Kelimelerin gücü adına: Bir yılın hafızasını dokuyan ilmekler

Yıl biterken hislerimizi tarif etmemizi, bazılarında ortaklaşmamızı sağlayan kelimelere, kelimelerin gücüne, kelimeler üzerindeki gücümüze dair düşünmenin tam zamanı. Zira bugün kullandığımız her kelime de gelecekteki anılarımızın, hafızamızın hamurunun mayası olacak.
Kelimelerin gücü adına: Bir yılın hafızasını dokuyan ilmekler

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

“Kelimelerin gücü vardır. İsimlerin gücü vardır. Kelimeler olaylardır, bir şeyler yapar, bir şeyleri değiştirirler. Hem konuşanı hem de dinleyeni dönüştürürler; enerjiyi bir ileri bir geri besler ve büyütürler. Anlayış veya duyguyu bir ileri bir geri besler ve büyütürler.” 

Ursula K. Le Guin 

Yıl biterken hislerimizi tarif etmemizi, bazılarında ortaklaşmamızı sağlayan kelimelere, kelimelerin gücüne, kelimeler üzerindeki gücümüze dair düşünmenin tam zamanı.  

Kelimeler büyüdür çünkü. Âşık olduğunuz birinin size ismini ilk söylediği anı düşünün. Hiç unutmadınız çünkü. Kelimeleri severiz çünkü kendimizi anlatmaya yararlar. Hislerimizi kelimelerin gücünü kullanarak açıklarız. Kelimeler, bir ülkenin ruh hâlini etkiler; dünyayı bir histe birleştirebilir. Kelimelerle hatırlarız; hafızamızı dokuyan ilmekler kelimelerdir. 

Bu yüzden de bir yıla dönüp bakarken kelimelerle hatırlıyoruz, bize bir yılı anlatan kelimeler ne olurdu diye düşünüyoruz. Oxford, Cambridge, Merriam-Webster gibi sözlüklerin seçtiği "yılın kelimeleri" bu yüzden bu kadar önemseniyor. Almanya’da Alman Dil Derneği (GfdS) ve Türk Dil Kurumu da bu yıl itibarıyla bu kervana katıldı. Ve geçen hafta Merriam-Webster Sözlüğü’nün “kutuplaşma” kelimesini seçmesiyle, 2024’ün tüm kelimeleri açıklanmış oldu. 

Ancak hiçbiri Oxford Sözlüğü'nün seçtiği brain rot, yani Türkçesiyle "beyin çürümesi"nin çıkarttığı patırtıyı çıkartmadı. Zira dünyayı birleştiren bir duygu, bir his ve sezgiye işaret ediyordu bu kelime. Türkiye'de de içinde "çürüme" geçen bu kelimeyi bilhassa üzerimize alındık çünkü bu yıl en çok kötülük, çürüme, çöküş kelimelerini kullandık biz de. 

Her ne kadar bu yazının konusu neden "beyin çürümesi” kavramının seçildiği ve beynimizin çürüyüp çürümediği olmasa da—bunu konuştuk zaten— kelimelerle aramızdaki bağ üzerine hep birlikte düşünmemiz için bir fırsat sunuyor bu seçimler.

TDK da bu yıl bizi "yılın kelimesi"nden mahrum bırakmadı ve internet üzerinden bir halk oylaması başlattı. Seçenekler arasındaki kalabalık yalnızlık, merhamet, yabancılaşma, algoritma, yozlaşma, yapay zeka ve dijital yorgunluk kelimelerinden galip gelen "kalabalık yalnızlık" oldu. 

  • Selçuk Şirin’in Oksijen’de yılın başında yayımlanan “Yalnızlık Pandemisi” başlıklı yazısında söz ettiği IPSOS’un saha araştırmasına göre Türkiye, yalnızlık çekenlerin en yoğun yaşadığı ülke olarak öne çıkıyor. Nüfusun yüzde 54’ü, kendini çok yalnız hissettiğini ifade ediyor. 

Kelimeler de dahil her bir mesele üzerinden bu kadar birbirimize düşmesek bu kadar yalnız da hissetmezdik belki de. Yine de Türkçede yılın kelimesini TDK’nin belirlediği seçeneklerden seçmesek ne olurdu diye düşündüğümde ister istemez aklıma çöküş, çürüme geliyor. Bir de Narin… 

Türkiye’yi gözlemlemek ve anlamak isteyenlere devasa bir hazinenin içine düşmüş gibi hissettiren Google Trends'de 2024'ün en çok aranan kelimelerinin büyük çoğunluğunu (25 kelimeden 12’si) bahis sitelerinin isimleri oluşturuyor. Aranan diğer kelimelerin çoğu da para, pul, geçim derdini çağrıştırıyor: Asgari ücret, dolar, fiyat, vergi, altın, döviz…

Kelimelerin gücü  

Hafızamız, kelimeleri sadece ses ya da yazı olarak değil kavramsal ve anlamsal ağlar hâlinde saklıyor. Bir bilginin sıkça tekrarlanmasının onun daha güvenilir ve doğru kabul edilmesine yol açtığını gösteren, truth by repetition (tekrar yoluyla doğrulama) olarak adlandırılan bir fenomen var. 

Belli bir kelimeyi veya terimi defalarca duymak, o kelimenin hafızadaki temsilini güçlendiriyor. Muktedirin diline teslim olmak ya da olmamak tam da burada önem kazanıyor. Hatırlarsanız, Türkiye’deki herkes sırasıyla sürtük de oldu, çürük de oldu, çapulcu da oldu. Bu tür kelimeler insanı cevap vermeye, karşı koymaya zorlayan ithamlar. 

  • Bunların karşısında formül genellikle aynı işliyor: Ya muhalefet etmek, ya espri yapmak ya da öfkeyle cevap vermek için bu kelimeler biteviye tekrarlanıyor. Tekrarlanan kelime, giderek gündelik dilin bir parçası oluyor. 

Dil bizi şekillendiriyor. Çekya’da doğan, Avusturya ve İtalya’dan sonra Montreal’e yerleşen, henüz beş yaşındayken beş dili konuşabilen yazar Julie Sedivy, Linguaphile: A Life of Language Love (Farrar, Straus & Giroux) adlı kitabında şöyle diyor: 

“Konuştuğum her dil, yalnızca kendine özgü ses kalıpları ve sözcük düzenleme yöntemleriyle değil, aynı zamanda o toplumun alışkanlıkları, mesela neyin affedileceği, neyin kınanacağı ve neyin kutsanacağına dair yargılarıyla da geliyor.” 

Dilin düşüncemize, hafızamıza doğrudan etkisi uzun zamandır araştırılıyor. Aslında dili de, insanı da, yazmayı da, okumayı da, konuşmayı da eğlenceli kılan şey dilin ta kendisi. Kelime oyunlarını çok sevmemiz, hatta bence Kenan Işık'la hepimizin bambaşka bir bağının olmasının sebebi de bu. Psikoloji ve dilbilimi birleştiren psikolinguistik alanında yapılan çalışmalar, kelimelerin hafızamızla doğrudan ilintili olduğuna işaret ediyor. 

Yılları da işte böyle kelimelerle hatırlamak mümkün. Bulaş, maske, karantina dediğim an burnunuza dezenfektan kokusu gelecek. 2018’de "toksik" yılın kelimesi seçilmeseydi bugün bazı ilişkileri toksik olarak tabir edebilir miydik? Türkçede geçen yıldan beri kendilerini "otantik" diye tanımlayan insanların arttığını fark etmişsinizdir. Eskiden hatırlıyorum da "otantik", kafeler ve kıyafetler için kullanılan bir sıfattı. İnsanlar için kullanılmazdı yani. Peki neden böyle oldu? O da 2023’ün kelimelerinden biri çünkü. "Sahici" gibi nefis bir kelime dururken yerine "otantik" geçti.

Dilin Gücü kitabında Babil Kulesi efsanesinden söz ederken “İnsanın cenneti anlaşmak” der Nermi Uygur. Sahiden de öyledir. Anlaşmak cennettir. Kelimelerin bizi bölme ve birleştirme gücü de buradan gelir. 

Türkiye bir yan anlamlar ülkesi. İmalar, çağrışımlar tek başına biricik bir anlam ifade etmiyor. “Açılım” mesela ya da en gündeliğinden “balkon…” Artık "balkon" denince kimsenin aklına püfür püfür esen bir yaz akşamüstünde karışık kızartma kokusu gelmiyor. Balkon, seçim zaferi demek artık. Kelimeler bazen gündemin ta kendisi oluyor. Gerçekle aramızdaki köprüyü de dil kuruyor. 

Agent of influence gibi istihbarat terimi olan bir kavramı doğrudan çevirip “etki ajanı” diye dile ve hukuka dahil ettiğimizde kelimenin belirsizliği, isnat edilen suçları da belirsizleştiriyor. Tanıl Bora, 2018’de Birikim Kitapları’ndan yayımlanan Zamanın Kelimeleri kitabının girişinde şöyle diyor: 

“Kelimeler, mevcut bir içeriği boca ettiğimiz bir kova veya fıçı değil. Kelimeler kaynaktır, pınardır. Anlamlan sadece taşımaz, onlara şekil verir, onları yoğururlar. Kelimenin kaynağındaki unutulmuş üçüncü beşinci anlam, bazen onun cari harcıalem kullanımının sakladığı bir sırrı ele verebilir. Aynı kelime, bir siyasi bildiride farklı, bir iddianamede farklı, medya bülteninde farklı, gündelik kullanımda ayn bir türlü bükülebilir.” 

Bora’nın da kitabın girişinde söz ettiği Lingua Tertii Imperii yani Üçüncü Reich’in Dili kitabında Victor Klemperer, Nazi döneminin sadece propaganda metinlerinde dilin gündelik dili, gündelik yaşamı nasıl değiştiğini anlatıyor: 

“Kelimeler küçücük arsenik dozajları olabilirler, farkında olmaksızın yutulurlar, bir etki yaratmıyor gibi görünürler ama bir zaman sonra zehir etkisini gösterir.” 

En önemlisi de şunu söylüyor: Bir şeyi değiştirmek, bu ideolojiyi kökten kazımak için önce dilden başlanmalıdır.

Avukat Selçuk Kozağaçlı’nın 2018’de cezaevinden yazdığı bir mektupta suçlandığı ifadeleri düzelttiğini anlattığı yazıyı hiç unutamam: 

“'Çarşamba günü saat on birde, iki dakika boyunca, tek tip elbise giymeyiz, diye slogan atmışsın.' Tanımda birkaç önemli düzeltme yaparak eylemi sahiplendim. 'Barındırıldığım odada' değil 'Kapatıldığım hücreye bitişik havalandırmada'. 'Giymeyiz' değil 'giymeyeceğiz' diyorum, gibi. Bunlar mı yani önemli düzeltme demeyin. Şu kısa yaşamda fail olmak istiyorsanız ilk iş, eylemi kendinizin tanımladığından emin olmaktır. Yoksa yaşam boyu başkalarının sizin için yaptığı tanımların mağduru olmakla yetinme tehlikesi var.”

Neden hepimizin anksiyetesi tutuyor? 

İnsanlar, kavramları adlandırarak bir hâkimiyet alanı kurmuş hep. Büyüler yapmışlar isimler söyleyerek; doğayı, dünyayı anlamış, dualar etmişler. Kelimelerden medet ummuşlar. Bir kavramın gerçek adını bilmenin her kültürde bir anlamı olmuş. 

Tıp, gündelik dilin en çok kelime ödünç aldığı yer. Hatırlarsanız aniden "bulaş" kelimesiyle hemhal olmuş, maskelerle beraber o kelimeden de kurtulmuştuk. Şimdi "tetiklenmek" var. Herkes her şeyden durmaksızın tetikleniyor. Anksiyetesi tutuyor. Bir süredir iki birey arasındaki ilişkiyi tarif etmek için kullanılan "ilişkilenmek" sözcüğü Türkçeye nasıl girdi diye kendi kendinize soruyorsanız bir sandalye çekin. 

Psikiyatrist İlker Küçükparlak, bunu postmodernizmle açıklıyor. Bir şeye isim vermenin insanı yalnızlıktan kurtardığını, hâliyle de tıp terimleriyle gündelik dil arasındaki kelime takasının, insanın bir şeylere isim vererek anlamlandırdığını anlatıyor. Sober dergisinin bir önceki sayısına yazdığım “Çağımızın Ruh Hâli” yazısı için İlker Küçükparlak’la konuştuğumuzda şöyle demişti: 

“Egemen, bir şeyin adını tanımlayarak başlıyor. Keşifler sırasında, oranın yerlileri oraya ne diyorsa desin, beyaz adam geliyor, ‘Burası X adası’ diyor. Anksiyete örneğin... Psikiyatride biz kaygılı hissetmeye anksiyete diyoruz. Neden diyoruz? Çünkü bunu terimleştiriyoruz. Psikiyatri alanı olarak bu hissi tanımlıyoruz, terimler, sendromlar üretiyoruz. Travması tetiklenen bir insanın Twitter’a yazmaya devam etmesi çok kolay değildir. 'Duyduğum şey beni huzursuz etti' diyebiliriz. Tetiklenmek gerekmiyor bunlar için. Bu jargonların bu kadar kullanılması ya da ‘Bu beni travmatize etti’ demek, dil kirliliğine yol açıyor. İnsanlar kendini ifade etmek için kullanabilirler de oradaki sorun şu: Gerçekten travma kurtaran, bütün travması olan birisi ‘Benim böyle bir travmam var’ dediği zaman anlamı kayboluyor. Onlardan çaldığımız aslında, onların kendilerini tam olarak ne yaşadıklarını ifade etmelerini daha zorlaştıran bir lügat oluşuyor orada. Bir taraftan da zamanın ruhu gerçekten bu fenomenlerin adının konulmasına ihtiyaç duyacak kadar baskın, yaygın, çok karşılaşılan ve dert hâline gelmiş durumda.” 

Belki de bu kullandığımız kelimelerin anahtarı, insanın ruh hâlinde yatıyor. Topluca hissedilen duygulara, isim vermemiz gerekiyor. Çünkü dil, bizi ortaklaştırabiliyor. Kelimeler, yalnız hissetmemizi de engelliyor. Ruh sağlığımızın pek de yerinde olmadığının farkına varırsak neden herkesin travmatize olmaya, tetiklenmeye, anksiyetesinin tutmasına teşne olduğunu anlamak da mümkün oluyor. 

Sözlükler nasıl değişiyor? 

Dünya, farklı kültür ve dillerin birbirinden ödünç aldığı yeni kelimelere alışıyor, alıştı, alışacak. Dil, doğası itibarıyla genişlemeye müsait. Kelimeler, biz onları kullandıkça bedenleniyor, tekrar edildikçe yayılıyor, anlamları bozuluyor; yeni anlamlara sahip olmaya başlıyorlar. 

Toplumsal gelişmeler, bizi biraraya getiren teknolojiler, hız, diller, kültürler arasındaki etkileşimin çok daha yoğun, çok daha hızlı yaşanmasına ve yeniliklere alışmamıza neden oluyor. Baskın dil, baskın kültür neyse, diğerlerini adeta fethediyor. Türkçede yeni kelimelerin yapılışı, yerli kök, ek ve diğer malzemelerden yararlanarak yeni kavramı karşılayacak sözcüğü türetmek veya daha kolay yol olan yabancı sözcükleri aynen almak olarak kabul ediliyor. 

'Her sözün ararsan vardır bir Türkçesi'

Ziya Gökalp, yukarıdaki sözü 1910’larda söylemiş. Bugün hâlâ bazı kelimeleri olduğu gibi Türkçeleştiriyorsak bunun günahının bir kısmı da onun boynuna diyebiliriz. 1933’te Osmanlıcadan Türkçeye Karşılık Bulma Programı başlamış; listeler hâlinde kelimelere yeni karşılıklar bulma seferberliği ilan edilmiş. 

İlk listede adap, aferin, agah, ahenk, alayiş, alet, asayiş, ayin, asude, azade kelimeleri varmış. Bugün yaşayarak gördüğümüz gibi program pek de işe yaramamış. Bugün kullandığımız pek çok kelime, ilk gününde yabancı ve yeni bir kelimeydi. 

Shakespeare müdür, göz bebeği, eleştirmen gibi kelimelerle birlikte 1.700’den fazla kelime icat etmiş. Mesela çeviri olduğuna en çok şaşırdığım kelimelerden biri unutmabeni çiçeği. Meğer çiçeğin ismi Almancadaki Vergissmeinnicht sözcüğünün doğrudan çevirisiyle dilimize geçmiş. İsme ilk kez 1917’de yayımlanan bir Almanca-Türkçe sözlükte rastlanıyor. 

Irgat mesela Yunanca. Anadolu'da konuşulan Rumcadan Türkçeye geçen bir kelime. Bu arada, Tanzimat dönemi bilginlerinden İshak Efendi ve arkadaşları, dilimizdeki Fransızca sözcükleri Türkçeye daha doğrusu Osmanlı Türkçesine çevirmeye kalkışıyorlar ve böylece de apandisitin adı "iltihab-ı zeyl-i dud-i averl" oluveriyor. Yani olmuyor…

Necmiye Alpay’ın Dilimiz, Dillerimiz kitabında kelimelerle ilgili notlarını paylaştığı bölümler var. Ben bu yazı için okurken çok şey öğrendim. Şu notu ise sizin de gülümsemeniz için ekliyorum: 

"'Meylleşmek' fiilini ilk kez ATV Ana Haber bülteninde işittiğimi not etmişim. Tarih: 29. 12. 1998. Ali Kırca, daha iyi bir karşılık bulamadım, özür dilerim der gibi bir yüzle kullanmış bu sözcüğü.”

İklim adaleti ve kelimeler 

Kelime tercihleri, ülkelerin iklim politikalarının bile tam ortasında duruyor. İklim krizi ile iklim değişikliği kavramları arasındaki kararsızlık, durumun aciliyetinin ve toplumlardaki algılarını tamamen değiştirebiliyor. 

Geçen yılki COP28’de, BM’nin Çince çevirmeni Jianjun Chen, fosil yakıtları BM iklim taahhüdüne nasıl dahil edeceklerini günler ve geceler boyunca tartıştıklarını söylüyor. Fosil yakıtları terk etmek mi, yok etmek mi, azaltmak mı, kurtulmak mı, uzaklaşmak mı denecek? En sonunda mutabık kalınan “just transition” (adil geçiş) diğer dillerde anlamlı olacak mı? 

En çok da kavramların diğer dillere çevirisi aşamasında zorlanıldığını anlatıyor. Doğrudan çeviri çoğu zaman farklı dillerde hiçbir anlama gelmiyor. Enerji kadar yaygın olduğunu düşündüğümüz bir kelime bile bazı kültürlerde anlaşılmıyor. Çevirmenler doğru kelimeleri bulmak için didiniyorlar. 

Dilde uzlaşmak, dünyanın geleceği için bile hayati bir mesele. Son zamanlarda iklim yüzünden meydana gelen sel, yangın gibi aşırı hava olayları için artık “doğal afet” yerine “climate attribution” (çevirisini uzmanlarına bırakmalı ancak "iklim kaynaklı hava olayı" diyelim) kavramının kullanılması gerektiği de konuşuluyor. 

Dile, çeviriye, kelimelere ihtimam vakti 

Dil, dayatmaya pek gelmeyen, neredeyse canlı, hareket eden ama içine attığınız her malzemeyi de kabul etmeyen bir hamura benziyor. Dilde saflıktan yana olmanın zamanı değil. 

Çevrimiçi köy meydanlarında ve vitrinlerde süren hayatlarımız, dilin devinimine, bir kelimenin yalnızca edebiyat ve basın yoluyla dolaşıma girdiği, bu süreçte üzerine düşünmeye, evrilmeye imkan bulabildiği zamanlarda değil. Yeni bir kelimeyi birkaç saat içinde herkesin cümle içinde kullanıp, dile yerleştirebildiği bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden de aslında kavramlar üzerine pek düşünmeden, hâlihazırda Türkçede bir karşılığı olup olmadığı üzerine bir an bile akıl yürütmeden çevirmemiz şaşırtıcı değil. 

  • Ancak düşünemiyorsak belki de direnmek mümkündür. Tahminen 1,5 milyar insan yani kabaca her beş kişiden biri İngilizce konuşuyor ve bu durum, onu insanlık tarihinin en yaygın kullanılan dili yapıyor.

Ancak “cancel culture’ı Türkçeye “iptal etme” şeklinde çevirdik geçtik. Slut shaming oldu "sürtük utandırma." Ghosting gibi kimileri de olduğu gibi dile girdi. İlişkilenmek yerine "ilişki kurmak" diye bir şey var zaten. Yenisine ihtiyacımız gerçekten yok. Birileri mesajımıza cevap vermemişse vermemiştir, buna da ghosting veya görüldü atmak demezsek o ilişkiyi daha sağlıklı kılabiliriz belki de. 

  • Birkaç yıl geriye gidersek, selfie kelimesini kullanmaya başladıktan yaklaşık üç yıl sonra "özçekim" karşılığının geldiğini hatırlarsınız. Hâliyle “özçekim" karşılığının yerleşmesi zaten imkansızdı, selfie’ye alışmıştık bile. 

Dil treninin hızı, internet hızıyla denk. Çünkü özellikle de kolayca paylaşılan, etkisi de aynı kolaylıkta ve hızda büyüyen sosyal medya mecralarında bir kişinin yazdığı tek bir cümle birdenbire milyonlarca insana ulaşabiliyor. 

Her şeyin uçuştuğu bu çağda, her şey de uçuşmuyor. Etkimizin, gücümüzün farkına varıp, kullandığımız kelimeler üzerine biraz daha düşünebiliriz. Çünkü her birimiz bu nedenle etki alanı hiç de küçümsenmeyecek çarpanlarız. 

Kelimeleri kullanarak, tekrar ederek o kelimenin hâkimiyet alanını genişletiyoruz, meşru da kılıyoruz bir yandan. Kimi zaman sinirimize hâkim olamıyoruz, ama o kelimeye, yerine göre bir insana popülerlik, hatta para kazandırıyoruz. 

Bu yüzden de ne dediğimiz, ne yazdığımız her zaman önemli olacak. Yani, kelimeleri seviyorsak bazılarına da biraz direnmemiz gerekiyor. Her “Sıkıntı yok” dediğimizde biraz daha sığlaştığımızın farkında olmamız lazım. Bir tercih yapabiliriz. Bugün kullandığımız her kelime, gelecekteki anılarımızın, hafızamızın hamurunun mayası olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Sinem Dönmez

Gazeteci ve metin yazarı. 1984’te İstanbul’da doğdu. Yazı yazmaya Cumhuriyet Hafta Sonu ve Pazar eklerinde başladı. Marie Claire Türkiye, Radikal Hayat, Cumhuriyet Sokak, Hürriyet Kitap Sanat gibi mecralarda yazdı. Okumayı, düşünmeyi, kedileri ve büyük sofraların etrafında oturmayı seviyor.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta