İkinci Trump dönemi: Uluslararası ilişkilerde yeni norm, normsuzluk mu olacak?

Dünya tarihinde uluslararası sistem ilk kez çözülmüyor, normlar da ilk kez yıkılmıyor. Sistemin bu sıkışmış hâli geçmişteki başka kaos ve çoklu kriz dönemlerini hatırlatıyor. Tam da bu nedenle ikinci Donald Trump döneminin, dünyanın normsuzluğun tüm veçheleriyle yüzleşeceği, hatırlanacak bir kırılma süreci olacağını öngörmek mümkün.
İkinci Trump dönemi: Uluslararası ilişkilerde yeni norm, normsuzluk mu olacak?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

2000’li yılların başında üniversitedeki Uluslararası İlişkiler derslerimizde hocalarımız bize uluslararası hukuk kurallarını, uluslararası örgütleri, bu örgütlerin yaptıkları düzenlemeleri, sağlıktan, nükleer silahsızlanmaya, ticaretten kalkınmaya farklı alanlarda kurulan uluslararası rejimlerin sağladıkları düzenin kurallarını öğretirlerdi. O zamanlar uluslararası sistemde nispeten dikkate alınan ve görece işleyen kurallar ve normlar vardı.

Bugünlerin habercisi bazı gelişmeler (2001 Afganistan, 2003 Irak müdahaleleri) yaşansa da devletler ve hükümetler genel olarak bu normlarla kendilerini bağlı telakki eder, bu ön kabule göre davranır, birbirleriyle bu normlara dayanarak ilişki kurarlardı. Bu nedenle normlar, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler disiplinlerinde verilen eğitimin önemli bir parçasıydı. Bugün kürsünün diğer tarafından bakarken söz konusu kural ve normları, uluslararası düzeni siyaset öğrencilerine anlatmak neredeyse imkansız.

Uluslararası sistemi mevcut hâlinde birarada tutan meşru ve etkili hiçbir dayanak ve çıpa olmadığına ikna olan öğrenciler sıklıkla bize Üçüncü Dünya Savaşı'nın neden hâlâ çıkmadığını soruyorlar. Haklı ve yerinde bulduğum bu sorunun cevabını ne yazık ki ne Birleşmiş Milletler’in (BM) ne de BM bünyesinde ya da dışındaki çeşitli uluslararası/hükümetler arası örgütlerin düzen koruyucu işleviyle değil devletlerin farkında oldukları mevcut kitle imha silahlarının (KİS) yol açabileceği toplu imha riskiyle cevaplayabiliyoruz. 

  • Başka bir ifadeyle yaygın ve topyekûn bir çatışma hâlinin ortaya çıkmamasını düzen ve barışın korunmasına ilişkin ortaya konulan kolektif irade gibi pozitif bir nedenle değil, KİS kullanımının yaratabileceği sonuçlara ilişkin duyulan korku gibi negatif bir unsurla açıklayabiliyoruz.

Bu durum uluslararası düzenin ortak normlar, açık ve net prosedürlere değil genellikle yöneticilerin bireysel kararlarına ve hükümetlerin münferit çıkar ve dış politika hedeflerine emanet olduğuna dair bir izlenim veriyor. 

Ocak 2025’te Donald Trump’ın ikinci kez ABD başkanı olarak göreve başlaması uluslararası sistemdeki kişisellik ve bireysel karar alma biçimlerini yazık ki daha önemli ve ürkütücü bir hâle getiriyor.

Gazze’de görece sular duruldu, en azından çatışma sona erdi diye bir süre nefes almaya hazırlanan dünyanın, bir anda ABD’nin bölgeyi kontrolüne alma projesini gündeminde bulması da uluslararası ilişkilerde normların ortadan kalkacak derecede aşınmış olmasının sonucundan başka bir şey değil.

İkinci Trump dönemi

2017-2021 arasındaki görev süresi boyunca ülkesini Trans-Pasifik Ortaklığı, Paris İklim Anlaşması gibi çoktaraflı oluşumlardan çekmek, ABD’nin UNESCO’ya maddi desteğini kesmek, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) iptal etmek gibi kararlarla uluslararası normlara ve kurumlara dayalı düzene meydan okuyan Trump, ilk dönemindekinden çok daha büyük bir seçmen desteğiyle ikinci dönemine başladı. Daha yemin töreninde çoktaraflılığa, kurumlara, liberal müesses nizama ilişkin tutumunu gerek açıkladığı programıyla gerekse törene davet ettiği yabancı liderleri seçerken sembolik olarak ortaya koydu. 

  • Trump dünyaya popülizm, ulusal çıkar ve lider merkezli dış politika yönetimini benimsediğini ve bunları benimseyen hükümetlerle yakınlık kuracağı mesajını verdi.

Yemin töreninin etkileri sürerken Çin, Meksika ve Kanada’ya yönelik gümrük vergilerinin artırılacağı haberi geldi. Bu durum Trump’ın salt küresel düzeydeki rakiplerine karşı tek taraflı düzenleme ve uygulamalarla hareket etmeyeceğini, ABD’nin sorunsuz ilişkiler sürdürdüğü komşusu Kanada’yla bile arasını açabilecek bir tutum sergilemekten geri durmayacağını gösterdi. 

  • Kanada’ya "ABD’nin 51. eyaleti" yakıştırması yapan, Danimarka’nın kontrolündeki Grönland’ın ABD topraklarına katılmasını isteyen 47. ABD başkanı, art arda sıraladığı bu açıklamalarla dünyaya “çılgın bir lider” olduğunu değil her türlü kural, teamül, kabul görmüş uygulama ve nihayetinde normun pekala çiğnenmesinin mümkün olduğunu gösteriyor. 

Başka bir ifadeyle normları hiçe saymayı normal ve olağan hâle getiriyor; arkasındaki sermaye ve seçmen desteği düşünüldüğünde de bu davranışın meşrulaşmasını sağlıyor. Unutmamak gerekir ki Trump tartışmalı ilk seçim galibiyetinden farklı olarak Kasım 2024’te net bir zafer kazandı. İlk döneminde sokaklar kendisini protesto edenlerle doluyken ve ABD’deki başkanlık seçim sisteminin dolaylı olmasından kaynaklanan bir meşruiyet kriziyle mücadele ederken, ikinci döneminde Trump, cılız protestoları görkemli zafer kutlamalarıyla gölgede bırakan bir seçim galibiyeti elde etti.

ABD başkanı gerek iç politikadaki tutumu gerekse yukarıdaki örneklerdeki gibi dış politika kararlarıyla, 11 Eylül saldırılarının ardından ilk emarelerini veren, son on yılda baş döndürücü bir hızla büyüyen temsili demokrasinin krizi, popülizm, keyfiyet, denetimsizlik ve hesap verilebilirliğin zayıflaması gibi olguların ülkelerin iç siyasetleri kadar uluslararası sistemin de bağlamını belirlemeye devam edeceğini ilan etmiş oldu. Bu da normsuzluğun giderek olağanlaşma eğilimde olacağını, "Bu da olmaz artık" denilen adımların daha sık atılabileceğini, tutarsız ve kafa karıştırıcı hamlelerin artabileceğini düşündürüyor.

Bugüne nasıl geldik?

Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle liberal düzenin egemen olması, 1990’lar boyunca uluslararası sistemde bir iyimserlik havası yarattı. Soğuk Savaş'ın kendi dinamikleri çerçevesinde şekillenen uluslararası kural ve normlar değişti. Her ne kadar ABD görünen tek süper güç olsa da dünya düzeni ortaklaşa katılım ve ortak sorunlara ortak çözümler bulma eğilimiyle şekillendi. 

1990’lar boyunca devletlerin uluslararası ilişkilerdeki baskın konumu 1970’lerden itibaren gelişen devlet-dışı ve ulusaşırı aktörlerle dengelendi. Tüm bunlar Soğuk Savaş sonrası NATO’nun kurumsal adaptasyonunu, GATT Anlaşması'nın Dünya Ticaret Örgütü’ne dönüşmesini, IMF’nin genişlemesini, ezcümle dağılan Sovyetlerin ardılı ulus devletlerin liberal uluslararası sistemin norm ve kurumlarını benimsemelerinin önünü açtı.

11 Eylül’le birlikte ise özellikle Bush yönetiminin aldığı kararlar, münferit dış politika tercihlerinin, yavaş yavaş çoktaraflı ve kurumsal uygulamaların yerini almasına neden oldu. ABD yönetimi saldırılara cevaben Afganistan’a müdahale ederken hâlâ uluslararası kamuoyunu ve kurumları dikkate alıyordu. 11 Eylül saldırılarının yarattığı dehşet, teröre karşı uluslararası bir dayanışma ve birlik oluşmasını sağladı. 

Ne var ki çok kısa bir süre sonra Bush yönetimi önleyici savaş doktrinini uygulamaya koydu. 2003 Irak müdahalesi var olmayan “KİS’larının yıkıcı etkisini önleme” iddiasıyla yapıldı. Öncesinde uluslararası destek ve meşruiyet aranmasına rağmen müdahale bu sağlanmadan yapıldı ve BM’nin itibarının yerle bir olmasının da önünü açtı. 

  • Nitekim Irak’a müdahalenin üzerinden geçen 20 yılı aşkın sürede zaten yapısal sorunlarla mücadele eden BM, giderek işlevsiz ve güvenilmez bir kurum imajına hapsoldu.

Irak müdahalesi, gücü olanın artık ortak kural, norm, prosedür ve kurumları da dikkate almadan hareket edebildiği, bir gün doğru kabul edilenin ertesi gün yanlışlandığı, ortak doğru ve değerlerin belirsiz ve silik hâle geldiği bir düzenin kapısını araladı. Buna ek olarak, bu tarihten itibaren yukarıda sıralanan özellikler çerçevesinde demokrasi krizinin derinleşmesiyle birlikte Batı merkezli küresel siyasal sistemin sorgulandığı bir dönem başladı. Norm koyucu başat bir aktör olan Avrupa Birliği (AB) de kendi içindeki tutarsızlıklar ve üye ülkelerde derinleşen demokrasi kriziyle daha az ciddiye alınan, kendi ortak değerlerinden uzaklaşan ve bu nedenle de normların anlamsızlaşmasının önüne geçemeyen bir aktör olarak etkisizleşti. 

Diğer yandan Çin’in sadece iktisadi alandaki etkin rekabeti değil askerî bir güç olarak da dengeleri değiştirmeye başlaması, Rusya’nın tabiri caizse küllerinden doğması, Hindistan’ın yeni teknolojilerdeki atılımı ve özellikle 2008 krizinden sonra Brezilya, Güney Afrika gibi ülkelerin birer bölgesel merkeze dönüşmesi Batı merkezli değer, norm ve kurumların çeşitli açılardan sorgulanmasını hızlandırdı. 

  • Batı'ya alternatif, çokmerkezli, asimetrik bir çokkutupluluk görünümünün eskizi ortaya çıkmaya başladı.

İktisadi çeşitlilik, ticaret yollarının ve bu yolları kontrol edenlerin değişmesi, iktisadi aktörler olan çokuluslu şirketlerden küresel terör örgütlerine çeşitli ulusaşırı aktörlerin normların zayıflamasıyla beraber etkinlik alanlarının giderek kontrolsüzleşmesi, çatışmalarda çözümsüzlük ve çatışmaların müzminleşmesi ve belki en önemlisi küresel eşitsizlikler hem ulusal hem de uluslararası düzeyde bir çoklu kriz ortamı oluşturdu.

Krizler çözülemeyip biriktikçe günah keçisi bazen demokrasinin kendisi ve liberal kurumlar bazen "fazlaca özgürlük verildiği için hadlerini bilmeyen" göçmenler oldu. Halkların 2008 ekonomik kriziyle iyice derinleşen memnuniyetsizlikleri popülist söylemlerin yelkenini öyle iyi doldurdu ki kuralların ontolojik bir anlamı taşıdığı, nev-i şahsına münhasır karakterdeki ABD de sonunda popülizme teslim oldu.

Ne var ki ABD’deki bu durum yani Trump’ın önceki dönemine göre çok daha etkin bir halk desteğini arkasına almış olması, ABD Başkanı'nın uluslararası ilişkilerde son kalan normları da yerle yeksan ederken davranışlarını açıklama ve meşru gösterme zahmetine girmeyeceğine işaret ediyor.

Dünya tarihinde uluslararası sistem ilk kez çözülmüyor, normlar da ilk kez yıkılmıyor. Sistemin bu sıkışmış hâli geçmişteki başka kaos ve çoklu kriz dönemlerini hatırlatıyor. Tam da bu nedenle ikinci Donald Trump döneminin, dünyanın normsuzluğun tüm veçheleriyle yüzleşeceği, hatırlanacak bir kırılma süreci olacağını öngörmek mümkün.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Merve Özdemirkıran Embel

Akademisyen. Uluslararası İlişkilerde, başta ekonomik aktörler olmak üzere, ulus-aşırı (transnasyonal) aktörlerin rolü, Türk Dış Politikası ve Fransa Siyaseti başlıca çalışma konuları arasındadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak