G7 ülkelerinin iklim planları, Çin'e karşı mı?

G7'nin sürdürülebilirlik planları, ne kadar gerçekçi, ne kadar sürdürülebilir?
G7 ülkelerinin iklim planları, Çin'e karşı mı?

Dünyanın en büyük gelişmiş ekonomileri oluşturan, ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Kanada, İtalya, Japonya ve bu toplantılara sürekli eşlik eden Avrupa Birliği, geçtiğimiz Pazar günü İngiltere’nin güneyinde buluştu.

Bu buluşmada koronavirüs ve pandemi sonrası dünya ekonomilerin gelişmesi ile beraber iklim krizi hakkında atılacak adımlar da konuşuldu.

Buluşmaya liderlik eden Boris Johnson, ilk harekete geçenlerin G7 ülkeleri olması gerektiği mesajını açıkça verdiklerini belirtmesine rağmen alınan kararlar çevrecileri çok da mutlu etmedi.



Özellikle gelişmiş ülkelerin, gelişen ve gelişmekte olan ülkelere iklim krizi için her yıl 100 milyar dolar ayıracağı Yeşil Fon vaadinin tekrardan dile getirilmesi oldukça kafa karıştırıcı bir mesajdı.

Zira bu fonda 2009’dan beridir toplanan yardım bütçesinin miktarı, sadece 8 milyar dolar civarında.

Şimdi hakkını verelim, dolaylı yoldan bu anlaşmaya yönelik yatırımlar yapıldı, ama bunlar hiç bir zaman yılda 100 milyar seviyesine ulaşmadı.

Ama açıkçası bu çevrecileri çok şaşırtan bir olay olmadı. Gelişmiş ülkelerin verdiği mesajlar her zaman bir sıfır yenik başlıyor.

Gelin iklim krizi ile verdikleri mesajı inceleyelim.



G7’nin “dünya için daha iyi bir şekilde gelişme” dediği proje içerisinde önemli altyapı yatırımlarını barındıran, Afrika’da hızlı trenlerden, Asya’da rüzgar santrallerine kadar yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir teknoloji odaklı bir bakış açısı var.

Bu davulun sesi uzaktan hoş gelse de, uzmanlar ve AB Komisyonu başkanı van der Layen’in kendisi de bu projenin Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol”  projesine karşı planlanmış bir proje olduğunu belirtiyor.

Bir Kuşak, Bir Yol projesi, Çin’in enerji, ulaşım, dijital ağlar ve ticaretle ilgili projelerden oluşan ve dünya nüfusunun yüzde 65’iyle yaklaşık 68 ülkeyi kapsayan devasa uluslararası altyapı programı.

Bazı uzmanlar, Çin’in burada özellikle gelişmekte olan ülkeleri hedefleyerek bir borç açığı da oluşturmaya çalıştırdığını ve böylelikle uzun dönemli bir güç oyunu oynadığını belirtiyor.

Bunun örneklerinden biri olarak, tamamen Çin finansmanı ile kurulan ve “hediye edilen”, Afrika Ülkeleri Birliği binasının, neredeyse her noktasından gizli kayıt cihazları çıkmasını verebiliriz.



Bu açıdan bakınca Batı ülkelerinden oluşan G7’nin bu güç dengesinde karşı bir proje geliştirmek istemesi oldukça gerçekçi. Bununla beraber buradaki sorun, politik çıkarlar ve güç oyunları için yapılan bu “sürdürülebilirlik” projesinin ne kadar sürdürülebilir olacağı.

Özellikle Yeşil Sanayi Devrimi diye adlandırılan bu projenin, sanayi devrimi ile ilişkilendirilmesi üzücü. Zira, G7 ülkeleri sanayi devriminden kalan kömür bağımlılıklarını hala sürdürmekte.

G7 ülkelerinin kağıt üstünde 2010 yılına göre 2030 yılında kadar sera gazı salımlarını yarıya indirmesi bekleniyor.

Ülkeler karbon salımını azaltmak için her türlü adımları atacaklarını belirtirken, kendi ülkelerinin dışında yapılan fosil yakıt yatırımlarına olan devlet desteklerini keseceklerini ve benzin ile dizel araçların kullanımını azaltarak bitireceklerini belirtiyorlar.



Bununla beraber G7 ülkeleri eğer karbon yakalama teknolojileri varsa kömür yatırımlarına destek vereceklerini belirtiyorlar.

Uzmanlar karbon yakalama teknolojilerinin verimli olarak nasıl kullanıldığından emin değil; varolan bir kaç örnek, prototipten öteye geçemedi maalesef. 

Bununla beraber bu G7 ülkelerinin “bize yol gösterecek” dediği Uluslararası Enerji Ajansı’nın Net Sıfır hedeflerinden oldukça uzakta. 

IEA, hazırladığı net sıfır modelinde fosil yakıtlara her türlü yatırımın ve yeni kaynak açılışının 2021 yılında yani bu yıl içerisinde sona erebileceğini öngörüyor.

Bununla beraber 2050 yılında kömürün enerjideki payını %98, petrolün enerjideki payını %75, doğalgazın payını ise %55 oranında azalmış olarak öngörüyor.

Yani G7 ülkelerinin belirlediği hedeflerin IPCC raporları baz alınarak hazırlanan IEA Net Sıfır raporunda çok uzakta olduğunu söyleyebiliriz.

Zira, G7 ülkeleri belirli sektörlerin içerisindeki gücünü korusa da, dünya artık 20 yıl önceki dünya değil. G7 belki 20 yıl önce bu adımlar ile gezegenimizi kurtarabilirdi ama denklemde artık başka ağırlıklar da var.

Çin dünyanın en büyük enerji talebi yapan ülkesi konumunda. 2021 yılında Çin’in dünyadaki tüm kömür talebinin %50’sini oluşturması bekleniyor. Çin aynı zamanda petrol ve doğalgaz talebinde de ilk sıralarda.

Bununla beraber aynı Çin, yenilenebilir enerjide de neredeyse %45 oranı ile en büyük talebi yaratan ülke konumunda.


Çin'de bir petrol tesisi üzerine kurulan güneş enerjisi santrali


Çin, ABD ve G7 ülkelerinin bazılarını da içeren AB ülkeleri, tüm dünyadaki yenilenebilir enerji talebinin %75’ini oluşturuyor.

O yüzden G7 ülkelerinin Yeşil Sanayi Devrimi olarak nitelendirdiği bu yeni projenin, Çin’e karşı planlaması ve belki hatta Çin’i yönlendirmeyi hedeflemesi oldukça mantıklı.

Ama artık sadece Çin'i değil, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Rusya, Nijerya ve hatt Türkiye’yi bu projede denklemlere koymak gerekiyor.

Eğer G7 ülkelerinin dedikleri yaptıklarını tutarsa, belki daha iyi bir geleceği konuşabiliriz. Ama bu projeler sadece politik çıkarcılık ve “taht oyunları” için yapılıyorsa, hikayenin krizler ile dolu başka bir senaryoya yönelme ihtimali de var.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Çevreci GeekÇevreci Geek

BÜLTEN SAYISI

G7 ülkelerinin iklim planları, Çin'e karşı mı?

G7'nin sürdürülebilirlik planları, ne kadar gerçekçi, ne kadar sürdürülebilir?

15 Haz 2021

ANDREW PARSONS/NO 10

YAZARLAR

Çevreci Geek

İklim haberleri üzerine yorumlar.

İLGİLİ OKUMALAR