Erken Dönem İslam Dünyasında Astroloji Metinleri ve Türleri

Yazı: Margaret E. Gaida
Çeviri: A. Tunç Şen
İlk dönem İslam dünyasında astroloji genelde ikinci Abbasi halifesi el-Mansûr’un Bağdat şehrini kurmasıyla ilişkilendirilir. Hicri 2., miladi 8. yüzyılda el-Mansûr, hepsi İran diyarından çıkmış üç müneccimi yeni kurulacak şehri inşa etmek için en uğurlu günü seçmesi için görevlendirmişti. Mâşâallah, Nevbaht ve Ömer b. Ferruhân Taberî, inşaatın 30 Temmuz 762’de başlaması önerisi içeren bir zayiçe hazırladı. Kısa süre içinde Bağdat, el-Mansûr’un Yunanca felsefe ve bilim kitaplarının toplanıp tercüme edilmesi yönündeki meşhur himayesi sayesinde İslam dünyasının düşünce ve kültür merkezi halini aldı. Bu tercümeler içinde kimisi Pehlevice metinlerden diğerleriyse Yunanca yazmalardan çevrilmiş çok sayıda astroloji eseri bulunuyordu. Tercüme hareketinin 8. yüzyılda ivme kazanmasıyla birlikte Bağdat şehri astroloji alanındaki çeşitli damarların birleşme alanı oldu.(1)
Arapça astroloji külliyatı Yunanca, Pehlevice, Sanskritçe ve Süryanice köklere dayanıyordu. Yunan astroloji geleneğinin temel eseri sayılan Batlamyus’un Tetrabiblos’u Arapçaya iki kez çevrildi. Bunlardan ilki Sidonlu (Saydalı) Dorotheus’un Pentateuch adlı eserini Pehlevice bir versiyonundan çevirmiş olan et-Taberî’nin emriyle ve Ebû Yahya el-Batrik’in eliyle 8. asır sonlarında tamamlandı. İkinci tercüme İbrahim b. el-Salt tarafından yapılıp 9. yüzyılda Huneyn b. İshak tarafından düzeltildi. Bununla birlikte Yunan astroloji geleneği 7. ve 8. asırlarda Süryanice, Sanskritçe ve Pehlevice metinler içinde dolaşan astroloji bilgisinin karışımı olarak da İslam dünyasına sirayet etti. İlk dönem müneccimlerinin değişik metinleri sentezleme çabaları, Yunanca, Süryanice, Sanskritçe ve Pehlevice öncüllerinden aynı muayyen bir Arapça astroloji geleneğinin ortaya çıkmasını sağladı. Bütün bu muhtelif menşelerden Arapça astroloji sahasındaki temel şubeler olan doğum astrolojisi (mevâlid), astrolojik tarihler ve gezegenlerin kavuşumları (kırânât), sorgulama (mesâil)(2) ve uğurlu saat seçimi (ihtiyârât) tanımlanmış oldu.
Mevâlid (doğum astrolojisi), bireyin doğum anındaki zayiçesinden hareketle, kişiliği, kariyeri, evlilik ve aile durumu, sağlığı ve ölümü gibi hayatıyla ilgili bir dizi meseleyi tespit etmeye çalışıyordu. Mesâilde birisinin bir müneccime bir hacetini yönelttiği anda bir zayiçe hazırlanıp sorulan sorunun akıbeti yorumlanıyordu. Bu sorular, evlenip evlenmemek, sefere çıkıp çıkmamak, bir işe başlayıp başlamamak gibi kişinin hayatıyla ilgili ayrıntılar barındırıyordu. İhtiyârât bir işe başlamak için en uygun zamanı o işle ilgili olan semavi cisimlerin ideal konumundan hareketle tespit etme faaliyetiydi. Astrolojik tarihler, hükümdar ve hanedanların yükseliş ve düşüşleri gibi tarihi olaylar hakkında gezegenlerin aynı burçtaki kavuşumlarına göre bir açıklama getiriyordu. Bütün bu branşlarda, gezegenlerin konumlarını ve astrolojik haneler içindeki yerlerini hesaplamak için sofistike bir astronomi bilgisi gerekiyordu. Bu makalede, metinleri bağlı oldukları türler içinde değerlendirmenin, özellikle de medhal (giriş) türü eserleri ve zîçleri incelemenin İslam dünyasında astroloji pratiğinin derinliğini ve kapsamını göstermek bakımından önemli olduğunu ileri süreceğim.

Ebû Mâ’şer’in El-Medhal el-Kebir adlı eserinin Leiden Üniversitesi Or. 47 numaralı nüshasından bir sayfa
Her iki tür de İslam dünyasında astrolojinin neşv ü nema bulduğu 9. yüzyılda ortaya çıkmıştı. Bu dönemde çeşitli müellifler astrolojiyle doğa felsefesinin arasını bulmaya, farklı muhitlerden tevarüs ettikleri bilgileri giriş kitabı mahiyetindeki eserlerde sentezlemeye çalışıyordu. Örneğin öncelikli olarak felsefe metinleriyle bilinen Yâkub b. İshak el-Kindî’nin çeşitli astroloji meseleleri üzerine muhtelif risaleleri ve El-erbaun bâben (40 Bab) isminde önemli bir giriş kitabı vardı. Kindî’nin muasırı olan Ebû Ma’şer Cafer b. Muhammed b. Ömer el-Belhî de en özgün ve velüt astroloji müelliflerindendi. Çok sayıda risale kaleme alan Ebû Ma’şer’in belki de en meşhur eseri aynı zamanda en kapsamlı olanıydı: Kitâb el-medhal el-kebîr ilâ ilm ahkâm el-nücûm (Astrolojiye Büyük Giriş).(3) Bu eserde Ebû Ma’şer gezegenlerle ay-altı alem arasındaki neden-sonuç ilişkisi üzerinde durup semavi cisimlerin tesirini felsefi kavramlarla açıklamaya çalışıyordu. Ebû Ma’şer, gezegenlerin dünya üzerindeki birçok olguyu (insan eylemleri de dahil olmak üzere) nasıl etkilediğini açıklamak için Batlamyus’un astroloji bilgisini sistemleştirdiği Tetrabiblos adlı eserine ve kendisinin de selefi olan Kindî’nin felsefi eserlerine dayanıyordu.(4) Ebû Ma’şer daha sonra bu eserinin kısa bir versiyonunu da kaleme aldı (Muhtasar elmedhal), ki bu metin 9. yüzyıl ortalarında bir hayli meşhurdu.(5) Ebû Ma’şer’in bu medhal türü kitapları, astroloji hakkında giriş kitapları yazma furyası başlattı ve 9. ve 10. yüzyılda İslam dünyasının farklı yerlerinde çok sayıda giriş kitabı kaleme alındı.
Arapça başlıkları olan Kitâb el-medhal ya da sadece medhal’in de işaret ettiği üzere giriş kitapları türü eserler, zayiçe ve doğum haritaları hazırlamak gibi astrolojik hesaplamaların nasıl yapılacağına dair pratik açıklamalarda bulunmak yerine teorik astroloji bilgisinin temel ilkelerini ortaya koyuyordu. Örneğin gök kürenin burçlara bölünmesini ve burçların özelliklerini, gezegenlerin tabiatlarını, gezegenlerin birbirlerine ve burçlara karşı konumlarının delalet ettiklerini açıklıyordu. Medhal türü metinlerin içerikleri müneccimlere, gezegenlerin aldıkları çeşitli konumları değerlendirip bu değerlendirme ışığında öngörüde bulunurken dayandıkları teorik çerçeveyi sağlıyordu. Bu teorik çerçeve içerisinde, on iki burcun, gezegenlerin ve her birinin birbiriyle olan ilişkisinin astrolojik anlamları yer alıyordu. Medhal türü kitaplar, burçlar ile gezegenler arasındaki (örne ğin ev, şeref,(6) hudud,(7) müsellesat,(8) vücuh(9) gibi teknik terimlerin vazettiği) ilişkilere ve gezegenlerin diğer gezegenlerle olan farklı tür konumlarına özel bir önem veriyordu. Gezegenler arası konumlar açısından en sıklıkla kullanılan bilgi, gezegenleri birbirinden ayıran açının (teslis,(10) terbi,(11) tesdis,(12) mukâbele,(13) mukârene ya da kırân(14) olarak geçen) derecesini bulmaya yönelik olandı. Ayrıca burçlarla gezegenlerin burçlar kuşağının ufuk çizgisiyle kesiştiği nokta üzerinden tanımlanan ilişkinin mahiyetine dair açıklamalar da mevcuttu. Gökyüzünün astrolojik hanelere bölünmesi de –ki genelde giriş el kitaplarından ziyade zîçlerdeki gezegen hareketleri tablolarında açıklanan bir prosedürdü– hanelerin her birinin özellikleri ve o hanede hakim olan hususi gezegenin buradaki tesirleri hakkında astrolojik malumat sağlıyordu. Medhal türü giriş kitaplarında ayrıca muhtelif semavi konumların sağlık yönünden anlamı üzerine de sık sık bilgi bulunabiliyordu.
Çeşitli medhal kitaplarında mevâlid, mesâil, ihtiyârât ve tahvil-i sini’l-âlem gibi farklı astroloji şubelerinde sıklıkla yer verilen spesifik kavramların açıklamasını bulmak mümkündür. Bu türden bilgiler arasında hîlâc, kethüdâ, tasyîr, intihâ olarak bilinen, kişinin ömrünü ya da hükümdarların veya hanedanların hakimiyet sürelerini öngörmek gibi daha girift astrolojik hesaplamalar yaparken kullanılan çeşitli parametreler bulunuyordu. Bu konulardan bazıları Yunanca kaynaklarda da ele alınıyorsa da fırdârât gibi bazı diğer parametrelerin kaynağı Farsça metinlerdi. Medhal türü eserlerde aynı zamanda sıklıkla astrolojik sehmlerin(15) bir listesi ve açıklaması mevcuttu. Batlamyus’un Tetrabiblos’u yalnızca “sehmü’s-saada”ya (mutluluk sehmi) yer verirken Arapça medhal kitaplarında ilimlerin, savaşların, krallığın ya da pirinç ve nohut gibi mahsullerin sehimleri de vardı.

Kabîsî’nin Medhal’inin Latince tercümesinin bir baskısı
Birkaç spesifik örnek vermek gerekirse, 10. asırda yaşamış Kabîsî’nin temel astroloji kaidelerini sentezlediği Kitâb el-mudhal ilâ sınâat ahkâmi’n-nücûm adlı eseri, gerek yapısı gerekse ilgili konuları vazıh bir şekilde açıklaması sayesinde kaleme alındıktan sonraki yüzyıllarda yaşamış okurlara da hitap edebilmişti.(16) Seleflerinden ve muasırlarından farklı olarak Kabîsî, hîlâc, kethüdâ, tasyîr, intihâ gibi doğum astrolojisiyle ilgili teknik terimlere müstakil bir bölüm ayırmıştı. Bu dönemde medhal türünde yazılmış bir başka kayda değer eser Kûşyâr b. Labbân’ın 11. yüzyıl başlarında kaleme aldığı Kitâb el-medhal’dır. Bu metin de konuları kendine has bir biçimde tertip edip tasyîr gibi spesifik hesaplama yöntemlerinin nasıl yapılacağını gösteren cetvellerle donanmıştır.(17) Kûşyâr’ın bu eseri, cetvel içeren yegane medhal türü kitapken İslam dünyası içerisinde tasyîr tabloları ihtiva eden az sayıdaki örnekten de biridir (diğerlerinden aşağıda bahsedilecektir).
Her ne kadar gerek yapıları gerekse içeriklerinin kapsamı itibariyle medhal türünden farklılık gösterseler de bahsedilmeye değer iki giriş kitabı daha vardır bu dönemde üretilen. Bunlardan ilki 11. asırda Ali b. Ebü'r-Ricâl tarafından yazılan Kîtab al-Bâri; diğeri ise Bîrûnî’nin Kitâb tefhîm li-evâil sınâat eltencîm’idir.(18) Bîrûnî’nin eserinde yalnızca astrolojinin teorik tarafını ele almayıp hem astronomik hem de astrolojik konulara yer vermesi giriş türü eserler içinde yenilikçi bir unsurdu. Gerçekten de Bîrûnî astrolojik öngörülerde bulunmak için gerekli tüm bilgileri kitabına dahil etmişti. Bunlar içinde teorik astronomi, astronomik hesaplamalar, (burçlar kuşağı, gezegenler, astrolojik evler gibi) temel astroloji bilgisi ile astrolojik ahkam yer alıyordu. Metindeki son iki bölüm medhal türü eserlerle ortaksa da kitapta astronomiyle ilgili konulara, özellikle de tablolara yer verilmesi Tefhîm’i medhal türünün standart örneklerinin ötesine taşıyordu.
11. yüzyıldan sonra giriş türünde yeni bir eser pek kaleme alınmadı. Daha ziyade Ebû Ma’şer’in Muhtasar’ı, Kabîsî’nin Mudhal’ı, Bîrûnî’nin Tefhîm’i ve Kûşyâr b. Labban’ın Medhal’i gibi klasik giriş kitapları okunmaya ve geniş bir coğrafyada tedavül etmeye devam etti. Sözü edilen eserlerden son ikisi Farsçaya da çevrildi. Ebû Ma’şer’in ve Kabîsî’nin eserleri ise Endülüs’e ulaşıp on ikinci yüzyılda başka astronomi ve astroloji risaleleriyle birlikte Latin diline tercüme edildi. Arapça astroloji geleneğinin Avrupa’ya aktarımı –ki teknik bir astronomi bilgisine sahip olmayı gerektiren metinlerden oluşuyordu bu gelenek– Orta Çağ başlarında Avrupa’daki astroloji bilgisinin niteliği düşünüldüğünde bir hayli çarpıcıydı.(19)
Astroloji ve astronomi disiplinleri arasındaki zorunlu ilişki astronomideki gelişmeler ve astrolojiye yönelik eleştirilerle beraber devam etti. Klasik addedilen (8.-12. yüzyıllar) dönem sonrası İslam dünyasında, ilmü’l-heyʾe olarak bilinen ve gök bilimcilerin Batlamyus astronomisini Aristocu doğa felsefesiyle telif edecek gezegen modellerine dair arayışına işaret eden teorik astronomi çalışmaları ivme kazanmıştı. İlmü’l-heyʾe geleneği aynı zamanda adına zîç denen çok sayıda yeni astronomi cetvelinin hazırlanmasına da eşlik etti. Zîçler cetvellerden ve açıklama içeren metinlerden ibaret astronomi el kitaplarıydı. Modern bilim tarihi yazımında daha ziyade astronomi ile ilgili önemlerine binaen ele alınmış olan zîçler, astrolojik öngörülerde bulunmak için gerekli verileri de kapsıyordu ve çoğu zaman astrolojik tekniklerin açıklamasını da yapıyordu. Örneğin astrolojik hanelerin merkezlerini belirlemek için yörüngeyi, bulunulan mahallin ufuk çizgisi ve diğer parametreler ışığında farklı kesitlere ayırmak gerekiyordu.(20) George Saliba her ne kadar ilmü’l-heyʾe disiplininin yükselişinin astrolojinin düşüşünü beraberinde getirdiğini söylese de zîçlerde yer alan astroloji bölümleri bu iddiayı çürütür niteliktedir.(21) Zîçlerde yer alan ve astrolojik hesaplamalara dair yöntemler içeren bilgilerin zaman içinde ne tür yeniliklerden geçtiği meselesi araştırılmayı bekliyorsa da bu bilgiler İslam dünyasının muhtelif bölgelerinde yüzyıllar boyunca astrolojinin astronomi ile birlikte icra edilmeyi sürdürdüğünü gösteriyor.
Bilinen aşağı yukarı 250 zîçten 150 kadarı günümüze kalmıştır. Edward Kennedy 1956 tarihli çalışmasında bugün mevcut olan ve yalnızca eski eserlerde kendisine atıf bulup günümüze nüshası kalmayan zîçlerin bir envanterini hazırlamıştı.(22) Bu çalışma halihazırda Benno van Dalen tarafından güncellenmektedir. Zîçler üzerine yapılmış araştırmaların geldiği son nokta için David King, Julio Samso ve Bernard Goldstein’in 2001 tarihli raporuna da müracaat edilebilir.(23) Günümüze nüshası ulaşmamış zîçler hakkındaki bilgiler ise dönem kaynaklarında bulunabilir. Örneğin Kûşyâr b. Labbân Kitâbü’l-medhal adlı giriş kitabında kendi zîçlerinden bahseder. Kennedy’nin derlemesinde zîç türü eserlerde ele alınmış konuların faydalı bir listesi de mevcuttur. Bu konular arasında kronolojik hesaplamalar, trigonometrik işlemler, küresel astronomiye dair (eğim noktaları, dik ve eğimli doğuş, tâli ya da yükselen gibi astrolojik işlemler için de anlamlı) parametreler, tadilü’l-eyyam, hareket-i hakikiye, enlem ve boylam, gezegenlerin normal ve geri hareketleri, gezegenlerin menzilleri ve geri dönüş hareketleri, paralaks, Ay ve Güneş tutulum tabloları, rûyet-i hilal cetvelleri, (Kıble’nin yönünün tayinini de içeren) coğrafi tablolar ve yıldız tabloları yer alır.(24)
Kennedy’nin çalışmasında bu konulara ilaveten “astrolojik tablolar,” yani matematiksel astroloji adı altında bir de ayrı bir bölüm yer alır. Zîçlerin çoğunda yörüngenin, isimlerine tâli, âşir, sâbi ve râbi denen dört evtâda bölünmesine dair açıklamalar bulunur. Astrolojik hanelerin tesviye edilmesi de –ki hanelerin merkezlerinin belirlenmesi (tesviyetü’l-büyût) diye de geçer– hakeza sıklıkla zîçlerde kendisine yer bulur; farklı zîçlerde farklı yöntemler görülse de.(25) Özellikle Farsça zîç geleneğindeki birkaç eser, doğum haritası hazırlarken tâli derecesini tesis etmek için lüzumlu bir yöntem olarak nemûdâr hakkında spesifik bilgiler içerir. Tâli derecesini tesis etmek ve hane merkezlerini belirlemek zayiçe hazırlayanların olmazsa olmazıdır. Genel olarak zîçler zaten zayiçe hesaplama süreci hakkında detaylı bilgiler sunuyordu. Hatta bazı zîçlerde spesifik örnekler bulunurken başka risalelerde astrolojik hesaplamalar yapmak için zîçlere müracaat edildiğinden bahsedilir. Örneğin İmâdüddin Mahmud el-Kâşî’nin Timurlu Mirza İskender için 1410’da hazırladığı meşhur doğum haritası 1273 tarihli Zîç-i İlhânî’ye sık sık referans verir.
Astrolojik tahminlerde bulunurken yararlanılan bir başka mühim bilgi gezegenler arasındaki konum bilgisidir. Bazı zîçler, gezegenlerin tesirini ölçmeye dair çeşitli yöntemlere ya da gezegenlerden çıkıp başka gezegenleri de etkileyen ışınlara (aşia) dair açıklamalarda bulunur.(26) Mecritî’nin Harezmî’nin zîçine (ki aslen Sindhind zîçî olarak bilinir) yazdığı şerhte, bu sözü edilen ışınlar üzerine çok kapsamlı –öyle ki eserdeki diğer tabloların hepsinden daha çok yer tutar– bir cetvel mevcuttur.
Adına tahvîl-i sini’l-âlem denen ve (eski kozmoloji anlayışı çerçevesinde) Güneş’in bir senelik dönüşüne işaret eden hesaplamalar ile doğum anları için hazırlanmış zayiçelerin devriyesini gösteren tabloları da bazı zîçlerde bulmak mümkündür. Doğum zayiçeleri ve tahvil-i sini’l-âlem hesaplamaları için önemli başka astrolojik noktalara, sözgelimi tasyîr, intihâ ve fırdârât gibi işlemlere dair de hakeza açıklamalar bulunabilir. Bîrûnî’nin el-Kânûn el-Mesʾûdî adlı standart bir zîç kitabı olarak addedilemeyecek astronomi eserinde matematiksel astrolojiye ayrılmış ve içinde tasyîrin de olduğu muhtelif konuların tafsilatlı bir şekilde anlatıldığı müstakil bir bölüm vardır.(27)

el-Zîç el-Kebîr el-Hekîmî’nin Leiden Üniversitesi Or. 143 numaralı nüshasından bir sayfa
Satürn ile Jüpiter arasında gerçekleşen kavuşumlarla (kırân) ilgili tablolara da bazı zîçlerde rastlamak mümkündür. Kırânlar, (farklı müelliflerin farklı görüşleri olsa da) gezegenler arasında 15 dereceden az açı bulunduğu zaman cereyan etmekte olan bir konum bilgisiydi. Kabîsî Medhal adlı eserinde 6 tür kırândan bahseder ki bunların en önemlilerinden biri Satürn ile Jüpiter arasında ortalama her 20 yılda bir gerçekleşen kırândır. Her 240 yılda bu kırân başka bir müsellesede cereyan eder. Ve her 960 yılda bu döngü tekrarlanır. Satürn ile Jüpiter arasındaki kırânlar sıklıkla tufanlar, salgınlar ve başka doğal afetlerle ilişkilendirilmiştir. Kırânlarla ilgili bilgi veren böyle bir tabloyu mesela 15. yüzyılda Şihâbüddin el-Halebî tarafından hazırlanmış zîçte bulmak mümkündür.(28) Bu kıranların astrolojik tarihlerde, özellikle de dinlerin ve hanedanların doğuşu ve düşüşü anlatılarında çok önemli bir yeri vardır. Tarihlerdeki diğer önemli bir konu da, bütün gezegenlerin, evclerin ve ukdelerin kıran halinde olduğu sini’l-âlem meselesidir. Örneğin Ebû Maʿşer’in ya da Kûşyâr b. Labbân’ın bugün elimizde mevcut olmayan zîçlerinde bu konunun ele alınmış olduğuna dair referanslar mevcuttur.(29)
Günümüz araştırmacıları astrolojiye mütemadiyen yöneltilmiş eleştirilere odaklanıp onları erken İslam tarihinde bilim ve kültür üzerindeki tesiri açısından incelemiştir. Daha önce de bahis konusu edildiği üzere George Saliba gibi isimler ilmü’l-heye’nin yükselişini astrolojinin düşüşüne koşut olarak sunmuştu. Tabii ki astroloji sahası muarızlarından hiçbir zaman eksik kalmadı. Mesela Ebû Maʿşer, el-Medhal el-kebîr adlı büyük giriş kitabının dibacesinde astrolojiyi ve müneccimleri tenkit eden dokuz farklı kesime hitaben görüşlerini kaleme almıştır. Bu dokuz grup, semavi cisimlerin insanların kaderi üzerinde tesirleri olduğunu sorgulayan ilim erbabından Allah’ın her şeyi kontrol ettiği inancına ve insanın kendi iradesine dair endişeler taşıyan kelamcılara dek geniş bir yelpazeye uzanıyordu. Sonuçta astroloji, hayatlarımızın, üzerinde herhangi bir kontrolümüzün olmadığı ve önceden belirlenmiş semavi konumlarca belirlenen kadere bağlı olduğu görüşüne dayanıyordu. Oysa İslam dünyasındaki müneccimlerin çoğu “yıldızlar işaret eder ama icbar etmez” düsturunu benimsemiş görünüyordu. Sonuç olarak astrolojiyi eleştirenler de aslında semavi cisimlerin tesirlerini kabul ediyordu onların doğrudan müdebbir olduklarını reddetseler de.
Astrolojiyi şiddetli bir biçimde eleştiren meşhur isimler arasında, ikinci Aristo olarak da bilinen Farâbî de vardı. Farâbî, muasırı olduğu müneccim Kabîsî ile hemen hemen aynı zamanda Hamdanî hükümdarı Seyfüddevle’nin sarayında bulunmuştu. Kabîsî daha çok Kitâbü'l-medhal adlı eseriyle bilinse de, Risâle fi imtihâni'l-müneccimân mimmen hüve muttasım bi-hade’l-ism (Müneccimlerin ve Kendilerini Müneccim olarak İsimlendirenlerin İmtihan Edilmesi Hakkında Risale) adlı kendine has bir başka eser de kaleme almıştı.(30) Seyfüddevle’ye ithaf edilmiş bu eser, işin erbabı olan kişileri şarlatanlardan ayırt edebilmek için hükümdarın müstakbel müneccimlere sorması gereken sorulara yer veriyordu. Metinde Kabîsî astrolojik uzmanlığın 4 farklı “seviye”sinden söz eder. Müneccim el-tam dediği en yüksek seviye, Batlamyus’un Almagest’ini okumuş; gezegenlerin hareketlerine ve diğer gezegenlerle ve gökyüzüyle ilişkilerine dair akli çıkarımlarda (burhan) bulunabilen kesimdi. Bu tür “tam” müneccimler kendi rasatlarını yapabiliyor ve bu rasat faaliyetleri sonucu tablolar hazırlayabiliyordu. Bu seviyenin bir alt seviyesindeki grup gezegenlerle ilgili nazari bilgiye sahip ve astronomiyle ilgili temel sorulara yanıt verebilen –Kabîsî burada örnek olarak yörüngenin açısını bulmaktan bahseder– kişilerdi. Bu gruptaki müneccimlerin tüm bu konularda sağlam bir anlayışı varsa da tam müneccimler gibi akli çıkarımlar yapmaya istidatları yoktu. Üçüncü tür grup, Kabîsî’ye göre astroloji ile uğraşan çoğu müneccimin dahil olduğu gruptu. Bunlar zîç kullanmayı bilen ama hakiki bir kavrayışa sahip olmaktan çok işlemleri taklit yoluyla ya da adet oldukları üzere yapabilen müneccimlerdi. Son grup ise bu fenne dair hiçbir bilgisi olmayan ama usturlap ve rub dairesi gibi aletler yapan veya Kıble’nin yönünü tayin eden kişilerdi.
Kabîsî ile Fârâbî arasında etkileşim olup olmadığına dair elimizde doğrudan bir kanıt olmasa da Risâle fi imtihâni'l-müneccimân adlı bu risalenin o dönemde astrolojiye yönelik eleştirilere karşı bu fenni savunmak için yazılmış olma ihtimali üzerinde düşünmeye değer. Bu eser, uzmanlarla acemiler arasındaki derin kavrayış farkını ve bu fennin sahte uzmanları tarafından aldatılmanın nasıl kolay olduğunu da gözler önüne serer. Gerçi astroloji mevcut oldukça onu eleştirenler de hiç eksik olmadı. Söz gelimi İbn Sînâ da ya da 14. asrın meşhur ismi İbn Haldûn da astrolojiyi batıl addettikleri uzun reddiyeler yazmışlardı. Özellikle İbn Haldûn, İslam dünyasındaki kültürlerin ve kültürel pratiklerin kaydını düştüğü Mukaddime adlı eserinde astrolojiye ampirik, dini ve sosyolojik eleştirilerde bulunur. Bütün bunlara karşın astroloji yüzyıllar boyunca var olmayı sürdürdü.
Günümüzde astrolojiye dönük önyargılar, Ebû Maʿşer’in ve Kabîsî’nin etkisi büyük olmuş eserlerinin dışındaki birçok önemli astroloji metni üzerinde çalışılmasını engelledi. Sonuç olarak farklı tarihi ve coğrafi zeminlerde astronomi ile astroloji arasındaki ilişkinin mahiyeti gibi birçok meseleye dair hala yapılmayı bekleyen çokça şey var. Örneğin astrolojiyle ilgili hususi yöntemlerin ve görüşlerin zaman ve mekan içinde dolaşımını daha iyi tespit etmek da ihtiyârât ve mesâil yöntemleri gibi spesifik meselelere hasredilmiş risaleler üzerinde yapılacak çalışmalar da, astrolojinin bilimsel pratik içindeki ve daha geniş İslam kültürü bağlamındaki önemine dair ışık tutabilir.

Ebû Ma'şer’in Kitâb ahkâm Tahâvil sini'l-mevâlid adlı eserinin 1515 tarihli Latince tercümesinden bir sayfa
MARGARET E. GAIDA - Caltech (California Institute of Technology), Doktora Sonrası Araştırmacı
Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih Dergisi'nin 332. sayısından Astroloji ve Müneccimler dosyası açılıyor, arşivde ise Osmanlı basınında Ağustos 1921 var.
16 Ara 2022

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


