Gurbet yarası, bazen hepsinden derin, söyleyin, memleketten ne haber var?

"Son bir sene içinde ise ağzımdan düşmeyen absürt bir cümle vardı: ben burada daha çok Türk oldum."
Gurbet yarası, bazen hepsinden derin, söyleyin, memleketten ne haber var?

Kunduz - Yirmilik - Salçalı Bülten
Kunduz ile birlikte

Soru-çözümün yanında online özel ders ve rehberlik hizmetleri: Kunduz Pandemi okullarından uzak kalan öğrenciler için birçok anlamıyla olumsuz da olsa okul hayatını desteklemek için online olanakların nasıl değerlendirilebileceğini ortaya koydu. Yüz yüze eğitim sürerken online olarak edindiğimiz alışkanlıkları daha başarılı bir okul hayatı için takviye olarak kullanabilir miyiz? Örneğin takıldığımız yerde yapacağımız birkaç online özel ders ya da çalışma takvimimizi belirleme sürecinde gerçekleştireceğimiz birkaç online rehberlik görüşmesi, daha başarılı bir eğitim öğretim dönemi geçirmeyi kolaylaştırabilir mi? Kunduz, bu sorulara "Evet!" yanıtıyla geliyor. Her derste çözemediğiniz her soruya ortalama 15 dakikada %100 çözüm garantisi sunan, pahalı öğrenme çözümlerinin aksine bir saatlik özel ders fiyatına takıldığınız tüm soruları Türkiye'nin en iyi eğitmenlerine sorma imkânı yaratan Kunduz hesaplı özel ders seçenekleri ve rehberlik hizmetiyle de okul hayatınızın kurtarıcısı olmayı başarıyor. Soru Çözüm: Bir mobil uygulama olan Kunduz'da öğrenciler her derste takıldıkları soruları fotoğrafını çekerek uzman eğitmenlere sorabiliyor ve ortalama 15 dakika içinde çözüm, öğrencilere iletiliyor. Çözümde anlamadıkları yerleri sormak için eğitmenlerle iletişime geçebilen öğrenciler, sordukları sorunun üzerinden 15 dakika geçtikten sonra başka bir soru sorabiliyor. Online Özel Ders: Kunduz'da Türkiye'nin en iyi eğitmenlerinden evinizin rahatlığında, dilediğiniz dersten online birebir özel dersleri yalnızca 60 lira karşılığında almak mümkün oluyor. Bunun için dersi belirlemek, branş ya da eğitmen fark etmeksizin yalnızca 60 lira karşılığında eğitmeni seçmek ve derse katılmak yeterli oluyor. Türkiye’nin en hesaplı özel derslerini sunan Kunduz, özel dersleri de sizin programınıza ve ihtiyacınıza göre planlanıyor. Rehber Kunduz : Ortalama 45 dakika süren ve online olarak yapılan görüşmelerle öğrencilere program takibi, motivasyon ve stres yönetimi, deneme analizi gibi hizmetler veren Rehber Kunduz; çalışma tavsiyeleriyle daha etkili bir öğrenim sürecine yönlendirirken tercih döneminde de öğrencilerin akıllarındaki her soruya yanıt bulabilecekleri rehberliği sağlıyor. Rehber Kunduz'da öğrencileri, psikoloji ya da rehberlik ve psikolojik danışmanlık alanından mezun, öğrenciyle çalışma deneyimi olan rehberler karşılıyor. Kunduz, düzenli görüşmeleri sürdürmek isteyen öğrencilere sınav yılları boyunca eşlik ediyor. Online görüşmelerin olmadığı zamanlarda da öğrencilerin sınav performansları, netleri ve gelişim tabloları yakından takip ediliyor ve gerektiği durumda Rehber Kunduz’lar aksiyon için harekete geçiyor. Online özel ders seçenekleri hakkında bilgi almak, ilk Rehber Kunduz görüşmenizi planlamak ya da Kunduz'un soru sorma uygulamasını indirerek ilk sorularınızı ücretsiz sormak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca 20'lik okurlarına özel, Kunduz soru çözüm paketlerinde okula dönüş indirimlerine ek 20 lira indirimden faydalanmak için YIRMILIK20 kodunu kullanabileceğinizi hatırlatalım.

Daha fazlasını öğren

Yazı: Zeynep Yılmaz

Görsel: Gökçen Gökten

(gurbetçi yoldaşlara, hiç tanımadığım, aynı dili konuştuğum, hayalleri bir kaşık suda boğulmuşlara, Avrupa’da çayı Ajda bardakta içenlere, kimlikler arası sıkışmışlara, coğrafyalar arası büyüyenlere,)

Üç seneyi biraz aşkındır tabiri caizse gurbetteyim. İstanbul’dan ayrılışımın ilk senesinde, Lahey sokaklarının hemen hemen her köşesinde şu cümle aklımdan hiç çıkmadı: insan her yere kendiyle gidiyor.

Türkiye’den uzak geçirdiğim yıllarda yaşayışıma dair her şey değişmiş, günlük kullandığım dil başkalaşmış ve inancımı doğrulttuğum yön her gün başka bir yeri işaret etmiş olsa da, Türkiye’den kalkıp Avrupa’ya gelmenin hiçbir anlamda bir kaçış niteliği taşımadığını söyleyerek başlamak isterim. Bugün her gurbetçinin hikayesini anlatma gibi bir dertle değil, Batı sevdasının yarattığı miti yıkabilme kaygısıyla yazıyorum. Gurbet meselesinin belki Tanzimat Dönemine, belki de daha da öncesine dayanan, öncelikle İstanbul’a ama Türkiye geneline yayılmış, kültürümüzün daima sert bir ikilik halinde deneyimlediği Doğu-Batı mevzuundan bağımsız bir şekilde anlatılamayacağını düşünüyorum. Geçtiğimiz yaz tamamladığım The Other, The Middle and The Multiple başlıklı lisans bitirme tezimde de İstanbul’daki sanat anlayışı üzerinden aynı derdimi tamamen bir yalan olduğunu deneyimlediğim akademik camiaya anlatmaya çalıştım.

Gurbet sözlüklerde kabaca ‘bir insanın doğup büyüdüğü, aile ocağının bulunduğu yerden uzak, yabancı bir yerde olma hali’ olarak geçiyor. Bana göre İngilizce başta olmak üzere diğer dillerde karşılığı pek bulunmayan, Türkiyeli insanın yakın tarihindeki yaşanmışlıkları sonucu oluşmuş bir kavram; dolayısıyla da uzağa gitmeden önce Türkiye’de doğmuş veya yaşamış olma bağlamında bir deneyime işaret ediyor. Benim kendimi gurbette bulma hikayem diğer gurbetçilerin motivasyonundan belki de farklı bir yerde duruyor. İstanbul’da yine tabiri caizse yüzünü batıya dönmüş eğitimler veren okullarda okumuş, ‘ne varsa burada değil dışarıda var’ anlayışıyla yetişmiş ve muhakememin şimdikinden daha zayıf olduğu bir zamanda etrafımı çevreleyen söylemlerin etkisi altında kalmış halde 2018 yılında Türkiye’den taşındım. Bugüne dek halen süregelen, Hollanda’nın kültürel dokusuyla yaşadığım sevgi-nefret ilişkim böylece başladı.

Burada geçirdiğim ilk yılda anlamlandırması biraz daha zaman alacak bir his kendini göstermeye başladı. Üniversitede savaşa gider gibi kuşandığım, teorik çerçevelerden yapma zırhım bir süreliğine bana bir konfor alanı yarattı; ama Batı’nın akademik dünyasının yapısındaki boşlukları ve ikiyüzlülüğü farkettiğimde henüz mezun olmamıştım. Avrupa’yla da aslında insan ilişkilerimde kendini gösteren, birini daha tanımadan onu gereğinden fazla yüceltme eğilimlerime paralel bir süreç yaşıyordum. Tanıdık geliyor mu?

Öğrendiklerimi, duyduklarımı, buranın doğrusu olarak kabul edilenleri kendi kişisel deneyimime uyarlayamıyor, yaşadıklarımla arasına köprüleri bir türlü kuramıyordum. Her ülkenin, veya en geniş haliyle her kültürün kolektif hafızasının, yol yordamının, utancının, başarısının ve bu iç dinamiklerinin dışarıya olan yansımasının farklı olduğunu kavramaya başladım. Farkında olmadan Türkiye menşeili batı mitini gurbette yıkıyordum. Avuçlarımda sinir tutuyordum, aklımda ise birbirine bağlı tezatlar. Bireyselleşmenin ne demek olabileceğini keşfediyor, kolektif yaşanan hayatlarımıza dair derin bir özlem duyuyordum. Bedenimde olduğum kişiyi gerçekleştirebilme alanım olmasıyla gelen bir özgürlüğü, kalbimde yerini edinmiş gurbet acısını hissediyordum. Son bir sene içinde ise ağzımdan düşmeyen absürt bir cümle vardı: ben burada daha çok Türk oldum.

Daha çok Türkleşmek’ ideolojik anlamda hiçbir milliyetçilik taşımadığı gibi, benim için kabul edemediğimi kabullenmek ve direndiğime teslim olabilmek anlamına geliyor. Türkiye’ye dair özlediğim yegane şeylerin elle tutulamaz, bir başka dilde açıklanamaz, gurbette yaratması neredeyse imkansız dokular, anlar, kokular ve hisler olduğunu anlamaya başlıyorum zamanla. Geçen kış, ilk defa köfte yoğuruyorum; üniversiteyi bitireceğim yılda yaptığım en tatmin edici şey oluyor. Yine geçen kış ilk defa un helvası kavuruyorum; anneannemin tarifiyle, babaannemin ruhuna. Mutfakta, Lahey’deki Berat AVM’de, Zuiderpark Altın Gün konserinde Merve ile sahneden atışırcasına göbek atarken, aptal bir gülümsemeyle kendime soruyorum: coğrafya kader mi?

Gurbet, şahsına münhasır kültürel doku ve paylaşımlarımıza dair duyduğum, boşluğu doldurulamayan, ama ancak satır aralarında yakalanması mümkün olabilen bir hisse dönüşüyor.

Arada yaptığım Türkiye seyahatleri, bu sefer Hollanda’da gurbet özlemiyle kurduğum Türkiye mitini güvensizlik ve umutsuzluk hisleriyle tekrar tekrar yıkıyor. Uzaktan takip ettiğim Türkiye haberleri, beni bir zamanlar parçası olduğum bir oyunun oyunbozan, mızıkçı ama şanslı (!) çocuğu gibi hissettiriyor. İki ülkede de ayrı kulvarlarda verdiğim savaşlar durmadan çarpışıyor. Yediği darbelerden ötürü üzerinde delikler açılmış ve birbirinden parlak zırhlarımı bir pasaport kontrolünden diğerine kuşanıyorum. Kendi sterilliği içinde kırılganlaşmış Hollanda halkına karşın, süzme yoğurt misali sokaklarda yürüyen herkes ve her şeyi süzen Türk halkı. Rahatı en ufak şeylerden bozulan Hollandalı gençlere karşı, kaosun içinde koruyucu kalın derilerle hayatta kalmaya çalışan Türkiye’deki gençler. Terazinin iki kefesinde de kendi bağlamında sorunlar. Rahatlığa karşılık suçluluk. Plastik ve gerçek. Unutmak ve hatırlamak. Arada bir yerlerde ise, kendimce kurduğum nüanslı bakış açılarımla, batının tembel ve olgunlaşmamış gerçekliğine yönelttiğim eleştirilerimle ben. Yardan ırak yaşanır mı, söyleyin?

Zeynep'in internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Salçalı Bülten

Yurt dışı, Burçin Tetik, Erasmus dansı ve tuvalet sıkıntıları

07 Eki 2021

Kunduz ile birlikte
Marieke Smolny

YAZARLAR

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR