Hadi şu eko-anksiyeteyi bir parçalarına ayıralım, sonra içine bakalım.

Bunlar size tanıdık geldi mi? Bu ve benzeri yaşantılar son dönemde özellikle gençler arasında yaygınlaşan eko-anksiyetenin özellikleri. Çevresel faktörler ve geleceğe dair yaşanan kaygı eko-anksiyetenin bir kısmını oluşturuyor. Ancak insanların yaşam tarzlarından ve yaptıkları hareketlerden (veya yapmadıklarından) yaşadıkları utanç ve kaygı da eko-anksiyete olarak değerlendirilebiliyor.

“Benim derdim, senin derdini döver” vs. “Herkesin derdine kimse karışamaz”
Öncelikle iyi haber; eko-anksiyete (daha Türkçe haliyle Eko-kaygı) “DSM-5 Tanı Kriterleri Başvuru El Kitabında” bir bozukluk olarak yer almıyor. Aklı başında, mantıklı ve sağduyulu bir insan olarak bu konuda kaygı duymak da son derece normal.
Hatta bu konuda kaygı yaşamayı bir patoloji olarak tanımlamak, sorunların çözümü için olması gereken kaygının bile “anormal” kabul edilmesine yol açabilir. Bizce bu kısım daha tehlikeli olur çünkü, gezegenin geleceği konusunda kaygılanmak “düzeltilmesi” gereken bir şey haline gelmiş olur bu durumda.
Uf, ne dediiiiiii… Bir dakika, bir dakika.
Hızlı bir giriş oldu farkındayım.
Az geri sarıp, anksiyete ya da kaygı nedir ona bakalım. TDK’ye göre; “Genellikle kötü bir şey olacakmış düşüncesiyle ortaya çıkan ve sebebi bilinmeyen gerginlik duygusu.” Bu duygunun uzun süre ve çok yoğun yaşanması; kolay yorulma, odaklanmada güçlük, kolay öfkelenme, kas gerginliği, uyku bozukluğu ve huzursuzluk gibi belirtilerle birleşirse buna yaygın kaygı bozukluğu deniyor. Ve eko-anksiyete yaşayan bireylerin mental hallerini tanımlamak için kullandıkları anlatımlara baktığımızda da sıklıkla karşımıza; çaresizlik, yas, panik, suçluluk gibi duygular çıkıyor.
Kendimizden örnek verelim. Esmiyor ekibinde eko-kaygı daha çok uyku bozukluğu ve öfke kontrolünde güçlük olarak kendini gösterdi, gösteriyor.
Ya zaten dertler olmuş derya, bir de eko-kaygı çıkarma başımıza, diyor olabilirsiniz. Haklısınız da şu ekonomik, politik ve karanlık (yazar burada aydınlanamayan sabahlara gönderme yapıyor) günlerde her anımız tedirginlik içinde geçerken bu kaygı “lüks” geliyor olabilir. “Aman efendim, ülkede onca dert var, sen gidip ekolojiyi, doğayı, çiçeği, böceği mi dert ediyorsun?” diyebilirsiniz. Bunu diyen çok bu arada. Bununla beraber, kaygının ya da genel anlamda duygunun lüksü olur mu, diye sormak istiyoruz. Çünkü; - bizce - “herkesin derdine kimse karışamaz”.
Dertler piramidi
Şaka bir yana, düşünsenize 8 milyar insan var, herkesin aynı dertlerle hemhal olmasını beklemek anlamsız ve imkânsız. Sonuçta, hepimizin üstünde anlaştığı ve sıraya koyacağı - neye göre “öncelik” sırası yapacağız, o da ayrı mesele - bir iki tane sorun yok. Elbette ki; barınma, yiyecek ya da temiz su ihtiyacını karşılayamayan bir insanın iklim için endişelenmesi mümkün değil.
Bununla beraber bu konuda kaygı ve korku yaşayıp, bunlarla motive olan insanların ellerini taşın altına koyması ve bir şeyler yapmasına da “hariçten gazel okuyarak” engel olmanın alemi yok. Çünkü, iklim kriziyle birlikte gençlerin geleceğe dair; belirsizlik, güvensizlik, tedirginlik, kontrolsüzlük hislerinde büyük bir artış yaşanmakta. 2021 yılında doğan bir kişi için IPCC raporlarındaki 2100 grafikleri gerçekten yaşanacak olası senaryolar. O kırmızılıktan bordoya / mora dönmüş 2100 yılında biten çizgiler var ya; COP26’da zırt derece ısınacak, pırt derece ısınacak diye işkembeden sallanan rakamlar; onları 2021 yılında doğan bir kişi büyük ihtimal yaşayacak.
Geliyorken gelmekte olan, o geleceğe dair plan yapmak mümkün mü? Geriyor insanı bu tarz şeyler.
Ve bunlarla başa çıkmak için de yapılacak şeylerin başında da bu konuda çalışmaya başlamak, var.
Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız yerinde olabilir mi?
Eğer bizimle yakın yaşlardaysanız şu cümleyi duymuşsunuzdur; “havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız yerinde olsun.” Bu cümleyi kurmak artık uzak bir ihtimal. Çünkü, iklim krizi ve mental hastalıklar arasındaki ilişkiye yönelik yapılmaya başlanan çalışmalar, durumun pek de iç açıcı olmadığı yönünde bizi uyarıyor.
İklim değişikliğinin mental sağlık üzerindeki etkisi kısa vadeli, uzun vadeli; dolaylı veya direkt olarak ortaya çıkabilir. İklim değişikliğine hiper-nesne olarak baktığımızda yaşanan sorunları berrak bir şekilde analiz etmek epeyce zor bir iş. Ancak, sıcak hava dalgalarını, sel, yangın gibi aşırı hava olaylarını, kuraklık ve göç gibi durumları göz önüne aldığımızda karşımıza; post-travmatik stres bozukluğundan depresyona, anksiyeteden intihar oranlarındaki artışa kadar geniş yelpazedeki sorunlar silsilesinden oluşan karanlık bir tablo çıkıyor.
Büyük bir doğal felaketten sonra insanlar için yalnızca doğa ile başbaşa olmak fikri bile zor olabiliyor. Biraz tehlikeliymiş gibi geliyor.
Derrick Sebree Jr., PsyD.
2020 yılında Cianconi ve arkadaşlarının gerçekleştirdikleri meta-analiz çalışması konuyu kapsamlı bir şekilde ele almış. Bu meta analiz çalışmasından bazı bilgileri paylaşmak istiyoruz sizinle. Bu kısım - maalesef - ciddi anlamda iç karartıcı, bu nedenle okuyup okumamakta özgürsünüz. Ama bizce okuyun. Ama özgürsünüz. Ama okumanız iyi de olur. Ama bakın sizi sıkmıyoruz hee. İsterseniz bu kısmı geçip aşağıdaki daha renkli başlıklara göz atabilirsiniz. Ya da bizimle kalıp önce içinizi karartmamıza sonra da size umut vermemize ortak olabilirsiniz.
Çalışmayı yapan araştırmacılar, duygu durum bozuklukları, depresyon, intihar, saldırgan davranışlar, mevcut durumun kaybından dolayı yaşanan yas, umutsuzluk gibi patolojik bozukluklarla iklim değişikliğinin ilişkisine bakmışlar. Çalışmayı, sıcaklık artışı, seller, kasırgalar, kuraklık, yangınlar, ormansızlaşma gibi pek çok başlık altında gerçekleştirmişler.
Elde ettikleri verilere göre de sıcaklık artışları ve sıcak hava dalgalarının; stres, duygu durum bozuklukları ve kaygı ile ilişkili olduğuna dair veriler elde etmişler. Bununla beraber, mental rahatsızlıkları olanların sıcak hava dalgalarından diğer popülasyona göre daha fazla etkilendiğini hatta ölüm oranının 3 kat fazla olduğuna dair sonuçlarla da karşılaşmışlar.
Bitti mi? Daha bitmedi.
Kırılganlığı yüksek grupların etkilenme riskinin daha yüksek olduğu da görülmüş. Yani pek çok konuda da olduğu gibi, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, düşük sosyo ekonomik seviyeye sahip olanlarda riskin artış gösterdiği de görülmüş aynı zamanda. Son olarak da artan sıcaklıkların intihar eylemlerini, intihar düşüncesini, agresif düşünce ve eylemleri, düşmanca hisleri arttırdığı da görülmüş.
Yukarıdakiler sadece hava sıcaklığının artması ile gerçekleşen ve bu artış devam ettikçe oranlarının yükselmesi beklenen sorunlar. Bunun bir de sel, yangın, kasırga kısmı var. Sel sonrasında da, post travmatik stres bozukluğu, yas ve psiko-sosyal stres artışı görülüyor. Hatta sel mağdurlarının, selden bir yıl sonra incelendiği bir çalışmaya göre; depresyon oranları %20, anksiyete oranlarının %28, travma sonrası stres bozukluğu oranlarının ise normal popülasyona göre %36 yüksek olduğu görülmüş. Kasırga yaşanan bölgelerde ise, intihar eylem ve düşüncesinde artışla beraber her altı mağdurdan birinde travma sonrası stres bozukluğu görülmüş.
2021 yazında ülkemizi sarsan orman yangınlarının yarattığı / yaratacağı etkiyi henüz net olarak bilmiyoruz ama yakın zamanda yangınlarla karşı karşıya kalan ülkelere baktığımızda (Avustralya, Kaliforniya ve Yunanistan için) travma sonrası stres bozukluğu, psikosomatik rahatsızlıklar, depresyon, anksiyete, paranoya gibi sorunların arttığı görülmekte.
İşin bir de çocuklara yansıması kısmı var tabi…
Çocuklar orman yangını gibi felaketlerden en çok etkilenen grup. Çocuklarda da travma sonrası stres bozukluğu, kaygı sorunları, panik bozukluk, uyku sorunları, akut stres sorunları gibi rahatsızlıklar görülüyor.
Bu saydıklarımız -görece- kısa vadede ortaya çıkan sorunlar olarak ele alınabilir. Uzun vadede özellikle ormansızlaşmanın yaratacağı olumsuz etkilere de kısaca bakalım. Aslında şöyle de düşünebilirsiniz; ormanların insan psikolojisi için sağladığı faydaların hepsini toplayın ve bunların zaman içinde yavaşça ortadan kalktığını hayal edin. Kısaca; korkunç! Mesela, ormanda tüm gerginliğinizi yok edip sizi yenileyecek yürüyüşlerin olmayacağını ya da çocuğunuzun yeşil alanlardan edindiği gelişimsel ve duygusal kazanımların çok azalacağını ya da kalmayacağını düşünün. Kesinlikle sinir bozucu.

"Eee? Hiç mi iyi bir şey yok?", diyorsanız yanıldığınızı söyleyebilirim. Evet tablo aşırı kötü, karanlık ve çirkin. AMA, yine çalışmalar gösteriyor ki; birliktelik, topluluk olma, dayanışma gibi faktörler bizi yıkılmaktan koruyor. Ayrıca, olumlu psikolojik kaynakların kullanımını arttırmak da çok önemli.
Ne demek istiyorum?
Şunu demek diyorum aslında; cesaret, hayal gücü ve umudu canlı tutmanın çözüm için çok kıymetli kaynaklar olduğunu hatırlamak ve bunları kullanmaya başlamak gerek. Stanley ve arkadaşları tarafından Avustralya’da yapılan 2021 yılının Mart ayında yayımlanan çalışmaya göre; eko-öfke yaşamanın sağlıklı bir zihinsel yapının göstergesi olmasının yanı sıra, iklim yanlısı aktivizme daha yüksek katılım ve kişisel çaba açısından da daha olumlu bir etki sağladığını bulunmuş. Bununla beraber eko-kaygı veya eko-depresyon olarak tanımlanan hallerin benzer bir etkisinin olmadığı görünmüş.
Bakınız burası çokomelli, yazar diyor ki; öfkenizin sizi harekete geçirecek itici güç olmasına izin verin ve öfkenizi yaratıcı işler yapmak için dönüştürün. Kendinizden başlayarak küçük küçük değişime katkıda bulunun, aktivistleri destekleyin, psikolojik dayanıklılık için yakınlarınızdakilerle birbirinizi motive edin. Sonuçta şöyle de düşünebiliriz, eğer ekoloji için kaygı duymuyor olsaydık şu an ne siz bunları okuyor olurdunuz ne de biz bunları yazıyor olurduk. Demek ki neymiş; eko kaygı bizi felç edebileceği gibi harekete geçirme gücüne de sahipmiş.
Biz ikinci şıkkı kendimize daha yakın buluyoruz. Yoksa oturup bekleyerek bir şeyin değişeceği yok…

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Bilmem farkında mısınız, bir bölüm atladık. 2 hafta değil, tam bir aylık bir aradan sonra tekrar karşınızdayız. Bugün “eko-anksiyete” konusunu bir ele alalım, şöyle etraflıca tartışalım istedik. Bültenin sonunda da bir duyurumuz var!
09 Ara 2021

YAZARLAR

Merve Apaydın
https://aposto.com
İLGİLİ OKUMALAR



