Katar ablukasının sonu

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Suudi Arabistan’ın en önemli kültürel miras alanları içinde gösterilen El-Ula şehri Körfez ülkelerinin gündemine politik açıdan tarihî bir manzarayla oturdu. 2017’den bu yana diğer bölge ülkeleri ve Katar arasındaki ilişkileri kopma aşamasına getiren süreçte yaşanan dönüm noktası, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Katar Emiri Temim bin Hamed es-Sani için düzenlediği sıcak karşılama merasiminden görüntülerle Suudi Arabistan devlet medyası tarafından dünyaya duyuruldu.
- Neler olmuştu? Katar’ın bölgede İran ve Türkiye’yle yakın ilişkileri 2011’de yaşanan Arap Baharı’ndan bu yana komşularında huzursuzluğa neden olmaktaydı. 2016’da ABD Başkanı seçilen Donald Trump idaresiyle birlikte İran’a karşı benimsenen tavizsiz politik duruş ve nükleer iş birliği anlaşmasının ABD tarafından tek taraflı feshi Katar’ın Körfez’de daha da yalnızlaşmasına neden oldu. 5 Haziran 2017’de, “radikal İslamcı terör gruplarını destekleme ve İran’la yakınlaşma” suçlamalarıyla Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır hükümetleri Katar’a karşı ticari ambargo kararı aldı. Takip eden günler içinde söz konusu ülkelerin tamamı Katar’la diplomatik ilişkilerini durdurduklarını duyurdu. Söz konusu yaptırımların yürürlüğe girmesinin ardından Suudi Arabistan hükümeti emirlikle ilişkilerin yeniden tahsisi için taleplerini içeren 13 maddelik bir liste yayımladı. Listede teröre desteğin durdurulması, Doha merkezli yayın organı Al-Jazeera’nın kapatılması gibi taleplerin yanı sıra, ülkedeki Türkiye’ye ait askerî üssün kapatılması gerekliliği vurgulandı. Katar hükümeti ise süreç boyunca ülkenin teröre finansman sağladığı iddiasını reddetti. Buna karşın ülkenin komşularınca terör örgütü olarak görülen, başta Müslüman Kardeşler olmak üzere çeşitli organizasyonlara destek verdiği biliniyor.
- Ambargonun getirdikleri: Katar’a karşı üç yılı aşkın süredir devam eden yaptırımların etkisi ise tartışmalı. Söz konusu ablukanın emirliğin politik güzergâhını tamamen değiştirmesi en başından itibaren beklenen bir durum değildi ancak yine de bölgede oluşan karşıt siyasi bloğun Katar’a diz çöktürmesi ve uzlaşıya zorlaması bekleniyordu. Ne var ki Katar, yaptırımların yarattığı etkiyi doğal gaz rezervlerinin etkin kullanımıyla minimuma indirmeyi başardı. Süreç içinde yeni ticaret ilişkileri kuran Körfez ülkesi, bugün ekonomik açıdan hiç olmadığı kadar bağımsız hâlde. Özellikle BAE ve Suudi Arabistan yönetimlerine yakın kaynaklar tarafından aktarılanlar, ablukanın başarısız olduğunun iki ülkede de hükümet çevrelerinde kabul edildiği yönünde.
- 5 Ocak'ta yaşananlar: Körfez İş Birliği Konseyi 5 Ocak’ta Suudi Arabistan’ın El-Ula şehrinde toplandı. Barış rüzgârlarının estiği görüşme Bahreyn, Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Katar arasında imzalanan anlaşmayla sonuçlandı. Anlaşma Katar tarafından bölge ülkelerine karşı açılan uluslararası davaların geri çekilmesi karşılığında yaptırımların sonlandırılması ve diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasını öngörüyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın “İran’ın nükleer programı, balistik füzeleri ve mezhepçi militanları aracılığıyla bölgemize yönelik tehdidi hiç olmadığı kadar büyük. Bu tehdidin karşısında ise bölgedeki birlik ve dayanışmaya hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.” diyerek duyurduğu anlaşmayla ilgili çarpıcı ayrıntılar ise uzlaşının tek taraflı olarak gerçekleştirilmesinde saklı. Söz konusu anlaşmayla Katar tarafının İran’la ilişkileri kesmek de dâhil olmak üzere 2017’de yayımlanan 13 maddelik listede yer alan herhangi bir talebi gerçekleştirmekten son derece uzak olduğu görülüyor. Aktarılanlar arasında öne çıkan detaylardan bir diğeri ise BAE ve Mısır yönetimlerinin anlaşma konusunda son derece isteksiz oldukları doğrultusunda.
- Biden etkisi: Tarafları anlaşmaya yoluna iten en büyük etkenlerden biri ABD’de gerçekleşen 6 Kasım başkanlık seçimlerinin sonuçları olarak ifade ediliyor. Her ne kadar anlaşmanın resmî ara bulucuları Donald Trump’ın damadı ve dış politika danışmanı Jared Kushner ve Kuveyt olsa da anlaşmanın, gelecek Biden yönetiminin bölgesel politikalara farklı yaklaşımı sebebiyle gerçekleştirildiği BAE Dışişleri kaynaklarınca aktarılanlar arasında. Joe Biden seçim öncesinde İran’la nükleer anlaşma yolunu yeniden açacağını duyurmuş, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ise başta Yemen’deki askerî varlıkları olmak üzere çeşitli gerekçelerle sert bir şekilde eleştirmişti.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta hikâyelerimizde bölge ülkeleri tarafından Katar'a uygulanan ambargonun kaldırılmasını, Doğu Türkistan'da Uygur Türkleri'nin Çin devleti tarafından maruz bırakıldıkları hak ihlallerini ve ABD yaptırımları altındaki İran'In uranyum zenginleştime programını konu alıyoruz.
14 Oca 2021

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?
08 Tem 2026



