Hürmüz'de düğümlenen savaş: ABD'nin önünde hangi seçenekler var?

Tahran tek bir cephede kesin zafer kazanmadan da savaşı kendi lehine çevirebileceğini son bir ayda gösterirken, Trump’ın önündeki her seçenek ABD’ye daha ağır bir stratejik, ekonomik ve siyasi maliyet çıkarıyor. Hürmüz’de çözülemeyen düğüm, ABD’nin muazzam ama giderek çağa ayak uyduramayan askerî gücünün artık otomatik bir siyasi sonuca dönüşmediğine işaret ediyor.
Hürmüz'de düğümlenen savaş: ABD'nin önünde hangi seçenekler var?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının ardından neredeyse 40 gün geçti. Gelinen noktada taraflar ve etkilenenler için savaş tek bir noktada düğümlendi: İran Hürmüz Boğazı'nı ne zaman açacak? 

Tahran’ın Hürmüz’ü Nisan ortasına kadar kapalı tutması hâlinde tüm dünya ekonomisinin, finansal piyasalardan tedarik zincilerine çökmeye başlayacağını önceki yazılarda vurgulamıştık. Gelinen noktada, durumun vehametini anlamak için Trump’ın 5 Nisan’da paylaştığı sosyal medya mesajını hatırlamak yeterli olacaktır.

Savaşın başlarında zafer naraları atan Trump, bugün sinkaflı mesajlar paylaşacak kadar sıkışmış, gerçekleştiremediği tehditler savuracak kadar çaresiz. Savaşı başlatırken küresel düzene karşı tehlike, İsrail için varoluşsal tehdit olarak tanımlanan İran rejiminin mutlaka yıkılmasına yönelik hedefin yerinde artık yeller esiyor. Finansal piyasalar son bir ayda çok daha sert ve radikalleşmiş Tahran’daki iktidarın müzakerelere oturma ihtimalini bile olumlu bir gelişme olarak kodluyor. 

Kuşkusuz dış politikada kumar oynamayı seven Trump için, Hürmüz’ün kapalı kalmaya devam ettiği her gün, dünden daha kötü. Boğaz açılmadıkça Tahran’ın eli biraz daha güçleniyor. Rafineriler kısıtlı petrolü alabilmek için birbirleriyle kıyasıya yarışıyor. Jet yakıtı ve dizel tedarikinde yaşanan sorunlar, yakında tüm ulaşımın felce uğrayabileceğine işaret ediyor. Dahası savaşın ilk haftalarında İran’ın füzelerinin kısa bir sürede biteceğine yönelik öngörülerin de gerçeklikten uzak olduğu ortaya çıktı. 

  • 27 Mart'ta Reuters, Amerikan kaynaklarına dayanarak İran’ın füze stokunun ancak üçte birinin imha edilebildiğini duyurdu. Öyle ki ABD, İran füzelerinden koruyabilmek için uçak gemilerini Basra Körfezi'nden 750-1000 kilometre uzağa çekmek zorunda kaldı. 

Stratejik boğazların güçlü donanmalar sayesinde kontrol altına alınabileceğini ve Amerikan hegemonyasının da bu deniz hâkimiyeti üzerine kurulduğunu savunan Mahan Doktrini, İran’ın Hürmüz’ü drone ve füzelerle kapalı tutması karşısında ciddi biçimde sarsılıyor. Mahan, bu doktrini 19. yüzyılın sonlarında, sanayileşen ve dünya ticaretine açılan ABD’nin büyük güç olabilmesi için deniz yollarını ve stratejik boğazları kontrol eden üstün bir donanmaya sahip olması gerektiğini savunarak formüle etmişti. Ancak bugün Hürmüz’de ortaya çıkan tablo, bu klasik deniz hâkimiyeti varsayımının füze ve drone çağında artık eskisi kadar geçerli olmadığını gösteriyor. 

Artık İran’a ücret ödeyen veya Çin’in kontrolünde olan gemiler Hürmüz’den geçebiliyor. Dolayısıyla sadece Amerikan piyasaları değil, uluslararası düzenin aktörleri de ABD’nin zayıfladığının farkında. Savaş başladığında %3,9 civarında seyreden 10 yıllık ABD Hazine tahvili faizleri bugün %4,4’e dayandı. Yükselen sadece Washington’ın borçlanma maliyeti değil; şirket kredilerinden borsa çarpanlarına kadar bütün piyasa, ucuz para döneminin kapandığını ve enflasyon baskısının yeniden güç kazandığının farkında.

Dört cephede savaş

Trump ve Netanyahu, İran’a saldırırken savaşın tek cephede devam edeceğini hesaplamıştı. Kuşkusuz 38 gündür İran çok ağır bombardıman altında ve bunun faturası oldukça ağır. Ancak geldiğimiz noktada Tahran, savaşı üç farklı cephede daha tüm Ortadoğu’ya yayabileceğini gösterdi: 

  1. İran’ın Körfez ülkelerini hedef alması: Tahran’ın ABD’nin hiç öngöremediği şekilde karşılık verme kapasitesi sonucunda, New York Times Ortadoğu’daki 13 Amerikan askerî üssünün yaşanamaz hâle geldiğini yazdı. Kendi askerî üslerini koruyamayan Trump’un savaşı tırmandırması hâlinde, savaşın ön cephesinde yer alan Körfez ülkelerinin ateşin içinde kalarak çökmesi uzak bir ihtimal değil. 30 Mar'tta Bloomberg, Körfez ülkelerinin elinde füze saldırılarına karşı bulunan 2.800 önleyiciden 2.400’ünün tüketildiğini yazdı. Kısaca bu ülkeler savaşın başlamasından bir ay sonra İran’a karşı çok daha savunmasız durumdalar. 
  2. Bitti denilen Hizbullah’ın Lübnan üzerinden İsrail’i sıkıştırması: Netanyahu’nun Hizbullah’ın ciddi biçimde zayıflatıldığı iddiasına karşı, son günlerde İsrail zırhlı birliklerine karşı Lübnan’ın güneyinde düzenlenen saldırılar örgütün muharebe kapasitesini hâlâ koruduğunu gösterdi. 
  3. Husiler’in Yemen üzerinden savaşa katılması: 28 Mart'ta Husiler İran’ın yanında savaşa katılarak İsrail’e füze fırlattı. ABD ve İsrail’in savaşı tırmandırması hâlinde Husiler’in de Babülmendep Boğazı'nı kapatması ihtimali var. Bu bir yandan Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’deki Yanbu limanı üzerinden piyasalara verdiği petrolün durması ve petrol fiyatının daha da yükselmesi anlamına geliyor. Diğer yandan da ABD, İran’ın yanında ikinci bir cephe olarak Yemen’le de uğraşmak zorunda kalacak. 

Açığa çıkan mühimmat üretimi darboğazı

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ocak 2025’te Rusya ile kıyaslandığında NATO’nun nasıl bir askerî mühimmat üretim darboğazında olduğunun altını çizerek uyarmıştı: 

“Rusya’nın bugün üç ayda ürettiği mühimmat ve askerî teçhizat, Los Angeles’tan Ankara’ya uzanan bütün NATO’nun bir yılda ürettiğine denk geliyor. Dahası, Rusya’nın ekonomisi Hollanda ile Belçika’nın toplamı kadar bile değil; buna rağmen Moskova, yalnızca üç ayda, NATO’nun tamamının bir yılda ortaya koyduğu üretimi gerçekleştiriyor.” 

İran’a karşı başlatılan savaşın daha birinci ayı dolmadan, Rutte’nin işaret ettiği kısıtlı askerî mühimmat üretiminin etkisi hissedilmeye başladı. ABD bir yılda 96 THAAD, 600 Patriot önleyici füzelerinden üretebiliyor. 2025’teki 12 gün savaşında ABD 150 THAAD kullanmıştı. Körfez ülkeleri İran füzelerine karşı sadece bir ayda 2.400 Patriot ateşledi. İsrail’in de Arrow füze stoklarının %81’ini kullanıp tükettiğini İngiliz askeri stratejik kuruluşu RUSI duyurdu. 

  • Savaşın başında 5 Mart'ta, İsrail’in İran füzelerini önleme oranı %95’ti. Bu oran 20 Mart'ta %75’e, 30 Mart'ta %54’e düştü. Tükenen füze stoku nedeniyle İsrail, İran’ın gönderdiği füzeleri önlemek noktasında artık sınırlı hareket etmek zorunda.  

Kuşkusuz açık kaynaklardan aldığım bu rakamların ve darboğazın İran da farkında ve stratejisini buna uygun olarak kurguluyor. Tekrar vurgulamak gerekir ki İran’ın ABD’ye karşı savaşı kazanmak için, tek bir cephede bile muzaffer olmasına gerek yok. İsrail/ABD ile İran’ın savaşı kazanma koşulları birbirinden farklı; zafer ölçütleri iki taraf için asimetrik. 

Tahran savaşın ekonomik faturasını tüm küresel ekonomi için olabildiğince yükselterek, Trump’u hem uluslararası alanda hem de ABD içinde köşeye sıkıştırmayı amaçlıyor. Bunun karşısındaysa Trump’un üç seçeneği var: 

  1. Süveyş 1956 senaryosu: Savaşı kazanamayacağını kabul ederek Ortadoğu’dan çekilmek. Nasıl ki 1956 Süveyş Krizi, İngiltere’nin askerî üstünlüğünü siyasal bir yenilgiye dönüştürerek imparatorluk prestijinin çöküşünü simgelemişse, benzer bir geri çekilme bugün de ABD için küresel ölçekte ağır bir itibar kaybı anlamına gelecektir. Trump yönetiminin geçen Aralık ayında açıkladığı Millî Güvenlik Stratejisi, ABD’nin Ortadoğu’ya gereğinden fazla öncelik verdiğini iddia ediyordu. Şimdi Trump, İran’ın kanatlarının kırıldığını iddia ederek savaşı bitirebilir. Ancak bu Pirus Zaferi, İran’ı Hürmüz’ü kontrol eden, bölgesel bir lidere dönüştürür. Dahası Tahran, nihai bir barış anlaşması için kendisine uygulanan ambargoların kaldırılmasını ve kendisine savaş tazminatı ödenmesini şart koşuyor. ABD’nin bölgeden çekilmesi başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin Çin’le ilişkilerini geliştirmesinin önünü açacak ve petrodollar sisteminin kaldırılmasına neden olabilecektir. 
  2. Kara harekatına batmak: Trump, İran’da rejimi devirmek için kara harekatı başlatabilir. Bunun askerî ve ekonomik kayıpları çok yüksek olacaktır. ABD’nin daha önce Vietnam, Afganistan ve Irak’ta yaşadığı hezimetin daha büyük bir boyutuyla İran’da karşılaşması kaçınılmaz. Üstelik, geçmiş dönemlere kıyasla Amerikan ekonomisi bugün çok daha kırılgan, Amerikan toplumu çok daha kutuplaşmış bir hâlde. Savaşın tırmanacağı bu senaryoda İran, Körfez’in petrol ve doğalgaz tesislerine yıllarca toparlanamayacak bir zarar verebilir. Bu durumda İran’da kara savaşına gömülen ABD için, Körfez’de savaşı devam ettirmesine değecek bir zenginlik kalmaz. Trump’un bu seçeneği tercih etmesi hâlinde karşılaşabileceği siyasi, ekonomik ve askerî hezimet, İran’da olmasa bile ABD’de rejim değişikliğine yol açabilir. 
  3. İsrail’i dizginleyip İran’la masaya oturmak: Trump’ın İsrail’e desteği sadece savunmayla sınırlandırarak, İran ile anlaşarak savaşı bitirmesi. İsrail’in Lübnan ve İran başta olmak üzere Ortadoğu’daki saldırgan politikalarının sonlandırılması. Bunun karşılığında ABD’nin, İran’ın dünya ekonomisine entegrasyonu için kapıyı açması ve buna aracılık etmesi. Kısaca ABD’nin İsrail ile arasına mesafe koyarak İran ile normalleşmesi. Trump için paçayı kurtarabilecek en uygun seçenek bu gözükse de, İsrail lobisinin ABD’deki gücü düşünüldüğünde buna cesaret etmesi şimdilik zor gözükmektedir. 

İran’a karşı savaş sadece askerî bir çatışma olarak görülmemeli. Bugün yaşadıklarımız, Amerikan hegemonyasının deniz yollarını ve petrol piyasasını kontrol etme kapasitesinin, Batı’nın askerî mühimmat üretim sınırlarının ve Washington’ın bölgesel düzen kurma iddiasının aynı anda sınandığı tarihsel bir krizdir. 

Tahran tek bir cephede kesin zafer kazanmadan da savaşı kendi lehine çevirebileceğini son bir ayda gösterirken, Trump’ın önündeki her seçenek ABD’ye daha ağır bir stratejik, ekonomik ve siyasi maliyet çıkarıyor. Hürmüz’de çözülemeyen düğüm, ABD’nin muazzam ama giderek çağa ayak uyduramayan askerî gücünün artık otomatik bir siyasi sonuca dönüşmediğine işaret ediyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Behlül Özkan

Akademisyen. Behlül Özkan, Fletcher School of Law and Diplomacy, Tufts Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler alanında doktora (2009) ve yüksek lisans (2005) derecelerine sahiptir. Lisans derecesini (1998) Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden almıştır. Türkiye siyaseti, Soğuk Savaş dönemi güvenlik ve istihbarat, jeopolitika ve Siyasal İslam üzerine akademik makaleleri bulunmaktadır. 2012 yılında Yale University Press’ten çıkan kitabı Türkçe Kırmızı Kedi Yayınevinden Türkiye’de Milli Vatanın İnşası başlığıyla yayımlandı. Türkiye’nin Soğuk Savaş Düzeni başlıklı kitabın (Tolga Gürakar ile birlikte, Tekin Yayınevi, 2020) editörüdür. 2019 yılında Gerda Henkel Stiftung’tan, 2022 yılında IWM’den araştırma bursu almıştır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak