İmparatorluk sözlüğü: 'İstikrar' nasıl tahakkümün parolası oldu?

Emperyalist saldırılar için yer yer bir savaş sebebi olarak kullanılan "istikrar" tek başına bir şey ifade etmiyor; kimin ve neyin istikrarı diye sorduğumuzda gerçek anlam vücut buluyor. Aslında bu kavramla belirli egemenlik ve kontrol biçimlerinin sürdürülmesi ve sermayenin kâra ve kaynaklara kolay erişimi kastediliyor. "İstikrar" söyleminin yakın geçmişine kısa bir yolculuk...
İmparatorluk sözlüğü: 'İstikrar' nasıl tahakkümün parolası oldu?

İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, önce içinde "barış", "diplomatik çözüm" ve "kaygılıyız" gibi ifadelerin geçtiği birkaç cümle kurdu. Ardından İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu dile getirdi, “İran, bölgesel istikrarsızlığın asıl kaynağıdır” dedi. 

Von der Leyen’in sözlerinde ilk dikkat çeken, saldırgan tarafa tanınan savunma hakkındaki çelişki: Planlanan müzakere tarihinden birkaç gün önce İsrail’in son derece zayıf gerekçelerle başlattığı bir savaşta, Tel Aviv’e bir kez daha resmî ağızlardan dokunulmazlık hakkı tanındı. Tıpkı Gazze’de devam eden soykırım savaşı gibi bu saldırganlık da "kendini savunma" adı verilen cılız gerekçe ile ABD ve Batılı ortakları tarafından meşru sayıldı. 

Fakat sözlerindeki asıl vurucu kısım, ikinci cümlede zikredilen "istikrar" meselesinde saklı. Bu kelimeyi resmî ağızlardan askerî müdahale arefelerinde sıkça duyuyor oluşumuz bir tesadüf değil. Üstelik von der Leyen, İran’a yönelik saldırıyla başlayan savaşta Tahran’ı "istikrarsızlık kaynağı" olarak tanımlayan tek aktör değil. ABD başta olmak üzere İngiltere, Almanya ya da Fransa’dan da aynı kelimeyi işittik. 

İlk bakışta masum görünen bu ifadeyi biraz kazıdığımızda altından emperyalist çıkarların belirdiğini görüyoruz. Ne de olsa istikrar, tek başına bir şey ifade etmiyor; kimin ve neyin istikrarı diye sorduğumuzda gerçek anlam vücut buluyor. Emperyalist saldırılar için yer yer bir savaş sebebi olarak kullanılan "istikrar" ile aslında belirli egemenlik ve kontrol biçimlerinin sürdürülmesi ve sermayenin kâra ve kaynaklara kolay erişimi kastediliyor. 

  • Bu şekilde tercüme etmek, kimileri için sübjektif bir yaklaşım gibi görülebilir. Ancak yakın geçmişe yapacağımız kısa bir yolculuk ile asıl bu kavramın yapısı gereği taraflı bir şekilde siyasi dile yerleştiğini görebiliriz. 

Gelin, bir kelimenin peşine düşerek, emperyalizmin dildeki yansımalarını tercüme etmeye çalışalım.

Bir zamanlar Saddam 'istikrar'dı

ABD’li dilbilimci Noam Chomsky, bundan 15 yıl önce verdiği bir röportajda tam da bugün seçtiğimiz konu başlığı hakkında konuşuyordu. O günlerde de Pentagon’un İran’ı "bölge istikrarını bozan bir güç" olarak değerlendirmesi hakkında Chomsky, bunun "emperyal bir doktrin" olduğunu dile getiriyor ve şu ifadeleri kullanıyor:

“İstikrar, İngiltere ve ABD'nin bir ülkeyi işgal edip kendi seçtikleri rejimi dayatmasıdır. Ancak İran bunu engellemeye çalışırsa bu ‘istikrarsızlaştırıcı’ olarak görülür.”

İran’a yönelik bu emperyal ilginin uzun süredir devam ediyor oluşu, onlarca yıldır tekrar eden bir dizi tanımlamaya kolayca ulaşabilmemizi sağlıyor. Fakat farklı dönemlerde ve farklı ülkelerde de Chomsky’nin sözünü ettiği müdahale-istikrar ilişkisini görmemiz mümkün. 

Örneğin ABD’nin Irak işgaliyle birlikte iktidarını kaybeden Saddam Hüseyin, İran-Irak Savaşı (1980-1988) sırasında Washington’dan açık destek aldı. Ekonomik yardım, eğitim ve istihbarat paylaşımı yoluyla Hüseyin’e arkan çıkan ABD yönetimi, bunu “ABD’nin ihracatçılarını desteklemek bizim görevimiz” olarak açıkladı. Hatta "Saddam’a sunulacak desteğin insan haklarını, barışı ve bölgesel istikrarı destekleyeceği" ileri sürüldü.

Hikayenin sonu malum. ABD’nin çıkarları doğrultusunda, Saddam’ın bölgesel istikrar rolü de değişti ve Irak istikrar bahanesiyle işgal edildi. Irak’ta toplumsal hayat ABD işgali ile birlikte korkunç bir kaosa ve yıkıma sürüklendi. Geriye dönüp baktığımızda IŞİD’in ortaya çıkışı, bölünmüş iktidar odakları, ekonomik kriz ve göç dalgaları "Kimin istikrarı?" sorusuna da yanıt veriyor. 

İstikrarın iki yüzü

İstikrar teriminin ABD dış politika tarihindeki izleği, bize bunun gibi sayısız örnek sunuyor. Şili’de seçimle iktidara gelen sosyalist Salvador Allende yönetimine karşı yapılan General Augusto Pinochet darbesini ABD aynı nedenle desteklemişti: Kendi çıkarlarının istikrarı. 

Pinochet’in iktidara gelmesiyle birlikte inşa edilen neoliberal cunta, Washington’a açılan sermaye kapıları sebebiyle ABD açısından istikrarı sağlamıştı ancak stadyumlarda katledilen on binler ya da yoksullaşan milyonlar için istikrarın anlamı şüphesiz daha farklıydı. 

İstikrar kelimesinin dokunduğu bunun gibi o kadar fazla örnek bulabiliriz ki... Yakın geçmişte ABD ve ortaklarının karıştığı herhangi bir darbeyi, işgali ya da iktidar değişiklini ele alamız yeterli olacaktır. 

Tekrara düşmemek adına "istikrar"ın ekonomik boyutuna odaklanalım. Bahsettiğimiz emperyal müdahaleler, bu kelimenin bir yüzüyse öbür yüzü de ona göbekten bağlı olan sermaye düzeni. Çünkü emperyal müdahalelerin olmazsa olmazı "istikrar" aynı zamanda bir ülkeye ekonomik model dayatmasını kibarca ifade etmeye de yarıyor. Üstelik ekonomik dayatmalar her zaman sınır ötesinde, başka ülkelerde değil; ülkelerin iç siyasetinde de gündeme geliyor. 

Küresel sermayenin belirlediği çoğu kemer sıkma politikası, Türkiye’den Yunanistan’a dünyanın her yerinde "ekonomik istikrar" olarak törpülenmeye çalışılıyor. Bu şekilde ekonomik refah ve denge çağrışımı yapması bekleniyor. Gelgelelim buradaki istikrar kelimesinin maskesi yine kimlerin ve hangi sınıfların istikrarı sorusu ile kolayca düşüyor.

İstikrarın ters yönü

Siyasi retorikteki çoğu tanım gibi "istikrar" da tek başına bir şey ifade etmiyor, bir referans ile anlam kazanıyor. Bu referansı için fazla uzağa gitmeye gerek yok, ABD ve ortakları için bugün Ortadoğu’da "istikrar" noktası İsrail’in varlığı olarak belirleniyor. Kendi çıkarlarını bozan her hamle ise "istikrarsızlaştırıcı" görülüyor. 

Yani "kendini savunma hakkı" söyleminin aksine emperyalistlerin "istikrar" konusunda daha çelişkili bir ifade tercih edildiğini söyleyebiliriz. Çünkü yakın tarihin görüp görebileceğin en korkunç savaş makinası İsrail’in Gazze’de giriştiği soykırım savaşı ve diğer ülkere sıçrayan işgalleri/saldırıları, ABD ve ortaklarının çıkarları için gerçekten de istikrarı temsil ediyor. Yoksa sıradan bir Filistinlinin, İranlının, Lübnanlının, Suriyelinin ve hatta İsraillinin hayatındaki refah ve huzur, zikredilen "istikrar"ın tam tersi yönde kalıyor. 

Bu sebeple terimlerin sırtını yasladığı tanımları derinlemesine incelemek, daha adil bir geleceğin inşası için doğru soruları sormamızı sağlacaktır. Aksi takdirde egemenlerin sözlükleri geçer akçe olmaya devam edecek. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Kavel Alpaslan

1995'te İzmir'de doğdu. İzmir Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde gazetecilik eğitimi gördü. 2014 yılından beri çeşitli mecralarda yazı ve haberleri yayımlandı.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR