olmasıdır. Dolayısıyla, sayın Atalay Millet Meclisi’ne gelip resmen and içemediği için halkın kendisine tevcih ettiği demokratik temsil işlevini yerine getirememektedir.

İkinci olay, AKP-MHP iktidarı döneminde sivil toplum kuruluşları üzerinde yoğunlaştırılmış olan baskının bu sefer vergi mevzuatı aracılığıyla uygulamaya konan başka bir türüyle ilgili. Ayrıntılarını İsrafil Özkan’ın aşağıdaki notunda bulabileceğiniz bu olayın özü şudur: Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın bulgularına göre, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının %70 kadarının finansal sürdürülebilirlikleri tehlike altındadır ve bunun başlıca nedenlerinden biri de bu kuruluşların ticarî şirketmiş gibi vergiye tabi tutulmalarıdır. Devletin bu politikasının ilginç bir sonucu da, bu yolla, uluslararası bağışçıların sivil örgütlere ‘’ toplumsal fayda amacıyla verdikleri hibeler(in) Türkiye’de devletin gelir kaynaklarından biri’’ haline gelmiş olmasıdır.

Bu arada, birkaç gün önce maalesef pek hayra alâmet olmayan başka bir olay daha meydana geldi. Geçen Cuma günkü gazetelerde ‘’İmamoğlu’na yeni dava’’ başlıklı bir haber yer aldı. Habere göre, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde ‘’ihaleye fesat karıştırıldığı’’ iddiasıyla -Danıştay soruşturmaya gerek olmadığına karar verdiği halde- hakkında açılmış olan ceza davası devam ederken, İmamoğlu hakkında bu sefer bir konuşmasında Tuzla Belediye Başkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle 2 yıl dört aya kadar hapis ve siyasî yasak istemiyle yeni bir dava açıldı.  Ne yazık ki, önceki gibi bu dava da adaletin tecellisi yönünde samimi bir isteğin sonucu olmaktan çok, İmamoğlu’nun siyasî hayatını sonlandırma politik saikinin eseri gibi görünmektedir.

Son olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘’laik’’ niteliğine ters düşen ve Cumhurbaşkanının yeniden canlandırmayı düşündüğü Avrupa Birliği üyeliği hedefiyle de bağdaşmayan bir gelişmeye temas etmek istiyorum. Malum, vefat eden Menzil tarikatı şeyhinin cenazesi büyük bir kalabalığın katılımına sahne oldu. Bu arada Cumhurbaşkanı yardımcısının başında olduğu bir heyetin ölen şeyhin ailesine taziye ziyaretinde bulunduğu yetmezmiş gibi, Cumhurbaşkanı da yaptığı konuşmada ölen kişiyi ‘’ülkemizin manevî rehberlerinden biri’’ olarak niteledi. Ancak, şeyhin varsayılan ‘’rehberliği’’ni yönlendiren ‘’değerler’’ Türkiye’nin Batı uygarlık dünyasının bir parçası olmakla hedeflediği değer ve ideallerin neredeyse tam tersini temsil ettikleri açık olduğu halde, Cumhurbaşkanının o zatı Türkiye’nin manevî rehberi sıfatıyla taltif etmesi hiç yakışık almamıştır.

Kısaca, zaman ilerliyor ama Türkiye şu ana kadar maalesef ne siyasette, ne ekonomide, ne de toplum hayatında ümit ışığı olacak herhangi bir ilerleme kaydedebilmiş değildir. Umarız, Özgürlük Gündemi’nde gelecek haftalar ve aylarda bu gidişatı iyi yönde değiştirecek yeni gelişmelerin haberini verecek kadar şanslı oluruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Mustafa Erdoğan

Ankara Hukuk Fakültesi mezunu. Aynı fakültede yüksek lisans ve doktorasını yaptı (1981-88). İdari yargıda hâkim olarak çalışırken 1985 yılında, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde akademik mesleğe intisap etti. 1991 yılında Anayasa Doçenti oldu, 1997 yılında Profesörlüğe yükseldi. 1997-98 akademik yılında Amerika'nın Virginia eyaletindeki George Mason Üniversitesinde Fulbright bursiyeri olarak araştırmalar yaptı. İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde bir dönem dekanlık yaptı.

Özgürlük Gündemi

Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR