İç politikada hezimet, dış politikada zafer arayışları

İç politikada hezimet, dış politikada zafer arayışları

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İç politikada ağırlaşan ekonomik kriz, yasadışı göçmenlerin artırdığı toplumsal öfke, düşen oy oranı ve muhalefetin siyasi gündemi belirleme inisiyatifini ele geçirmesiyle hareket alanı daralan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin kendisine yarattığı diplomatik avantajları kullanarak dış politikada bir başarı hikayesi yazmaya çalışıyor. Dış politikadaki hamasi söylemlerin ve göreli başarıların oy oranlarındaki kısmi artışa etkisini de iyi bilen Erdoğan, geçtiğimiz ay İsveç-Finlandiya’nın NATO üyeliği, Ukrayna ve Rusya arasındaki arabuluculuk girişimleri ve tahıl anlaşması gibi diplomatik hamlelerin yarattığı destek rüzgarını 2023 seçimlerine kadar devam ettirme gayretinde.

Metropoll Araştırma’nın Haziran-Temmuz aylarında “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görev onayı” anketlerine bakıldığında da dış politikadaki gerginliklerin ve başarı illüzyonlarının Erdoğan’a olan desteği artırdığı net bir şekilde görülüyor.

Kritik Soçi görüşmesi

5 Ağustos’ta Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, buradan da hem ekonomik krize kısa vadeli bir rahatlama yaratabilecek bir dış kaynak bulma hem de seçimler öncesinde milli duyguları tetikleyecek bir Suriye harekâtına onay alma hedefindeydi. 4 saat süren ikili görüşmenin ardından yayınlanan ortak bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye-Rusya ikili ilişkilerinin gündeminde yer alan konular üzerinde kapsamlı istişarelerde bulunan liderler, iki ülke arasındaki ticaret hacminin tespit edilen hedefler doğrultusunda ve dengeli bir temelde artırılması, ekonomi ve enerji alanlarında iki ülkenin birbirlerinden beklentilerinin mütekabiliyet çerçevesinde karşılanması, ulaştırma, ticaret, tarım, sanayi, finans, turizm ve inşaat gibi sektörlerde uzun süredir iki ülke gündeminde bulunan konularda iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde somut adımlar atılması üzerinde mutabık kaldı.”

İkili ticaret hacminin 100 milyar dolar seviyesine çıkarılmasının hedeflendiği belirtilerek bu hedefe ulaşma noktasında Rusya Başbakan Yardımcısı Novak ve Ticaret Bakanı Mehmet Muş tarafından bir mutabakat zaptı imzalandığı açıklandı.

Ziyaretten çıkan bir diğer önemli sonuç ise Türkiye ile Rusya’nın ikili ticaret ve doğal gaz ödemelerinde yerel para birimlerini kullanma konusunda anlaşmaya varması. Türkiye siyasetinde Avrasyacı bloğun artan etkisi, Erdoğan ve Putin’in kişisel ilişkisi üzerinden yakınlaşan Türkiye-Rusya ilişkileri ve ABD ile ilişkilerde yaşanan kırılmanın da etkisiyle ABD dolarının hegemonyasına bir tepki olarak Türkiye-Rusya ticaretinde yerel para birimlerinin kullanılması fikri bir süredir her iki lider tarafından da dile getiriliyordu. Ancak hem Türkiye’de yaşanan döviz krizi hem de Ukrayna’nın işgaline karşılık uygulanan yaptırımlar nedeniyle Rusya’nın enerji ithalatında ruble kullanılması konusunda baskı yapması, bu konuda somut adımlar atılmasına zemin hazırladı. Türkiye’nin Rusya’yla olan ticaretinde, büyük oranda enerji ithalatının etkisiyle Rusya lehine 33 milyar dolar açık verdiği düşünüldüğünde bu anlaşmadan Rusya’nın kârlı çıktığı aşikâr.

Rusya ile yakınlaşan ticari ilişkiler ve Batı'nın tepkisi

Türkiye açısından bakıldığında, ruble üzerinden ödeme yapma kararıyla hem Rusya’dan daha fazla turist çekme hem de Rus oligarkların paralarını Türkiye’ye çekme planlarının yapıldığı görüşü ağırlık kazanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Rusya’nın kredi kartı sistemi Mir’in Türkiye’de de aktif hale getirilmesi konusunda 5 bankanın altyapı çalışmalarına başladığı” açıklamasıyla birlikte değerlendirildiğinde Rusya’nın Batı’nın yaptırımlarını delmek için Türkiye’yi bir çıkış kapısı olarak kullanma niyetinde olduğu görülüyor.

Financial Times gazetesinde çıkan bir makalede, AB ülkelerinin Türkiye-Rusya ilişkilerini yakından gözlemlediği ve Türkiye’nin Rusya’ya yaptırımları delmesi için yardım etmesi halinde Batılı şirketlere Türkiye’den çıkma çağrısı yapılabileceği belirtiliyor. İşgalin başından beri, NATO üyesi ülkelerin aksine Türkiye’nin Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmaması, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini bloke etmesi ve Rusya ile ilişkilerini derinleştirmesi hem NATO’ya hem de batıya bağlılığının sert şekilde sorgulanmasına neden oluyor.

İran’a uygulanan yaptırımların delinmesi iddialarının ABD-Türkiye ilişkilerine verdiği zarar ve hala devam eden Halkbank davası göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin Rusya’nın yaptırımları delmesine de aracı olması Batıyla ilişkilerinde tamiri mümkün olmayan bir kırılmaya neden olabilir. Nitekim, Soçi görüşmesine dair ABD Dışişlerinden yapılan açıklamada Türkiye'yi yasadışı Rus varlıkları veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmemeye çağırdıkları belirtilirken "Verileri dikkatle izliyoruz ve şu ana kadar Türkiye'de yasadışı Rus parası olduğuna dair bir kanıt yok gibi görünüyor." ifadeleri kullanıldı.

Doğal gaz ödemelerinde ruble kullanılması ve Mir kredi kartı sisteminin Türkiye’de aktifleştirilmesi kararları yaptırımlarla boğuşan Rusya ekonomisine fayda sağlayacağı gibi 2023 seçimleri öncesinde ekonomide kısa vadeli bir rahatlama yaratabilmek için her yolu deneyen Cumhurbaşkanı Erdoğan için de nispeten kazançlı bir hamle olarak görülebilir. Erdoğan daha Soçi’ye gitmeden, bu ziyaretin bir dış kaynak bulma amacı taşıdığı birçok uzman tarafından dile getirildi. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu kriz koşulları, iç politikada olduğu gibi dış politikada da Türkiye’yi kırılgan ve manipülasyonlara açık hale getiriyor.

Ekonomik krize kaynak arayışı 

2011 yılında Arap Baharı ile Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan’la ideolojik bir savaşa giren AK Parti hükümeti, yaklaşık 10 yıl boyunca Körfez ülkeleriyle diplomatik ve ticari ilişkilerini askıya almış, bu ülkeleri hem 15 Temmuz darbe girişiminin finansörleri olarak göstermişti. Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğunda katledilmesi üzerine Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı açıkça katil olarak niteleyen Erdoğan, bu duruşuyla iktidar medyasında adil ve güçlü bir lider portresi çiziyordu. Ancak 2018 yılında ayak sesleri duyulmaya başlanan ekonomik krizin son 1 yılda kontrolden çıkmasıyla iktidarın ekonomiyi 2023 seçimlerine kadar ayakta tutabilmek için tek çaresi Rusya-Çin veya Körfez ülkelerinden bulunacak kısa vadeli dış kaynak olmaya başladı. Dolayısıyla, tüm siyasi anlaşmazlıklar ve ideolojik kavgalar bir kenara bırakılarak Körfez ülkeleriyle başlatılan açılım süreci Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomatik ilkeleri dış kaynak ihtiyacına feda ettiği bir dönemi başlattı.

Soçi’de Vladimir Putin’le yapılan görüşmede de Rosatom şirketinin Akkuyu Nükleer Santrali’nin tamamlanması için yapacağı 15 milyar dolarlık yatırım konusu masaya yatırıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi kariyerinin Türkiye’deki ekonomik krize bağlı olduğunun bilincinde olan Putin, yatırım konusunu bir koz olarak kullanarak Erdoğan’ı istediği siyasi dengede tutmaya çalışıyor. Yapılan görüşmenin ardından, taahhüt edilen 15 milyar doların 5 milyarının Türkiye’ye aktarılması da bir iyi niyet göstergesi olarak okunabilir.

kaynak: Uğur Gürses / T24

Uğur Gürses

Gazeteci Uğur Gürses, T24’te yayımlanan yazısında şu ifadeleri kullanıyor:

“Merkez Bankası’nın döviz ve altın rezervleri 26 Temmuz günü 98,9 milyar dolarken, günlük verilerden hesapladığım kadarıyla 4 Ağustos günü 108,1 milyar dolara çıkıyordu. Bunun büyük bölümünün, bankalar üzerinden dolaylı olarak Merkez Bankası’na park eden ‘Rus parası’ olduğuna şüphe yok.”

18 Temmuz’da Tahran’da düzenlenen Astana Zirvesi’nde Suriye’ye sınır ötesi harekât konusunda İran ve Rusya’dan istediği cevabı alamayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Soçi’de Putin’le yaptığı görüşmede de bu konuyu masaya yatırdı. Yasadışı göçmenlerin ve Suriyeli sığınmacıların iç politikada yarattığı büyük toplumsal öfkenin, ekonomik krizle birlikte halkın en temel iki sorunundan biri olduğu düşünüldüğünde 2023 seçimleri öncesinde göstermelik de olsa mültecilerin geri gönderilmesi AK Parti’nin oy kaybını durdurabilir. Yapılan her sınır ötesi harekatın iktidara olan desteği artırdığını da göz önünde bulundurduğumuzda bir sınır ötesi harekâtın iktidar partisi için kaçınılmaz olduğu görünüyor. Bu konuda Erdoğan’ın hareket alanının daraldığının bilincinde olan Putin de Erdoğan’ı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmeye zorluyor. Soçi dönüşünde gazetecilere açıklama yapan Erdoğan, “Putin, Türkiye'ye yönelik adil bir yaklaşım sürdürüyor. Terörle mücadele noktasında her zaman yanımızda olacağını ifade ediyor. Burada şunu ima ediyor; 'Mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur'. Biz de diyoruz ki, istihbarat örgütümüz Suriye istihbaratıyla zaten bu konuları yürütüyor ama bütün mesele netice almak.” ifadeleriyle Suriye ile diplomatik temasa geçildiğini de doğrulamış oldu.

Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, iç politikada olduğu gibi dış politikada da kırılganlıkları artırarak iktidarın hareket alanını daraltıyor. Türkiye’nin enerji ithalatında Rusya’ya olan bağımlılığı hâlihazırda ikili ilişkilerde Rusya’nın elini güçlendirirken ekonomik krizin yarattığı döviz ihtiyacı kısa vadeli kaynak girişi karşılığında diğer milli menfaatlerin göz ardı edilmesi sonucunu doğuruyor. S-400 hava savunma sistemlerinin alımından sonra ABD ile ilişkilerinde büyük kırılmalar yaşayan Türkiye ekonomik, siyasi ve askeri alanda Rusya’yla ilişkilerini derinleştirerek Batı ittifakından koptuğu izlenimini güçlendiriyor. Ukrayna’nın işgali sürecinde üstlenilen arabuluculuk rolü ve tahıl anlaşmasına öncülük edilmesi Türkiye’nin NATO açısından jeopolitik önemini artırsa da Rusya’yla doğal gaz ödemelerinin ruble üzerinden yapılması ve Mir sisteminin Türkiye’de aktifleştirilmesi gibi Batılı ülkelerin uyguladığı yaptırımları delecek anlaşmalar yapılması, NATO ve AB ile yıpranan ilişkileri kopma noktasına getirebilir. Bu noktada, Türkiye’nin NATO’dan atılması gibi senaryolar her ne kadar gerçekçi görünmese de ekonomik ve siyasi olarak batıdan dışlanmış ve Rusya-Çin eksenine daha da yakınlaşmış bir Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olma idealinden daha da uzaklaşacağını söyleyebiliriz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Kira göçü ve sandık, dış politikada zafer arayışları

Değişen kent demografisi sandıktan çıkan sonucu nasıl etkiler? Rusya ile ilişkiler ne için, ne pahasına yakınlaşıyor?

10 Ağu 2022

World Oil

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Karar almak ya da alamamak: Mutlak butlanla afetler birbirine nasıl bağlanıyor?

Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.

Gizem Kıygı

·

23 Tem 2026

Karar almak ya da alamamak: Mutlak butlanla afetler birbirine nasıl bağlanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni parti gündemi: CHP'den istifa eden üyeler partiden neden ayrıldıklarını anlatıyor

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Melisa Gülbaş

·

22 Tem 2026

Yeni parti gündemi: CHP'den istifa eden üyeler partiden neden ayrıldıklarını anlatıyor
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Batur Ozan Togay

·

21 Tem 2026

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Birol Oğuz

·

20 Tem 2026

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?

Melisa Gülbaş

·

20 Tem 2026

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?