
Haberler bölümünde yer vermediğim, bu hafta çıkan taze bir haber vardı aslında. Kendisi derin bir konu ve üzerine özel olarak konuşulması gerektiğini düşündüğüm için bu bölüme sakladım. Öncelikle haberden bahsedeyim.
• Warner Bros, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali nedeniyle The Batman filmini Rusya'da gösterime sokmaktan vazgeçti.
Ardından ne oldu?
Sony de Warner Bros'un bu aksiyonunu takip ederek Jared Leto'nun başrolünde olduğu Morbius filminin Rusya gösterimini iptal etti ve Rusya'nın işgalinin devam etmesi halinde tüm yapımları için aynı tutumda olacağını açıkladı.
Başlangıç:
Aslında 28 Şubat Pazartesi günü ilk harekete geçen yapım şirketi Disney idi. 10 Mart tarihinde Pixar'ın elinden çıkacak olan Turning Red filmini, işgal sebebiyle Rusya'da gösterime sokmayacaklarını duyurmuşlardı.

Kaynak: Metro
Zamanda biraz geriye gidelim, yaklaşık bir asır kadar. 1918 yılındayız. İçinde olduğumuz için siyah-beyaz değil. I. Dünya Savaşı, henüz bitmiş; birçok sanat dalı ve biz de etkilenmişiz tabii. Yani biz iyiyiz de sinema biraz şey gibi... toy. Az sayıda savaş filmi görüyor olsak da sinema pek etklenmiyor bu durumdan. Çünkü henüz balık mı yoksa et mi olduğu bile belli değil. Teknoloji ortada, teknikler deseniz emekleme aşamasında, anlatım türü deseniz klasik...
Şimdi tarihi biraz ileriye alıyorum hazırsanız. 1940 senesindeyiz. II. Dünya Savaşı ilan edileli yaklaşık bir sene olmuş. İşte bu noktada sinema adına bir şeyler değişiyor. Charlie Chaplin, 15 Ekim 1940 tarihinde The Great Dictator isimli filmini vizyona sokuyor. Bu zamana kadar her aşamasında -mecburi- deneysel olan sinema, bir kırılma anı yaşıyor ve her daim kullandığı tek anlatım türü olan klasik tarzdan çıkıp hiciv ile tanışıyor. Üstelik zamanının çok ötesinde esprili bir dil ile. Biz de o yıllarda sinemayı kendine mesken bellemiş bireyler olarak üstümüze düşeni yapıyor ve "Vaay, bu ne be?!" diyoruz. Diyoruz ki sinema ilerleme kaydediyor...

Kaynak: IMDB
İşte bu noktadan sonra sinema, geri dönüşü olmayan bir değişime uğruyor. Film, Nazi Almanya’sında yasaklansa da savaş boyunca hem yönetmenler hem de sinema salonlarının tek gayesi, -kendilerince- davaya katkı sunan işler ortaya koymaktı. "Nazileri top ve tüfekle durduramıyor muyuz? Öyleyse kalemimizi oynatıp sanatımızı konuşturur ve sesimizi duyururuz." mantığı, iyiden iyiye yaygınlaşmıştı. Öyle ki işgal edilen ülkelerde Hitler'in ilk icraatlarından biri, sinema salonlarını kapattırmak oluyordu. Almanya’nın Belçika’yı işgalindeki gibi.
Tabii, Hitler'in kapattıracak sinema salonu bulamadığı ülkeler de mevcuttu. Bunun söz konusu olmadığı yerlerde savaşın getirdiği ekonomik sıkıntılar ve can pazarındaki büyük hareketlilik nedeniyle zaten halkın sinemaya gitme talebi içerisinde bulunması, bir garip olurdu, di mi? Hatta artan bilet fiyatları ve muhtemel bir hava saldırısında kolayca hedef alınabilme ihtimalini de göz önünde bulundurunca... Hayır, öyle olmadı. İnsanlar her şeye rağmen, savaşın gidişatından haberdar olabilmek için sinemaya gitmeye devam ettiler. Hem de yer altında... Çünkü bunu dava olarak gören yönetmenler, artık belgesel türüne geçiş yapmıştı bile.
Kaynak: Mubi
"Savaş olmasaydı, Hollywood da bu denli güçlü olamazdı."
Savaş öncesinde sinema, öncelikle Fransa, Danimarka ve İtalyalı yönetmenlerin önderliğinde yaşamını sürdürüyordu. Bu topraklardan çıkan filmler, tüm Avrupa ve Asya kıtasına zamanla yayılıyordu. Mesela bizim ülkemizde özellikle Fransız filmleri gösterime giriyordu. Zaten az sayıda olan filmlerin adı, ortalama beş sene kadar zirvede kalabiliyordu.
Savaş sonrasında ise sinemanın manipülasyon gücü keşfedilmiş ve başta Almanya ile Rusya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi, yerel sinemasını güçlendirmeye karar vermişti. Tabii dünyanın yeni süper gücü ABD durur mu? Halihazırda 15-20 sene aralığında, oldukça yerel, yeni tekniklere ve yüzlere fazlasıyla karşı olan Hollywood sinemasının kapılarını kırıp dağıtım olanaklarını geliştirmek adına kesenin ağzını sonuna kadar açıp bu alanda tartışmasız bir hakimiyet sahibi oldu. "Tarihi, yalnızca kazananlar yazar." söyleminin uçmasına müsaade etmeyip yazıya döktüğü gibi, bunu bir de beyaz perde ile perçinledi.
Velhasıl II. Dünya Savaşı, birçok savaşta olduğu gibi, toplumları derinden etkileyip asla kapanmayacak yaralar açtı elbette. Aklıma şu söz geliyor, "Sanat, acılardan beslenir." Doğru; fakat böyle olacaksa varsın beslenmesin, gelişmesin...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yeni Show Business üyesi, HBO Max, Savaş ve Sinema, Hollywood'un Rusya'ya film akışını durdurması ve çok daha fazlası...
02 Mar 2022

YAZARLAR

Oğuz Altınöz
Yazar - Show Business

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR



