İnsanları kandırmak çocuk oyuncağı!

Fırıldak çevirmenin geçmişi bir çocuk oyunu olarak MÖ 1400’lerin Mısır’ına kadar uzanır. “Baş kısmında çiviye benzer bir sivriliği olan, etrafına düz ve sıkı bir şekilde ip sarılarak oynanılan” oyuncağın yaygın adı aslında topaçtı. Antik dönemde ise strobılos, strombos ve turbo adlarıyla bilinirdi. Farklı isimlere sahip oyuncaklar arasında ilk sırada yer alan topacın günümüzde Anadolu’da yaygın olarak kullanılan birkaç ismi şu şekilde: Ayı, katır, deveme, maymun, töt, fırık, fırfır, tırıldak…

Oyuncakların bir diğer işlevi din ile ilişkiliydi. Antik Yunan’da farklı oyuncaklar farklı tanrılara armağan ediliyordu. Bunlardan biri olan topaç da çember ile birlikte erkek çocuklar tarafından Tanrı Hermes’e adanırdı. 

Gelelim fırıldağın üçüncü -ve bizi ilgilendiren- kullanım alanına. Şansa dayalı olduğu için hukuken kumar sayılan fırıldak çevirmek aslında eskiden beri bir yetişkin oyunu, yani kumardı da. Şöyle ki; topaçların dört farklı çeşidi vardı. Bunlar; arı kovanı şeklinde ve düz kenarlı olanlarla el ve kamçıyla çevrilen topaçlardı. Elle çevrilenleri zara benziyordu. Her tarafında farklı farklı işaretler bulunan altıgen topaçlar Antik Yunan ve Roma’daki kumar oyunlarında zar olarak kullanılırdı. 

Bahçekapı civarında fırıldak oyuncağı da satan bir çocuk, 1930


Zamanda atlama yaparak 1930’lara geliyoruz: Fırıldakçılık yasak olmasına rağmen İstanbul’un pek çok yerinde almış başını gitmiş. Beyoğlu, Galata, Samatya ve bilhassa Kumkapı’da fırıldak çevirerek “bir koy beş al”cılık âdeta bir moda hâline gelmiş. Öyle ki sebze halleri dahi fırıldak çevrilen yerlere dönüşmüş. Ancak fırıldakçılar en çok mahalle aralarında, yaz günleri ise -tıpkı Küçüksu’da olduğu gibi- mesire yerlerinde görülürlerdi. Boyunlarında bir torba, koltuklarının altında portatif bir sehpa, bir elinde yuvarlak ve geniş bir tabla sürekli dolaşır, kalabalıkça bir yer bulduğunda tezgâhını kurardı.

Tablanın içinde ufak tefek çeşitli gözler yer alırdı. Fırıldakçı bu gözlere saat, ipekli çorap, kolonya, çikolata gibi şeyler koyardı. Tablayı kurduktan sonra müşteri çekmek için bağırmaya başlar, önce birkaç kişi ilgi gösterirken kısa bir süre sonra sayı giderek artardı. Tablanın ortasına bir mihver geçirilir, bu mihverin üzerine ortası delinmiş bir demir takılırdı. 

Parayı veren fırıldağı çevirmeye başlar. Herkes pürdikkat fırıldağın nerede duracağını izlemektedir. Çünkü fırıldak kendi kendine durduğunda ucu hangi eşyayı gösterirse fırıldağı çeviren o eşyayı kazanmış olacaktır. Fakat ne hikmetse fırıldak bir türlü saatin ya da ipek çorabın önünde durmaz, ya çikolatayı veyahut adi bir sabun kalıbını gösterir! 

Yüksek Kaldırım’da bir fırıldakçıyı izleyen öğrenciler, 1934


Ama vazgeçmek olmaz! 50 defa, 100 defa fırıldak döndürülür. Tam artık vazgeçecekken yeni bir müşteri gelir, 10 kuruşu verip fırıldağı çevirir. Tesadüfün böylesi! Fırıldak saatin önünde durmasın mı? Adam saati alır gider. Fırıldakçı da hemen tablaya yeni bir saat koyar. Diğerlerinin iştahı ise yeniden kabarmıştır. Öyle ya, o adam saati kazanabiliyorsa onlar neden kazanamasın? Ancak boşuna uğraşmaktadırlar. İstediğiniz kadar çevirsinler çikolata veya sabundan başka bir şey kazanamayacaklardır. Çünkü fırıldak öyle bir yapılmıştır ki çevirip bırakıldıktan sonra ya boş bir yerde ya da bir çikolatanın önünde duracaktır. 

Peki o adam saati nasıl kazanmıştır? Adam gelir, parasını verip fırıldağı çevirir. Fırıldak döner, döner, döner… Fırıldakçı o esnada çaktırmadan elini tablanın altına sokmuştur bile. Demir tam saatin önünden geçerken fırıldakçının alttan müdahalesiyle saatin önünde duruverir. Yani saati kazanan fırıldakçının ortağından başkası değildir. Böylece iştahı kabaranlar başına geleceklerden habersiz tablanın etrafını iyice çevirir. Şimdi sıra papelcilerdedir…

O da başka bir yazının konusu olsun…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Mısır yemeden geçen yaz yaşanmamıştır #43

küçüksu, göksu köprüsü, fırıldak, mavi boncuk, mısır

16 Ağu 2022

Göksu ve Küçüksu

YAZARLAR

Göktuğ İpek

https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR