Bugün bir arkadaşımıza “Hadi bu hafta bağa gidelim.” desek büyük ihtimalle anlam veremeyen, tuhaf gözlerle bize bakar. Ya da bu söylediğimizle bağ bozumu zamanı Bozcaada’ya gitmeyi kastettiğimizi zannedebilir. Hâlbuki 1930’larda yaşıyor olsaydık ya da 1950’lerde, bu kulağa hiç de tuhaf gelmeyecekti. Çünkü İstanbul eğlence hayatının yaz aylarındaki en önemli alternatiflerinden birisi de üzüm bağlarıydı.
Mehmet Selahattin’in yazısından da bu bağlardan birinin Kazıklıbağ olduğunu anlıyoruz. Her türden insanı ve eğlenceyi görebileceğiniz bu bağ cuma günleri âdeta bir mahşer yerine döner, Rum, Yahudi, Türk, Ermeni her milletten insanı ağırlardı. Cumartesi günleri ise yalnızca Türkler gelir, pazarları Rum, Yahudi ve Ermeniler görülürdü. “Sağı bağ, solu incir, önü bostan, arkası nihayetsiz tarlalar”la çevrili olan bu yemyeşil bağ, bölgedeki pek çok üzüm bağından yalnızca bir tanesiydi. Aslında buraları “üzüm bölgesi” olarak adlandırmak pek de yanlış olmazdı. Zira bu tarihlerde Edirnekapı, Rami, Topçular, Maltepe (Bayrampaşa) bölgesinde birçok bağ bulunuyordu.
Erenköy üzüm bağları, 1930’lar
Karşıya geçtiğimizde ise bizi Kartal ve Üsküdar’ın yanı sıra Göztepe, Kalamış, Fenerbahçe, Caddebostan ve Acıbadem’de yer alan Kadıköy’ün bağları karşılıyordu. Üzümlerinden şarap da yapılan Erenköy’deki bağlar ise ayrıca meşhurdu.
Asmaların Osmanlı döneminden itibaren en büyük düşmanlarından biri olan ve 1940’lara gelindiğinde İstanbul’daki üzüm bağlarının birçoğunun kurumasına yol açan filoksera hastalığına 1950’lerden sonra çarpık kentleşme ve orantısız nüfus artışı da eklenince bir nevi “bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ” sözü gerçekleşmiş oldu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR




