‘Geleceğimizi çaldınız’: Türkiye’nin gençleri baskı ve yoksulluğa karşı neden ayaklanıyor?


Hatay Sörf Merkezi: dalgalarla büyüyen bir topluluk 6 Şubat depremlerinden sonra gençleri doğayla buluşturmak için Mayıs 2023’te Samandağ’da kurulan Hatay Sörf Merkezi, sörfün iyileştirici gücünü bölgeye taşıyor. 14 km’lik el değmemiş sahilde ücretsiz eğitimlerle ilk yılında 1000 çocuğu sörfle tanıştıran merkez, gençlerin kökleriyle ve kendileriyle bağ kurmasını hedefliyor. Sporun ötesinde bir vizyonla, iyileşme ve topluluk merkezi olarak öne çıkıyor. Merkez, Sörf Liderlik Programı ile yeni sörfçüler yetiştiriyor ve yerel kalkınmayı destekliyor. 2024 Türkiye Dalga Sörfü Şampiyonası’nda 21 gençten 6’sı ödülle dönerken, kış aylarında 20 genç matematik, İngilizce ve ileri sörf teknikleriyle gelişiyor. 2025’te 3000 gence ulaşmayı planlayan ekip, Hatay’ı bölgesel bir sörf merkezi yapma yolunda ilerliyor. Not etmeli: Hatay’ı bölgesel bir sörf merkezi haline getirme yolunda ilerleyen bu topluluğa bireysel bağışlarla katkı sağlayabilir, kurumsal işbirlikleri için iletişime geçerek gençlerin hayallerine ortak olabilirsiniz. Hatay Sörf Merkezi ile buradan tanışabilir, buradan ise bağış yapabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun kısa bir süre önce tutuklanarak cezaevine konulması, Türkiye genelinde, özellikle de gençler arasında, protestoların fitilini ateşledi. Bu gösteriler, siyasi bir figürün tutuklanmasının ötesinde ekonomik zorluklar, demokratik kurumlara yönelik tehditler ve gençler arasındaki psikolojik sıkıntılar gibi daha derin toplumsal sorunları da yansıtıyor.
Gençlerin, özellikle de üniversite öğrencilerinin içinde bulundukları yıkıcı yoksulluk ve yoksunluk, temel bir varoluş krizini de tetikliyor. Günlerdir devam eden protestolarda, dertlerini en kısa ve net şekilde ifade eden slogan da şu oldu: "Geleceğimizi çaldınız!"
Üniversite öğrencilerinin ekonomik sıkıntıları
Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik kriz, başta üniversite öğrencileri olmak üzere gençleri çok ciddi bir şekilde etkiliyor.
Ben de 30 küsur yıl önce Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eğitimime başladığımda üniversite yurdunda 12-14 kişilik odalarda kalıp ailemin mütevazı desteği ile hayatımı sürdürüyordum. Ancak yine de harçlıklarımızı biriktirerek haftada bir sinemaya, tiyatroya ya da konsere gidip çıkışında bir kafede ya da barda oturup bir şeyler içebiliyorduk. Pek çoğumuz yarı zamanlı ek işler yaparak harçlığımızı çoğaltıp İstanbul’da üniversite okumanın keyfini kendimizce sürüyorduk.
Son 25 yılda, İstanbul’da çeşitli üniversitelerde dersler verirken öğrencilerin ekonomik durumunun gittikçe zorlaşmasına çok yakından tanık oldum. Lakin durum hiçbir zaman şu anki kadar kötü olmamıştı. Bugün üniversite öğrencilerinin önemli bir bölümü yoksullukla mücadele ediyor ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilmekten çok uzakta.
- Genç yoksulluğu: CHP tarafından hazırlanan “Genç Yoksulluğu Dosyası”na göre, üniversite öğrencilerinin yaklaşık %60'ı göreli yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve mali kısıtlamalar nedeniyle sık sık öğün atlıyor.
Devletin yemek ücretlerini sübvanse ettiği devlet üniversitelerinde bile yemekhane fiyatları %75-80 civarında artmış. Üstelik bazı üniversiteler %200'ü aşan zamlar uyguluyor. Raporda yemekhane ücretlerinin, devlet tarafından işletilen Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) tarafından sağlanan burs veya kredi miktarından daha yüksek olduğu da vurgulanıyor. 2023 yılında hazırlanan bu rapora göre KYK burs ve kredi miktarları 1.250 lira iken, üç öğün yemek için okul yemekhanesine bel bağlayan bir üniversite öğrencisinin aylık yemek maliyeti 1.275 lirayı buluyor.
Sonuç olarak, öğrenciler haftanın birkaç günü öğün atlamak zorunda kalıyor.

Barınma da bir başka önemli zorluk. Uygun fiyatlı yurt alanlarının yetersizliği, birçok öğrenciyi artan kiraların mali sıkıntılarını daha da kötüleştirdiği özel konaklama alternatifleri aramaya zorluyor.
Raporlar, öğrencilerin sıkışık daireleri paylaşmak zorunda kaldıklarını, bazen sınırlı alan nedeniyle vardiyalı olarak uyuduklarını gösteriyor. Bazı öğrencilerin ifadesine göre daireleri o kadar sıkışık ki arkadaşlarından biri mutfakta uyumak zorunda kalıyor. Ev sahipleri ısınma için ek ücret talep edebiliyor, bu da öğrencilerin genellikle karşılayamadıkları bir durum olup, kış aylarında elektrikli ısıtıcılara bel bağlamalarına yol açıyor. Artan hayat pahalılığı, öğrencilerin önceki yıllara kıyasla ihtiyaçları için önemli ölçüde daha fazla harcama yapmasına sebep oluyor.
Bu mali yükler, barınma ve yemeğin de ötesine geçiyor. Burs ve kredilere sınırlı erişim birçok öğrenciyi iş aramaya zorluyor, bu da akademik sorumluluklarını aksatmalarına neden olabiliyor.
- Yarı zamanlı iş eksiği: Eğitim-Sen tarafından hazırlanan ve Ekim 2024’te yayımlanan bir rapor, öğrencilerin yaklaşık %15'inin eğitimlerini desteklemek için çalıştığını, %36,7'sinin ise çalışmak istediğini ancak uygun yarı zamanlı işler bulamadığını ortaya koyuyor.
Bu mali güvensizlik, kaçınılmaz olarak psikolojik sıkıntılara katkıda bulunuyor. Öğrencilerin %81,2'si gelecekleriyle ilgili endişelerini dile getiriyor ve %73,3'ü mezun olduktan sonra işsiz kalmaktan korkuyor.
Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi ve öğrenci deneyimi
Gençlerin içinde bulundukları bu durumun açmazlarını daha iyi anlamak ve insan olmaya dair en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzakta olduklarını değerlendirebilmek için Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi'ne bakmamız yeterli.
Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi, bir piramit şeklinde düzenlenmiş beş kademeli bir insan ihtiyaçları modelinin ana hatlarını çizen psikolojik bir teoridir. En altta fizyolojik ihtiyaçlar (yiyecek, su, barınak), ardından güvenlik ihtiyaçları (güvenlik, istihdam), sevgi ve aidiyet (arkadaşlık, yakınlık), saygı (saygı, tanınma) ve kendini gerçekleştirme (kişinin potansiyeline ulaşması) yer alır. Temel ihtiyaçlar karşılanmadığında, bireyler daha üst düzey hedeflere odaklanmakta zorlanırlar.

Görsel: Wikipedia | User:Vkpd11
Türkiye’de birçok üniversite öğrencisi için, yeterli gıda ve barınmanın sağlanamaması, en temel fizyolojik ihtiyaçların karşılanamaması anlamına geliyor. Bu yoksunluk, güvenlik ve aidiyet duygularını zedeleyerek özsaygılarının azalmasına ve kişisel gelişimlerinin engellenmesine yol açıyor.
Finansal istikrarsızlık ve geleceğe ilişkin belirsizliğin yarattığı sürekli stres de umutsuzluk ve hayal kırıklığı duygularına yol açabiliyor. Hayatlarının baharını yaşaması gereken gençler, finansal sıkıntılar sebebiyle duygusal ilişkiler ve yakınlıklar kurmakta da zorlanıyorlar.
- Sevgilisinin elinden tutup sinemaya gidemeyen, yemeğe çıkamayan, kültür-sanat etkinliklerine katılamayan, toplu taşımaya binerken bile kuruşunu hesaplayan gençler, insana dair en temel ihtiyaçlardan sevgi ve aidiyet ihtiyacını da karşılayamaz hâle geliyorlar.
Üstelik bunu, her türlü tüketimin (madden ve deneyimsel olarak) sosyal medya kanallarında pervasızca ve hunharca paylaşıldığı bir dönemde yaşıyorlar. Son model arabalara binip hesapsızca gezip para harcayan küçük bir azınlığın her anlarını sosyal medyaya kusmasına tanık olurken kendi imkansızlıkları ve yoksullukları içinde çaresiz bir yalnızlığa terk edilmiş olmaları ile başa çıkmaya çalışıyorlar. İşte bu sıkışmışlık içerisinde, hayata dair tüm seçim haklarının birer birer ellerinden alınmasına karşı bir çığlık çınlıyor şimdi kulaklarımızda: “Geleceğimizi çaldınız!”
Protestonun psikolojisi
Uzun süreli ekonomik sıkıntıların psikolojik etkisi derin oluyor. Araştırmalar, sürekli mali stresin anksiyete, depresyon ve hak mahrumiyeti hissine yol açabileceğini gösteriyor. Bireyler temel ihtiyaçlarının sistematik olarak ihmal edildiğini ve yukarı doğru hareketlilik yollarının tıkandığını algıladıklarında, bu durum kolektif bir hayal kırıklığına ve değişim arzusuna yol açabiliyor.
Siyasi muhalefeti ve potansiyel değişimi simgeleyen bir figür olan Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması, gençler arasında eylem için bir katalizör görevi görüyor. İmamoğlu'nun tutuklanması sadece siyasi bir manevra olarak değil, aynı zamanda demokratik değerlere bir hakaret ve yaşadıkları zorlukları derinleştiren sistemik sorunların pekiştirilmesi olarak algılanıyor.
Protestolar, sadece siyasi baskıya karşı gelişmiyor, aynı zamanda tatmin edici bir yaşam sürmelerini engelleyen sosyoekonomik koşullara karşı kolektif bir tepkiyi de temsil ediyor. Ayrıca içinde bulundukları varoluşsal sıkışmışlığın tetiklediği öfke, hayal kırıklığı, üzüntü ve çaresizlik duyguları ile başa çıkmakta zorlanıyorlar. Hayatlarını tam anlamıyla yaşayabilmekten ziyade mütemadiyen bir hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.
Yaşam enerjilerini, Maslow’un piramidinin en alt iki basamağında tükettiklerinde nefes nefese kalıyorlar. Bizleri temelde insan yapan, insan olmaya dair değerimizi pekiştiren üst basamaklara çıkacak enerjileri kalmayabiliyor.

Bugün yaşadığımız süreci daha iyi anlayabilmek için Türkiye'deki gençlerin karşı karşıya olduğu ekonomik ve psikolojik zorluklara daha yakından bakmalıyız. Karşılanmayan temel ihtiyaçlar, mali güvensizlik ve demokratik süreçlere yönelik algılanan tehditlerin biraraya gelmesi, gençleri değişim talep etmek üzere harekete geçirdi.
Bu sorunların ele alınması, ekonomik yükleri hafifleten, kaynaklara eşit erişimi sağlayan ve demokratik ilkeleri destekleyen kapsamlı politikalar gerektiriyor. Ancak bu şekilde gençlerin tam potansiyellerine ulaşmaları ve topluma anlamlı bir şekilde katkıda bulunmaları mümkün olabilir. Gençlere, bir gelecek borçluyuz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
NEREDE YAYIMLANDI?
CHP, TİP ve DEM Partili 11 milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezlekeler TBMM'ye sunuldu. Kayıp olduğu bildirilen İsveçli gazetecinin 2023'te Stockholm'deki bir eylem yüzünden tutuklandığı açıklandı.
29 Mar 2025

YAZARLAR

Yeşim Burul
Psikoterapist, iletişim uzmanı ve radyocu. Yetişkin, çift ve aile terapisi alanında çalışmalarına Satir İnsan Gelişimi ve Aile Terapisi Enstitüsü’nde devam ediyor. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisansını Londra Üniversitesi, Goldsmiths College’da Medya ve İletişim bölümde tamamladı. Amsterdam Üniversitesi Kültürel Analiz Enstitüsü’nde doktora çalışmaları yaptı. Northwestern Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi’nde sinema, televizyon, medya ve popüler kültür üzerine dersler verdi. Altyazı sinema dergisi yazarları arasında olan Burul, çeşitli derleme kitaplara Türkiye’de sinema ve popüler kültür üzerine yazılarıyla katkıda bulundu. 1995 yılından beri editör, yapımcı ve sunucu olarak değişik görevler aldığı Açık Radyo’da “Sinefil” programını hazırlayıp sunuyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.





