Hani Hindistan’da inekler kutsaldı?

Bir ineğin aynı anda hem "anne" olarak kutsal bir statüye hem de “süt” ineği olarak sıradan bir statüye sahip olması ne anlama gelir?
Hani Hindistan’da inekler kutsaldı?

Biray Kolluoğlu, Evren M. Dinçer, Zafer Yenal

Hindistan’ın yıllardır dünyanın en büyük süt üreticileri arasında olduğunu söylesek muhtemelen şaşırmazsınız. Hemen aklınıza Hindular için ineğin ve sütün kutsal olduğu gelir ve nüfusunun büyük çoğunluğu Hindu olan ve sokaklarında ineklerin dolaştığı bir ülkede bu normal diye düşünürsünüz. Peki Hindistan’ın dünyadaki deri üreticileri ve et ihracatçıları arasında Avustralya, Brezilya ve ABD’yle birlikte başı çektiğini söylesek ne derdiniz? 

Yamini Narayanan’ın Standford Üniversitesi yayınevi tarafından 2023'te yayımlanan Mother Cow Mother India: A Multispecies Politics of Dairy in India (Anne İnek Anne Hindistan: Hindistan'da Çok Türlü Bir Süt Ürünleri Siyaseti) kitabının ilk bölümlerini okurken Hindistan’ın sadece süt ürünlerinde değil tüm hayvansal ürünlerde dünyanın en büyükleri arasında olduğunu öğrenince biz çok şaşırdık. Hayret ve dehşet hisleri arasında gidip gelirken elimizden düşüremediğimiz kitabı okumaya devam ettikçe de “Nasıl bunları düşünemedik?” diye kendi saflığımıza inanamadık. Küresel kapitalist düzen içerisinde, para ve sermaye mantığının kolonize edemeyeceği bir değerler sisteminin (dinî inançlar da dahil olmak üzere) var olamayacağını çoktan öğrenmiş olmamız gerekirdi. 

Aslında denklem çok basit: 300 milyondan fazla hayvanla dünyanın en büyük süt ineği sürüsüne sahip olan Hindistan’da yıllardır “en az sığır eti endüstrisi kadar süt endüstrisi de bir kesim endüstrisi olarak” faaliyetini sürdürüyor. Mandaların yanı sıra sağılan ineklerin büyük çoğunluğu artık sağılamayacak hâle geldiğinde merdiven altı/kayıt dışı çalışan kesimhanelerin yolunu tutuyor. Aynı şekilde erkek inekler doğumlarının hemen ardından anne ineklerden ayrılarak benzer bir kaderi yaşıyor. Buralarda kesilen hayvanların eti çoğunlukla kıyma olarak oldukça ucuz fiyatlarla ihracata gidiyor. Başka bir deyişle, Hindistan menşeli kıymanın sığır eti olarak daha az “kaliteli” olmasına rağmen uluslararası piyasalarda çok tutulmasının en önemli nedeni ucuz olması. Böylece Hindistanlı et ihracatçısı firmalar “sürümden” kazanıyor. Ete iştahı dillere destan ABD başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinin fast food restoranlarında satılan hamburgerlerin çoğunda kullanılan et, Hindistan’dan geliyor. 

Başka bir deyişle, Narayanan kitabı, Hindistan’da dinen inek ve süte atfedilen kutsallığın ve yasalarla da desteklenen dokunulmazlığın arkasında–birçok eyalette inek kesimi, sığır eti tüketimi ve ticareti yasak; cezası senelerce hapis yatmak olabiliyor–şeytana pabucunu ters giydirecek cinsten, devasa büyüklükte organize bir kıyım ve şiddet düzeninin yattığını ifşa ediyor. Bu düzenin ezdiği, eziyet ettiği, katlettiği türler arasında sadece hayvanlar yok. Bundan elbette insanlar da nasibini alıyor. Kast sistemine bağlı toplumsal eşitsizlikler hiyerarşisinin en alt tabakasını oluşturan Dalitler (dokunulmazlar) ve Hindistan milliyetçilerinin yıllardır en kullanışlı nefret ve düşmanlık objeleri arasında başı çeken Müslümanlar listenin en başında. Dalitler ve Müslümanlar arasında da sembolik ve fiziksel şiddetin mağdurları olarak özellikle kadınları anmak gerekiyor. 

Narayanan’a göre sağcısıyla, muhafazakarıyla, Hindistan milliyetçiliğinin hemen her türünde inekleri korumak ana vatanı korumakla, inek sütü ise Hint milletinin saflığıyla ve temizliğiyle özdeşleştiriliyor. Bu da tabii ki başta Müslümanlar ve Dalitler olmak üzere et yiyen tüm kesimleri Hint milliyetçilerinin gözünde “kirli ve şüpheli” kılıyor ve düşmanlaştırıyor. Böylelikle bu madun gruplar, kolaylıkla ve oldukça vahşi biçimlerde milliyet, kast, sınıf, toplumsal cinsiyete bağlı ayrımcılığın ve şiddetin mağdurları hâline gelebiliyorlar. Bugün milliyetçiliğin, muhafazakarlığın, köktendinciliğin şaha kalktığı Modi Hindistanı’nda nefret suçlarında muazzam bir artış yaşanıyor. Birçok araştırma, iktidardaki BJP partisinin her kademedeki liderleri arasında yükselişe geçen sözüm ona “inekleri koruma” söylemlerine dikkat çekiyor. 

Mother Cow, Mother India; yalnızca ırk, kast ve etnik kökene dayalı şiddete değil, aynı zamanda tür üyeliğine dayalı şiddete de odaklanarak insanların kolektif hesap verme sorumluluğunu gündeme getirmek gibi daha büyük bir görev üstleniyor. Bu kitap, Hindistan'da inek korumacılığına ilişkin daha önceki siyasi çalışmalarda neredeyse hiç gündeme getirilmemiş soruları araştırıyor. Bir hayvanın süt üretiminde kullanılması ne anlama geliyor? Bir ineğin aynı anda hem "anne" olarak kutsal bir statüye hem de “süt” ineği olarak sıradan bir statüye sahip olması ne anlama gelir? İneğin yüceltilmiş statüsü mandayı–ve aslında ineği–nasıl etkiler? İnek korumacılığı neyi ve kimi “korur”; neyi ve kimi savunmasız hâle getirir? Kitap, ineklerin korunmasına ilişkin siyasi düşünce ortamına insanmerkezciliği tanıtıyor ve şu soruları soruyor: İnsanmerkezciliğe gösterilen ilgi, Hindistan’da ve başka yerlerde kastçılık, komünalizm ve faşizmin izlediği yeni yolları nasıl aydınlatacak? Buna karşılık, insan olmayan hayvanı olumsuzlayan baskıcı hümanist uygulamalar, marjinalleştirilmiş insanlara ve hayvanlara yönelik bu şiddet yapılarını nasıl sürdürmekte ve güçlendirmektedir?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

Eklektik Bülten #14: İnekler ve kurtlara dair iki hikaye

Hindistan’daki ineklerin muğlak kutsallığı ve kurtların bir asır sonra yeniden doğuşu üzerine…

21 Oca 2024

Jan Brueghel the Elder, Paradise Landscape with the Animals Entering Noah'S Ark , 1596

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR