Köprüler

Haftam, İsrailli grup The Angelcy ile geçti. Bazı parçaları dönüp dönüp dinleyerek; grup isminden, yapısından müziklerinin tınısal çeşitliliğine birçok yanıyla kafamı ve kulağımı kurcaladı durdu. Üyeleri (Rotem Bar Or, Maya Lee Roman, Maayan Zimry, Uri Marom, Dov Rosen, Udi Naor ve Aner Paker) çok enstrümanlı, kolektif üretim hâlinin kendi adıma lezzetli olduğunu düşündüğüm müzikal bir sunumu olan The Angelcy, uzun zamandır yaşamadığım kavramsal curcuna ve şenlikle benimleydi... Şarkı sözlerinde göze çarpan özgürlüğe, insanlığa dair söylemleri ve müziklerindeki zenginlik, hatta bir ağıt olduğunu düşünebileceğimiz parçayı bile kendi üsluplarınca marşlandırmaları bana biraz, doğu toplumlarından çıkan müzisyenlerin, özellikle de dünyayla, insanla ve politik eksenle derdi baki olanlarının, müzikte de çok dilli arayışlarla bir çıtayı kırma çabasında olduklarını düşündürttü. Sanırım bundandır ki, grubun adını Google’a yazdığınızda müziklerinin türü için yok yok bir sıralama geliyor. Ben de bunca dinledikten sonra, anlatıyor işte ablalar abiler, deyiverip bir sınıflandırmaya sokmaya gerek olmadığını düşünüyorum. The Angelcy’nin müziğini dinlerken bir yandan da Nurdan Gürbilek (İkinci Hayat) okumakla, Walter Benjamin’i ve Adorno’yu hatırlamakla, aralarda Açık Radyo’da “Normalin Sınırları” podcastini geriye dönük dinlemekle geçen haftada, düşündüm durdum… Bir iki ortak kavram gözümü kulağımı nere çevirsem belirdi durdu. Benjamin’in Tarih Meleği anlatısı, Adorno’nun Minima-Moralia'da “ev” denilen için geçirdiği, Nietzsche’ye bir uğrayış, Gürbilek’in İkinci Hayat’ta yorumlarını paylaştığı “ev” ile ilgili anlatıları, Defne Sandalcı’nın yazdıkları ve konuştuklarına kabarttığım kulağımla dünyanın bitişine dair hissettiklerim… Yanı sıra edebiyat ve felsefe atölyelerinde toplaştıkça birbirimize hatırlattığımız “tekinsizlik” kavramı… Ve şimdi, içinden geçtiğimiz tarihi süreç… Klee’nin “Angelus Novus”u şimdi nereye bakıyor acaba? Kanatları ne halde? Benjamin bugüne bakarak o meşhur pasajı* nasıl yazardı acaba diye düşünürken, The Angelcy adında bir grupla vakit geçirmem, grubun hem ‘ev’i eşelemesi hem de bazı parçalarında bazen göklere çıkardıkları bazen isyan ettirdikleri “angel”… Peki, haftanın mevzusunda söz açtığım ekomüzikoloji meselesinde Belma Oğul Hoca’mızın ekoloji kelimesiyle düşündürttüğü “ev” kavramı? … Bugünlerde konforlu evlerimizde bile sıkışmış hissederken, kafamı bir süre daha yoracak köprüler bunlar.

Kaynak: https://store.gojira-music.com/
Bir diğer karşılaşma Gojira’dan gelsin mi? Son albümeri Fortitude un kapak görselini, Klee’nin Angelus Novus’una uzun uzun bakınca, bizleri tutan, bekleyen bir melek imgesi gibi yorumladığımı fark ettim. Kapak görseli, grubun öne çıkan ismi Joe Duplantier’in elinden çıkmış. Kapak görselinin benim ilişkilendirdiğim gibi bir anlamı olduğunu düşünmüyorum, ama albüm ismi de bunu biraz düşündürttü diyebilirim.
Bugünlerde sabah erkenden kalkıp kedi dadılığına gidip geliyorum. Uyanmak söz konusu olduğunda mecburi istikamet benim için metal müzik… Kendimi uyandırmak istediğimde kulağım da o yana daha çok açılıyor. Bir de geçtiğimiz Ağustos’ta çevrimiçi mahaller yeni yeni yeşilleniyorken grup, Fortitude ‘da yer alan “Another World”ü klibiyle beraber single olarak yayınlamıştı. Kendi adıma, günün ve dünyanın bendeki ruhuyla hem severek dinledim (hala favori bir iki parçamdan biri) hem de albümün geri kalanına dair beklentim yükselmişti. Parçanın sözleri ve klibi düşününce herhalde bu şarkı gibi albüm de bize başka bir dünya ya da tarz vadedecek gibi bir his kalmış üzerimde. Sonra albümün tamamını dinleyen eş, dost, tanıdığın sosyal medya yorumlarına bakınca, pek beğenilmediğini görüp dün albümü baştan sona şöyle bir dinledim. Birkaç kere daha dinlemek şart tabii, ama grubu birkaç sene evvel canlıda dinleme şansı da bulduğumdan, ilk aklıma gelen; “ya bu adamların sahne performansı acayip iyi bu albüm canlıda nasıl olur acaba?” oldu. Daha kirli tonlarda bir şey dinlediğimi düşünüyorum. Öte yandan yeni dönem progressive metal / rock gruplarının parlak tonlardaki performansları beni bir yanıyla tavlamış olacak ki Gojira’nın bu albümü biraz düşündürttü. Şaşırtmadı, tarz açısından sürprizlese de parça içlerinde pek sürpriz beklemiyor dinleyenini. Beğenmedim, diyemem. Sanırım Leprous ‘un Malina’sını dinleye dinleye sevdiğim gibi bu albüm de dinleye dinleye oturacak… Another World’ün yanına bir de The Trails’ı koyuyorum bu albümden favori olarak. Zaten bir albümü, bir grubu yaptıkları müziği beğenmek ya da beğenmemek biraz kurduğumuz bağlarla biraz beklentilerimizle şekilleniyor. Yine aklımda geçen yıldan bu yana üretimlerdeki başka yer arayışı, sıkışmışlık hissiyatını yadsımadan, Gojira’nın da bu albümünden bunu duyuyorum. Sevenine iyi dinlemeler olsun…
Son olarak, hafta içinde katıldığım etkinliklerde müziğin tanımı üzerine yeniden düşünmekle ilgili hatırladıklarımın yanına, “ev” tanımını yeniden düşünmeyi de koyuyorum. Virüs geldiğinden beri, evler ev değil, her yerde bir darlık daralma ve arayış ile sıyrılma, kabuğundan çıkma çabası var sanki. Bu hafta ev biraz müzik, biraz düşünceler ve biraz da aldığım notlar oldu… Umarım sizlerin de kendini sığdırdığı, tanımı devamlı değişse dahi bir “ev”i vardır bu aralar… Siz istediğiniz ve hissettiğiniz sürece elbette; ferah ve sağlıklı olanından.
*Walter Benjamin “Tarih Kavramı Üzerine,” Son Bakışta Aşk: Walter Benjamin’den Seçme Yazılar çinde, Hazırlayan: Nurdan Gürbilek, Metis Yayınları, İstanbul, 2012
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Zamanlar ve Coğrafyalar Arası Bir Salı Sabahı...
04 May 2021

YAZARLAR

Tuğçe Hakarar
Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



