
Kentin yeşile susamışlığı en net İstanbul’da anlaşılır sanıyorum. Çünkü yedi tepenin boğaza dökülen etekleri bugün tüm sıkışıklıklarına rağmen ''ben buradayım'' demeye devam ediyor.
Canlının yaşadığı yerle bağı doğrudan onunla ilişkisine döner elbette ve yaşamı çevresine göre şekillendirme çabası da karşılıklı olmalıdır. Dolayısıyla yaşadığımız bölgenin, kentlerin yaşayan organizmalara benzetilmesi de yanlış olmayacaktır. Özellikle büyük kentlerin nefes alabilmesi onunla yaşayan diğer ‘şeylerin’ sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi oldukça önemli. Kentlerin ya da yaşam alanlarının kalabalığa ve gürültüye boğulmadan herkes için ve herkesle birlikte dönüşmesi toplum bilincinin yanında kanun koyucuların da harekete geçmesiyle gerçekleşir. Pandemiyle birlikte hayatımızda önemli derecede eksikliğini hissettiğimiz kamusal alan hem yaşamsal anlamda hem de psikolojik açıdan bizi doyuran bir faktör olarak filizlendi.
Tabii ki kentler dünya genelinde dönüşme çabasına girmişti ama doğanın ve insanların sarsıcı etkileri pandemi ile birlikte bir kez daha gün yüzüne çıktı dolayısıyla yaşadığımız yeri korumak ya da dönüştürmek bilinçle geliştirilmesi gereken bir konu.
Bir mekanı gezerken onun yollarından ağaçlarına, insanlarından abidelerine her şeyi hesaba katarak değerlendiririz. Aldığımız keyif ya da seyahatimizde yetiştirdiğimiz anılara bunlar da katkıda bulunur. Hepimiz yeni yerler gördüğümüzde bölgenin temiz mi kirli mi olduğunu çabucak fark ederiz. Kendi sürekli yaşam alanımızla karşılaştırma yapmaya başlarız ve yeni deneyimlerimizi eskilerle birleştirme eğilimine gireriz. Bu da bize anılarımızı verir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Line
Bir bölgeye ait olmak ve ondan ilham almak, onun sahipleriyle aynı havayı soluyarak ortaklıkların ve farklılıkların getirdiklerine “merhaba” demek istersen, Line her hafta bir kenti, bir köyü, bir dünyayı dolaşıyor!
İLGİLİ OKUMALAR



