Her şeyin başı eğitim

ama eğitimin başı kim?
Her şeyin başı eğitim

Dünmüş gibi hatırladığım anılarımdan biri. İki Boğaziçi mezununun kızı olarak Güney Kampüsü’nun çimenliklerinde kumpir yedikten sonra — kısırsız, kumpire kısır koyanlardan mısınız? — üniversiteli gençlere bakarak hayranlık duymalar, anne-babamın üniversiteli hallerini tahmin etmeye çalışmalar ve kahverengi kareli piknik battaniyesinde uzanarak gökyüzünü izlemeler... 

O öğrencilerin dersten derse koşuşturmalarını izlediğim alanda şimdi her öğlen öğretmenler atanan rektör Prof. Dr. Melih Bulu’yu ve tutuklanan öğrencileri barışçıl bir şekilde protesto ediyor. Gündüz, gece demeden inandıkları ve savundukları için haykıran gençler duruyor. Bir taraftan çok gurur verici, bir diğer taraftan ise ne kadar üzücü ve yorucu. 

Özet geçmem gerekirse, 2016’da üniversitelere rektör atama sistemi değişti. Bir zamanlar üniversitenin akademisyenleri tarafından atanılan rektör devlet tarafından atanabiliyor hale geldi. 4 Ocak, kapıya takılan kelepçelerin resmi ile kafamıza kazınan gün, protestolar başladı ve hafta içi her öğlen öğretim üyelerinin “sessiz nöbet” protestoları bunu takip etti. Paris, New York, Berlin, Vancouver gibi bazı şehirlerden destek yağmurları yağdı ve bu durum New York Times, Guardian, BBC ve Politico gibi medya kuruluşları ve gazetelerin de ilgisini çekti. Boğaziçi Dayanışması tutuklananlar için açıklama yayınladı ve #bundansonrasıbizde protestonun ana sloganlarından biri haline geldi. Birleşmiş Milletler dün akşam Twitter üzerinden barışçıl gösterilerde tutuklanan protestocuların ve öğrencilerin bırakılmasını,  polisin gereksiz güç kullanımını durdurması için çağrıda bulundu. Homofobik ve transfobik yorumları ayıpladı.

“Eğitim, öğrencilere saygıyla başlar,” demiş Ralph Waldo Emerson. Haklı, doğru ve gerekli. Ama bunun pratiğe dökülebilme olasılığını doğrusu fazlası ile sorguluyorum. Bu sadece yerlerde sürüklenen protestocular, ‘aşağıdan’ ya da ‘aşağıya bak’ denilen öğrenciler ya da demokratik bir rektör seçiminin eksikliğinden değil. Rainbow Europe’ın 2020 raporuna göre Türkiye, LGBT hakları, sıralamasında ikinci. Ama sondan. Sonunculuğu Azerbaycan’a kaptırdık. Geçtiğimiz bülten sarma üzerinden kutuplaşmadan bahsetmiştim, koskoca bir popülasyonun hislerinin ve varlıklarının gerçekliğini sorgulamak da buna giriyor. Saçma bir örnek ile geliyorum ama Miley Cyrus, Zane Lowe ile yaptığı bir sohbette babasının hep “when you write something down you give it power,” yani ‘bir şeyi yazdığında ona bir çeşit güç veriyorsun’ dediğini paylaşmıştı. Bu gücü nasıl kullanmaya karar vermek çok önemli. Sözlerin bir ağırlığı var, yazılanlar ve söylenenler grupları harekete geçirebilir. 

Tüm bu olanlar beni sorduğum soruya geri getiriyor. Kutuplaşmadan birbirimizi nasıl dinleyebilir ve birbirimize saygı duyabiliriz? 

Sadece bilişsel değil, değerler eğitimi ile beraber empati, hoşgörü, değer kelimeleri aklıma geliyor ama tek ve basit bir cevabı olmadığını biliyorum elbette. Hatırlanması lazım ki, sadece utananlar aşağı bakar. 

İşte zaten bu yüzden başlar yukarıya, gözler gökyüzüne. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

Diplomam, eğitim ve bakışlar

Diplomam, eğitim ve bakışlar. 20'liğin haftalık bülteni hazır!

04 Şub 2021

 Ulaş Eryavuz (@ulase)

YAZARLAR

Yasmin Güleç

Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR