İstanbul'da Renzo Piano İmzası

İtalyan mimarlık stüdyosu Renzo Piano Building Workshop, Türkiye'deki ilk projesi olan İstanbul Modern Sanat Müzesi'nin inşaatını tamamladı.
İstanbul'da Renzo Piano İmzası

İstanbul Modern’in yeni binası, beş yıllık inşaat sürecinin ardından geçtiğimiz hafta kapılarını ziyarete açtı. Dünya çapında pek çok kültür - sanat merkezi ve müzenin mimarisinde imzası olan Pritzker ödüllü ünlü mimar Renzo Piano’nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop (RPBW) tarafından tasarlanan yapı, Galataport rıhtımında eski İstanbul Modern’in bulunduğu yerde, şehrin panoramik manzarasına hakim olan 110.000 metrekarelik bir alanda inşa edildi.

Yapının konumu Bizans'tan geç Osmanlı Dönemi'ne kadar askeri, ticari ve sanayi faaliyetlerin yer aldığı önemli bir limandı. Fetih döneminde Fatih Sultan Mehmed'in şehrin ilk top dökümhanesini ve topçu ocağını inşa ettirmesinin ardından diğer padişahların döneminde de çeşitli endüstriyel ve dini yapıların inşa edildiği liman, 19.yüzyıl sonunda rıhtımın genişletilmesiyle Avrupa’dan gelen gemilerin ana limanı olmuştu. 

pastedGraphic.png
1880 yılında Tophane kıyı şeridi
 Fotoğraf: Abdullah Frères

İlerleyen yıllarda tarihi yapıların istimlak edilmesi, sahil yolunun genişletilmesi ve kışlanın kaldırılması, büyük antrepolar ve hangarların inşa edilmesi, yük ve kruvaziyer gemilerinin ağırlanması, 2000'lerde 4 nolu antreponun İstanbul Modern olarak işlevlendirilmesi; 2018'de Galataport Projesi ve ardından İstanbul Modern'in yeni binası derken yıllarca kamuya kapalı kalan Tophane Rıhtımı üzerinden İstanbul'un kentleşme tarihine dair pek çok şey okuyabiliyoruz.

1960'lı yıllarda kıyıdaki antrepolar ve hangarlar

2004 yılında Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından Tophane’deki Antrepolar alanındaki 4 numaralı yapının yeniden işlevlendirilmesiyle endüstri mirasının korunmasına dair bir örnek olan İstanbul Modern, aynı zamanda 14 yıl boyunca yaratıcı sektörler ve sanatseverler için özel bir kültür - sanat merkeziydi. Galataport projesine ek olarak yenilenmesine karar verilen müze, 2018'de ziyarete kapatıldı ve bu süreçte Beyoğlu'nda Alexandre Vallaury tarafından tasarlanan 1896 yapımı Union Française binasına yerleşti. 

4 no'lu antrepoda yer alan eski İstanbul Modern
Fotoğraf: Eczacıbaşı Arşivi

Bu dönemde Renzo Piano tasarımı yeni İstanbul Modern binasının ilk 3D render görsellerini 2017 yılında Renzo Piano Building Workshop'un internet sitesinde görüp heyecanlanmıştık. Daha sonra yayından kaldırılsa da müze inşaatının görsellere uygun şekilde devam etmesi hepimiz için sevindirici olmuştu. Bina daha açılmadan bile The New York Times'da “2023’te görülmesi gereken 52 yer” listesinde kendine yer bulmuştu.

3D Render: Renzo Piano Building Workshop

3D Render: Renzo Piano Building Workshop

Avrupa’da Centre Pompidou, Stavros Niarchos Foundation Cultural Center, Centro Botín; ABD’de ise Whitney Museum of American Art ve Academy of Museum of Motion Pictures gibi ikonik yapılarla tanınan Renzo Piano’yu, tasarımlarında proje alanının gereksinimlerine ve sürdürülebilirliğine öncelik veren; yapı elemanlarını gizlemek yerine cesurca sergilediği bir mimari dile sahip olmasıyla tanıyoruz. Önceki projelerinden dev saçaklar ve ince dairesel kolonlar gibi yapısal izler taşıyan İstanbul Modern’in yeni binası ise daha sade ve zarif bir tasarıma sahip.

Fotoğraf: Cemal Emden

Karaköy yönüne doğru Galataport'un sık yapı dokusunun ilerisinde şeffaf ve kapsayıcı bir mimariye sahip olması yapıyı çevresinden farklı kılıyor. Özellikle binanın masif görüntüsünün yer yer boşluk ve kolonatlarla hafifletilmesi; farklı kotlardan kenti algılamaya imkân sağlayan yarı açık mekânların oluşturulması ve dört cephesinden farklı perspektifler sunması bizi çok etkiledi. Ancak Boğaziçi ve Haliç'e hakim rıhtım ile arkasındaki Tophane Meydanı arasındaki bağlantıyı kesintiye uğratmayan bir mimari kabuğa sahip olsa da, tarihi bir limanda bulunması sebebiyle çevresindeki dokunun daha görünür olmasını ve yapının yüksekliğinin daha az olmasını dilerdik.

Fotoğraf: Altuğ Gönülal

Fotoğraflar: Altuğ Gönülal


Malzeme olarak "su" ve "ışık"

Mimar Renzo Piano, İstanbul Modern'i ve çevresindeki bağlamla ilişkisini şöyle tanımlıyor:

Galata semtinin tarihi sokakları ve mevcut kruvaziyer limanı arasında bulunan mevcut müze binasının yerine inşa edilecek yeni bina; batıda Tarihi Yarımada, güneyde İstanbul Boğazı, kuzeyde Tophane ve doğuda eski liman işlevinin yerini alan yeni Galataport arasında kentsel bir odak noktası olacaktır. Proje, bu farklı alanlar arasındaki bağlantıyı güçlendirecek ve ziyaretçiler için sosyal ve kültürel bir destinasyon hâline gelecektir. Tarihi binalar ve trafiğin yoğun olduğu bir caddeyle çevrili olan alan, tüm Galata bölgesi için yeşil bir ciğer olmakla birlikte; sahili ve müzeyi şehrin gürültüsünden koruyan bir tampon bölge olma görevi görecektir.

Binanın en öne çıkan kısmı İstanbul'un gün içinde değişen güneş ışığını, yeşillik ve Boğaz'ın sularını yansıtması hedeflenerek form verilmiş preslenmiş alüminyum cephe panelleriydi. Mimarlık dünyasında ilgiyle karşılanan bu panellerin Almanya'nın Ingolstadt kentinde imal edildiğini ve Ankara'da bir araya getirildiğini öğrendik. 

Fotoğraflar: Altuğ Gönülal

Projede 300 adet kullanılan bu paneller, ortasından kesik atılmış bir zarfı andırırken; binanın tamamına bakıldığında parıldayan balık pullarını veya Renzo Piano'nun deyişiyle “Limana yeni yanaşmış, demir atmak üzere ya da az sonra ayrılacak bir gemi gibi” üç boyutlu bir görüntü oluşturuyor.

Fotoğraf: Renzo Piano Building Workshop


Piano ışık ve suyun yapının tasarımına etkisini şu şekilde açıklıyor:

Benim için ışık ve su bir yere özgü, onun ruhunu oluşturan basit niteliklerdir ve sanırım bunlar her yerde yalnızca oraya has unsurlar olur. Maddi olmasalar bile onları bazen mimarlıkta malzeme gibi kullanırız. Üstelik Boğaziçi’nde, İstanbul’da bu ruh her yerde saklanıyor. Sanırım o ruhu arayıp bulmak gerekiyor. Bunların liman, su ve ışık olduğu aşikârdı.

Fotoğraf: Maria Mavropoulou

Cepheye derinlik katan başka bir detay da üst katlardan itibaren cepheyi tümüyle saran merdivenler ve yürüyüş yolları. Kaçış yolları olarak tasarlanan bu alanlar, bina bakımının yapılmasına olanak sağladığı gibi; özel etkinliklerde de kamusal kullanıma açılması amacıyla buradalar. Zeminde kullanılan aydınlatma entegre edilmiş galvaniz taban ızgaraları, yürüme yolu üzerine düşen güneş ışığını filtreleyerek cephe panellerinin aydınlatılmasına ve aynı zamanda gece ışıklandırmasına katkı sağlıyor. Böylelikle işlevsel olduğu kadar yapının endüstriyel karakterine de önem verilen bir tasarımla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.

Fotoğraflar: Altuğ Gönülal

Piano'nun tasarım kimliğinin bir parçası olan ince dairesel kolonlar ve saçaklar bu projede de yer alıyor. Ancak müze İstanbul'un yüksek riskli bir deprem bölgesinde bulunduğu için, ARUP ile işbirliğiyle tasarlanan yüksek süneklikli merkezi çaprazlı kompozit çerçeveler sayesinde taşıyıcı sistemin esnekliğinin ve dayanımının artırılmasının hedeflendiğini öğreniyoruz. Ayrıca deprem sırasında can güvenliği ile ilgili muhtemel tehlikelerin önüne geçmek amacıyla duvar ve cam bölmelerin yakınında bulunan çaprazların kendi düşey eksenleri doğrultusunda kontrollü deformasyona izin verecek çeşitli bağlantılar tasarlanmış. Böylelikle büyük bir deprem olduğunda çaprazlar yamulurken, geri kalan yapıya bir şey olmaması ve tahliye imkânı sağlanıyor.

Fotoğraflar: Altuğ Gönülal


Yeni İstanbul Modern'de neler var?

Bina, üçü yer üstünde ve ikisi aşağıda olmak üzere beş seviyede kurgulu. Şeffaf zemin katı arka kotta yer alan meydanla bağlantıyı sağlamak ve kıyıyla görsel-fiziksel bir bağ kurmak için yerden yükseltilmesi ise projenin güçlü özelliklerinden biri. Burada gördüğümüz dairesel kolonlar, silindirik mekanik hunilerle birlikte zemin katın çevresini opak duvarlardan bağımsız bir arkat gibi çevrelerken; park ve denize yönelen eşsiz bir manzara yaratıyor. Müzenin dış mekanlarında yer alan Adrián Villar Rojas, Richard Deacon, Anselm Reyle, Yılmaz Zenger, Selma Gürbüz ile Anthony Cragg ve Richard Wentworth’ün eserleri müzenin bağlamına katkı sağlıyor.

Fotoğraf: Cemal Emden

İstanbul Modern'in eski binasından tanıdığımız Richard Wentworth imzalı "Asma Tavan" ile yeni müze tarafından sipariş edilen Olafur Eliasson'ın "Beklenmedik Yolculuğunuz" enstalasyonu zemin katta bizi karşılıyor. Giriş için uzun bir kuyrukta beklerken karşılama bankosunu olması gerekenden küçük ve yetersiz buluyoruz. Bu katta Centre Pompidou ile işbirliği içinde geliştirilen "Discovery Place" projesi sayesinde ücretsiz bir şekilde kafeye, müze dükkânına, kütüphaneye, bilgi noktalarına ve atölye alanlarına erişim sağlanıyor. Renzo'nun önceki projelerinde zemin katta görmeye alışık olduğumuz serbest dolaşım alanlarının bu defa kısıtlı bir büyüklükte bırakıldığını; farklı büyüklüklüklere, dönüşüme ve işlevlere olanak vermeyen sabit cam doğramalar ardındaki atölyelerin zemin katın ideal kamusallığını yaşamasına engel olduğunu gözlemliyoruz.

Fotoğraflar: Altuğ Gönülal

Bir kültür yapısının mimarıyla ve tasarım detaylarıyla birlikte ele alınarak sergilenmesini oldukça gurur verici buluyoruz. Giriş katında, kütüphaneye komşu alanda açılan Ümit Mesci küratörlüğünde “Renzo Piano: Yerin Ruhu” adlı özel sergide yapının mimari tasarım ve inşaat süreci detaylı bir şekilde incelenebiliyor. Bu sergiye Cemal Emden’in objektifinden “Mimarinin İnşası” isimli bir fotoğraf sergisi eşlik ediyor.

Fotoğraf: Altuğ GönülalFotoğraf: Cemal Emden

Binanın üst katlarında ise 2016'dan beri müzede bulunan 17 eserle “Always Here” ve çoğu ilk kez sergilenen 280 eserden oluşan “Floating Islands” ın içinde bulunduğu beş yeni sergi yer alıyor. Ayşe Erkmen ve Fahrelnissa Zeid gibi Türkiyeli sanatçıların yanı sıra Alicja Kwade ve Haegue Yang gibi uluslararası isimlerin eserleri bu sergilerde yer alıyor. Binadaki deneyim alanlarından biri ise Refik Anadol'un İstanbul Boğazı'ndan esinlenerek oluşturduğu enstalasyondu. Yapıt, 360 derece aynalı bir odada Boğaz'a dair anlık verileri dijital teknolojiler kullanarak işliyor ve hareketli görsellerle çevremizi sarıyordu.

Fotoğraf: Cemal Emden

Fotoğraflar: Altuğ Gönülal

Binanın en can alıcı noktalarından biri olan seyir terasında ise çatının neredeyse tamamını kaplayan ‘yansıtma havuzu’, suyun üzerindeki Beyoğlu, Boğaziçi ve Haliç manzarasının yansımasıyla ziyaretçiler için benzersiz bir seyir deneyimi sunuyor. Dev bir saçağın altından sinematik görüntüler veren bu nokta, martıların çoktan sahiplendiği ve bizim de müzede en keyif aldığımız noktalardan biri oldu.

Fotoğraf: Cemal Emden

İstanbul Modern'i salı, çarşamba, cuma, cumartesi, pazar 10.00 - 18.00, perşembe 10.00 – 20.00 arasında ziyaret edebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Strolling IstanbulStrolling Istanbul

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

İstanbul'da Renzo Piano İmzası

Renzo Piano tasarımı İstanbul Modern'in yeni binası kapılarını ziyarete açtı!

12 May 2023

İstanbul'da Renzo Piano İmzası

YAZARLAR

Strolling Istanbul

İstanbul’un kültürel mirasına dair araştırma ve keşif notları. Her ayın birinci ve üçüncü cuması.

İLGİLİ OKUMALAR