İKLİMCİL: Mevsimler Sürüklenirken

Geçtiğimiz hafta SALT Beyoğlu'nun daveti ile “İklimcil: Mevsimler Sürüklenirken” sergisinin açılışındaydım. “İklimcil” kelimesini ilk kez duyduğumda biraz anlam karmaşasına kapılmış olsam da, İngilizcesi olan “Climavore”u görür görmez kafamdaki taşlar yerine oturdu.
İklimcil biri, yeni “mevsimlerin” ortaya çıkarken, bildiğimiz dört mevsim arasındaki çizgilerin gittikçe bulanıklaştığının, toprağın yorgun hâle geldiğinin ve kuraklıkların hızlı bir biçimde arttığının farkındalığına ulaşmış kişi olarak tanımlanabilir. Yıllardır süregelen etçil, hepçil, vejetaryen veya vegan beslenme alışkanlıkları/felsefeleri ile tam da burada ayrışıyor. Zira iklimcil kavramı, gıda üretim ve tüketiminin seyrini etkileyen alışılmadık mevsim koşulları ve iklim olayları üzerine kafa yoruyor.
SALT’tan Meriç Öner ve Onur Yıldız tarafından hazırlanan sergi, SALT’ın 2018’de başlattığı “Sohbetler” serisinin üçüncü sergisi.
Görsel: Berlin Art Link
Cooking Sections
Londra merkezli iki sanatçı olan Fernandez Pascual ve Alon Schwabe tarafından 2013 senesinde kurulan Cooking Sections, dünyayı gıda yoluyla organize eden sistemleri keşfetmek üzerine kurulu. Bu yolda da görsel sanatlar, mimari, ekoloji ve jeopolitik arasındaki örtüşen sınırları keşfetmeyi amaçlıyorlar. 2015 yılından bu yana da insanlar iklimleri değiştirirken, nasıl yemek yeneceklerini araştırıyorlar. SALT’ın davetiyle genişletilen “İklimcil” projesi de bir zamanların mevsimlerine, haritadan silinen bölgelere ve geleceği meçhul kıyılara doğru bir yolculuk sunuyor.
Birinci Coğrafya Kongresi
1941 senesinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ankara’da gerçekleştirilen Birinci Coğrafya Kongresi, coğrafya derslerinin müfredatı, ders kitaplarının hazırlanması, terimlerin belirlenmesi ve Türkiye coğrafyasının ana hatlarının adlandırılması üzerine gerçekleştirilmişti. Ancak esas amacı eğitim olsa da, bugünlerde daha çok Türkiye’deki 7 coğrafi bölgenin belirlenmesiyle anılıyor.
Elbette bu coğrafi bölgelerin sınır illerinden biri olan Siirt’te dünyaya gelmiş ve GAP projesinin meyvelerinin alındığı 2000’li yıllarda çocukluktan ergenliğe geçişini yaşamış biri olarak, günümüzde bu coğrafi sınırların geçerliliğini yitirdiğini söylemem yanlış olmaz.
Siirt’in Şirvan ilçesinde geçti hayatımın ilk 10 senesi ve Şirvan, sert karasal iklime sahip Bitlis’e coğrafi şartlar olarak daha yakın, özellikle yaz dönemlerinin Siirt merkez ve diğer ilçelere nazaran biraz daha serin geçtiği bir yerdi.
Siirt il merkezine taşındığımız dönemde ise iklim şartlarının hızlı biçimde değiştiğini hissedebiliyordum. Kuru sıcaklar yerini yüksek nemli havalara bırakmış, yağışlar artmış ve sıcaklık dereceleri önemli ölçüde değişmişti.
Günümüze geldiğimizde bu yaşanan değişimle birlikte Güneydoğu Anadolu kentleri, Akdeniz iklimine yakın özellikler gösteriyor. Projeler sayesinde her ne kadar bu bölgenin elektrik ve su sorunu önemli ölçülerde çözülmüş olsa da, tarım alanları için aynı şeyi söylemek zor; özellikle de fıstık üretimi için. “Akdenizleşme” bu şekilde devam ederse, çok da uzak olmayan bir gelecekte fıstık rekolteleri önemli ölçüde dibe vurabilir. Bu nedenle bir an önce harekete geçilmeli, iklimin değiştirilemediği yerde, ürünler adapte edilmeli.
Cooking Sections’ın Weathered [Perişan Eden Hava] (2021) enstalasyonundan fotoğraf:Mustafa Hazneci, SALT
Weathered, Perişan Eden Hava
Bu konuya parmak basan ve serginin ilk eseri, belirmekte olan yeni mevsimleri özellikleriyle görünür kılmaya yönelik seçili vaka araştırmalarını bir araya getiren, Anadolu’daki büyük kuraklık ve kıtlıklara kanıt niteliğindeki materyallerle “protez bir orman”a dönüştüren “Weathered” (Perişan Eden Hava) ile başlıyor. Eser, Fransızca yayınlanan ve “Günlük Politika, Ticaret, Sanayi ve Finans Gazetesi” La Turquie’den alıntılar, şiirler, yaprak fosilleri ve ağaç fosillerinden meydana geliyor. Her ne kadar diğer parçalara göre daha az etkileyici olsa da, fosillerin hemen arkasında bulunan çam kerestesi benim en çok hoşuma giden kısım oldu. Zira Onur Yıldız’ın aktardığına göre bu şekilde devam edilirse, birkaç bin yıl sonra çam ağacı da tarihe karışan türlerden biri olacak.

Dr. Zimmer’ın tarım projesi önerisinden fotoğraf, Türkiye, 1930
United Church of Christ (UCC), American Research Institute in Turkey (ARIT), SALT Araştırma
Kalıcı Gölet
“Kalıcı Gölet”, mandaların günlük seyahat yollarını inceleyerek, sulak alanların git gide azalmasını vaka olarak ele alıyor.
Ana yurdu Hindistan olan mandalar, Anadolu’ya yedinci yüzyılda getirilmişti. Osmanlı zamanı İstanbul’un kuzeyindeki çayırlıklara göç eden Bulgar çobanlar da bu bölgeyi değerlendirmiş ve İstanbul’daki manda sütünden yapılma kaymak ve sütlaç kültürünün öncüleri olmuşlardı.
Meriç Öner’in aktardığına göre, mandalar kırda gezinerek ve çamura yatarak yaşarlar. “Bu süreçte o bölgenin çobanlarıyla da görüştük ve onların anlatımına göre mandalar, üzerlerindeki çamurlar kuruduktan sonra parazitlerini bu yolla atıyorlarmış (…)”
Serginin hazırlık aşamasında manda çobanlarıyla yapılan görüşmelerden sonra, Tayakadın Köyü yakınlarındaki bir dere kenarında mandalar için çamurlu bir alan oluşturuldu. Kazıda çıkarılan kilden, seramik sanatçısı ve Arkeolog Başak Gökalsın’la iş birliği içerisinde İstanbul’da manda çobanlığının tanıtımında kullanılacak 1000 adet sütlaç ve yoğurt kâsesi üretildi.
Cooking Sections’ın The Lasting Pond [Kalıcı Gölet] (2021) enstalasyonundan fotoğraf: Mustafa Hazneci, SALTMandaların yaşam alanlarını daraltan bir olgu da İstanbul’un kuzeyindeki hızlı şehirleşme. Yeni havalimanı, Kanal İstanbul, üçüncü köprü gibi mega projeler nedeniyle giderek popülerlik kazanan bölgedeki mandalar ve mandaların çevresinde oluşmuş kültürün geleceği belirsiz.

Cooking Sections, Traces of Escapees [Kaçakların İzinde], 2021
Enstalasyon, filmden kare (Cooking Sections izniyle)
Kaçakların İzinde (Traces of Escapees)
“Kaçakların İzinde”, balık çiftlikleri, bu çiftliklerden sızan maddelerin neden olduğu kirlilik ve genetik erozyonun üzerine fikir inşa ediyor.
Balık çiftçiliğinde verimlilik, satışa uygun boyuta en hızlı türlerin yapay yolla seçilerek yetiştirilmesi anlamına gelir. Balıklar aynı kafeste lebalep bulunduğundan, salgına açık bir hedef haline geliyor. Ancak bu salgın yalnızca çiftlik alanlarında bulunan balıkları değil, çiftlik dışında bulunan diğer deniz canlılarını da etkiliyor. 2011’de Karaburun’da bir tankerin çarptığı çiftliklerden 1.200.000 çipura, 2018’de Küçükbahçe’deki çiftliklerden 80 ton çipura ve levrek kaçmış, aynı yıl Muğla’nın Güllük Körfezi’ndeki çiftliklerde bir gecede 200.000 çipura ölmüştü. Bu yaşanan olaylar, çiftliklerden kaçan balıkların diğer balıklarla üremesi sonucu, türlerin genetik erozyona maruz kalmasına neden oluyor.
Yegâne (Unicum)
Güneydoğu Anadolu’nun “Akdenizleşmesi” söz konusuyken, aynı durumdan mustarip bir diğer coğrafi bölge de Karadeniz. Su sıcaklığı ve tuzluluğundaki değişim mevcut türlerin göçüne yol açarken, yeni türlerin de buraya yerleşmesine neden oluyor.
Serginin bölümüne girdiğimde duyduğumu zannettiğim şey kuş sesleriydi. Ancak Meriç Öner’in anlatmaya başlaması ile kuş dişi olduğunu öğrendim. Ses kaydında (Kuş dilinde kaydeden kişiler Rıfat Köçek ve Şevket Kaçak) Deniz ve Yunus isimli iki balıkçıl, denizin değişen yüzünü şu şekilde tartışıyor:
Yunus: Deniz, hamsi mi yakaladın?
Deniz: Yok, bunlar Azak Denizi’nden geldi. Geçen yazdan beri buralarda hiç hamsi yok.
Yunus: Bu yeni denizanaları hamsi falan bırakmadı. Yosunlar bastığından beridir her yerde denizanaları var.
Deniz: Doğru diyorsun. Derya da sular ısındı diyor. Hamsi, kuzeye kaçıp geri gelmiyor.
Yunus: Eskiden ağlar neredeyse kopacak kadar tutardık, hatırlıyor musun?
Deniz: Çok eskide kaldı Yunus, şimdi yalnız kupes tutuluyor.
Yunus: Ben de daha çok sardalya görüyorum. Eskiden hiç olmazdı. Sıcak suyu seviyorlar sanki.
(…)
Yunus: Yeni mi gelmiş bunlar buralara?
Deniz: Öyle. Kaya balığı, orfoz, tekir, deniz iğnesi de gelmiş Derya’nın dediğine göre.
Yunus: Onları nereden buldun?
Deniz: Balık tutmak için daha çok açılmak gerekiyor artık denizde.
Yunus: Senin kuzenin kulübesinin orada tutuyor musun artık?
Deniz: Kıyıda kaya balığı kalmadı artık. Kıyılar boşaldı.
Yunus: E bu yeni gelenler nereden, Marmara’dan mı?
Deniz: Yok, Akdeniz’in sıcak sularından geliyorlar.
Cooking Sections’ın Exhausted [Kurak Topraklar] (2021) enstalasyonundan fotoğraf: Mustafa Hazneci, SALT
James C. Scott’un, Tahıla Karşı adlı kitabından esinlenerek yazdığım Zihinsel Barbarlık adlı yazımda da ele aldığım gibi, geleneksel tarihsel anlatıya göre insanoğlunun tarımsal yerleşik hayata geçmesi bir anda olmuş şekilde anlatılır adeta. Ancak geriye dönüp incelendiğinde, 16. Yüzyılın yarısına kadar insanların birçoğu devletlerden uzak topraklarda, yaşadıkları coğrafyaya göre avcı-toplayıcı kültürlerini farklı biçimlerde sürdürmüşlerdi.
Kurak Topraklar’da ele alınan konu kısırlık krizi. Bu nedenle Neolotik Çağ’daki ilk devlet benzeri yapıların görüldüğü topraklardan başlayarak günümüz tüp bebek turizmine doğru bir yol izliyor çalışma. Elbette bu sürecin en büyük oyuncularından biri de 1940’lar itibariyle hayatımızı değiştirmiş olan yeşil devrim ve onun getirisi olan monokültür tarımı. (Çok yakında bir yazımda monokültür ve insan ilişkisini ele alacağım.)
Sergi süresince bu sunumun, toplumsal cinsiyet, sosyoloji, tarih ve genetik alanlarında çalışan uzmanların “toprağın ve bedenin tükenişi” konusunda farklı yönlerden değerlendiren konuşma programlarına yer verilecek.
“İKLİMCİL: Mevsimler Sürüklenirken”, 7 Nisan 2021 ve 22 Ağustos 2021 tarihleri arasında SALT Beyoğlu’nda ziyaretçilerini bekliyor.
Cooking Sections’ın Exhausted [Kurak Topraklar] (2021) enstalasyonundan fotoğraf: Mustafa Hazneci, SALTAslında sergiye katılmadan önceki hafta, 1910’larda Siirt’te askeri hekimlik yapan Derviş Kutman’ın anılarından, o dönemin coğrafyasını ele aldığı kısımları paylaşacaktım. Serginin de benzer bir konuyu ele alması nedeniyle planlarımı değiştirip, onu bir sonraki yazıya saklamaya karar verdim. Bu nedenle bu kısmı yazının ilk bölümü olarak düşünebilirsiniz.
Not: Sanıyorum görsellerin boyutu yüksek olduğundan, buraya yüklediğim vakit bir miktar pikselleşme sorununa yol açtı.
Esen kalın.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

