
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
8 Eylül Çarşamba günün farklı sektörlerden 60 kanaat önderleriyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Planlama Ajansı'nın ev sahipliğinde gerçekleşen İstanbul Vizyon 2050 Arama Konferansı etkinliğine ben de en genç katılımcı olarak davet edildim. Alanında çok değerli akademisyenlerden STK kurucularına; girişimcilerden iş insanlarına kadın erkek dengesi de gözetilerek oluşturulmuş bu davette hayalimizdeki İstanbul'u konuştuk.
Etkinlikte elbette eleştirilecek, daha iyi yapılabilecek pek çok nokta vardı, ancak yaşadığım şehre dair vizyon planlamasında yalnızca siyasilerin değil, bizlerin de sürece dahil edilmesi katılımcıların “ortak mutluluğuydu”. Pandemi yüzünden bir buçuk senedir evlere tıkılıp bu tür buluşmaları da sanal ortamda yaptığımız için artık “çalıştay, workshop, etkinlik” gibi kelimelerdem kaçıyordum. İnsanlarla toplu etkinliklerde beraber olmayı, yeni yüzlerle tanışmayı, kahve sırasında hal hatır sormayı öyle özlemişiz ki bana bu etkinlik pek iyi geldi!
Florya Kampüsü’nde açık alanda gerçekleştirilen Vizyon 2050 Arama Konferansı’nın açılış konuşması İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından yapıldı. İmamoğlu kendi İstanbul hayalinden, bu zamana kadarki çabalarından, Kanal İstanbul’a karşı ilçe belediye başkanı olduğu zamanlardan itibaren tavrını ve daha birçok önemli meseleyi anlatırken “İstanbul’un geleceğini 16 milyon yaşayanıyla birlikte kurgulamak istediğini” vurguladı.
Prof.Dr. Oğuz Babüroğlu moderasyonunda gerçekleşen etkinlikte dört farklı oturum vardı: beyin fırtınası, hayalimdeki İstanbul grup çalışması, İstanbul 2050 gelecek tasarım çerçevesi ve İstanbul 2050 grup çalışması. Beyin fırtınası oturumunda katılımcılar kamusal alanlar, kültürel zenginlik, çeşitlilik, tarım, göç, düzen ve güvenlik, hız, mobilizasyon, nüfus yoğunluğu, deprem, ortak değerler, derin yoksullukla mücadele, toplumsal cinsiyet, tasarım, teknolojik inovasyon ve su meselesi gibi ana başlıklara yer verdi. 57 değer önerisi küçük bir aradan sonra bütün katılımcılara yazılı şekilde verildi ve hâkim akımlar grup çalışması yapıldı. 6 farklı gruba ayrılan katılımcılar beyin fırtınası çalışmasında ortaya çıkan kavramları daha detaylı tartıştı ve çalışma sonunda ilk sunumlarını gerçekleştirdi. 6 grup en çok öne çıkarmak istediği 5 ana başlığı belirledi. Daha sonra bunlar üzerinde uzlaşı oluşturdukları sloganlar ve çatı meselelerin sunumlarını yaptı.
“İstanbul bizim evimiz, insan evinden korkar mı? Gençler evinden korkuyor.”
Daha önce benzer bir etkinlik gençler arasında gerçekleştirilmişti. Hala genç ama genç çalıştayının yaşını aşacak kadar yaş almış biri olarak iki oturumun çıktıları arasındaki temel fark beni çok şaşırtmadı. Vizyon Arama etkinliğinde benim gözlemlediğim kadarıyla yaş ortalaması 45’ti, çoğunluk kendi sektöründe zaten 20-25 senedir aktif olarak çalışan insanlar olduğu için İstanbul’a dair hayalleri de daha somut ve teknik meselelerdi. Şehir planlamadan tutun akademiye, girişimcilikten STK’ya herkes kendi alanında gözlemledikleri sektörel problemlerin İstanbul’daki yansımasını ortaya çıkarırken genç çalıştayında ana kaygılar “özgürlük, demokrasi, eşitlik, huzur” gibi daha temel meseleler üzerineydi. Hatta bu farkındalığı oluşturmak için gençlerle yapılan etkinlik raporunun vizyon arama konferansının başında bizlere sunulması da önemliydi. Daha sonrasında görüştüğümüz birçok isim gençlik çalıştayında ortaya çıkan “KORKMA” sloganının ne kadar tüyler ürperttiğini söyledi. Gençler, 2050 vizyonunda “korkmadıkları” bir kent istiyorlardı. İncelemek isterseniz detaylı olarak İPA’nın sitesindeki etkinlik raporlarına bakabilirsiniz.
Etkinliğe acil bir durumdan dolayı bir saat erken veda etmem gerekti. Fakat gitmeden İPA’dan görevli arkadaşlarla etkinliği değerlendirdik. Ben, katılımcıların daha heterojen olabileceğini düşündüğümü belirttim. Aslında denge çok özenle kurulmaya çalışılmıştı ancak yine de belirli bir sosyo-ekonomik sınıftan insanların katılımıyla oluşturulmuştu. Katılımcılar benzer semtlerde oturuyor, benzer kaygıları taşıyordu. Vizyon buluşmasında belediyede çalışan fiziksel olarak şehrin güzelleşmesine katkı sağlayan ve şehirle iç içe olan emekçilerin de olmasını ve onların gözünden daha “çıplak” İstanbul’u görmeyi istediğimi belirttim. Siz de İstanbul’un gelişimine katkı sağlamak isterseniz İPA ile iletişime geçebilirsiniz. Bakıldığında 2050 biraz tahmin edilmesi ve tartışılması uzak geliyor ama jenerasyonlar arası eşitlik ve iklim krizi düşünüldüğünde tartışılması bugünden başlanması gereken meseleler var.
İBB ve İPA’ya davet için teşekkür ederim. Ortak akla önem verildiği, vatandaşın fikrinin siyasilerden önemsiz görülmediği ve siyasilerin temsilci olduğunun unutulmadığı nice karar toplantılarına!
Not: Bizim çalışma grubumuz şu an belediyenin sloganı olan “İstanbul Senin” başlığına çok takılmıştı. İstanbul zaten bizim, yani hepimizin. Ne zaman başkasının oldu ki?” dendi. Bu yüzden de sahiplenme duygusu üzerinden birçok problemi çözmeye odaklandık. Bu şehir, insanıyla, doğasıyla, mimarisiyle bizim. Tam da buradan hareketle bu şehrin tüm zenginliklerine gözümüz gibi bakmalıyız. Başka İstanbul yok!
İBB TV yayını: https://lnkd.in/dm6HUncD
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün hikâyelerimizde İstanbul Planlama Ajansı'nın İstanbul Vizyon 2050 Arama Konferansı'nda aldığımız notlara ve sağlıklı hareketlilik konusunda çalışmaları hızlandırabilecek Avrupa Hareketlilik Haftası'na yer veriyoruz
14 Eyl 2021

YAZARLAR

Nesibe Kırış
@kocuniversity law&sociology '19 | human rights lawyer | fellow @ussalconsultancy | political consultant | author @aposto @metapolitik_| editor @B_Noktasi

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




