Zoraki nikah: Türkiye-Rusya ilişkisi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin çarşamba günü kritik bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede yalnızca tarafların çevirmenleri yer aldı.
Görüşme öncesi atmosfer
Rusya ve Türkiye yetkilileri bir süredir karşı tarafı İdlib’de sağlanan mutabakata uymamakla suçluyordu. Rusya’nın rejim muhaliflerinin kontrolündeki İdlib’e yönelik hava saldırılarının sıklığı artmıştı. Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar bu saldırıların mutabakata uygun olmadığını ifade etmişti. Bölgedeki cihatçı grupların TSK unsurlarına saldırıları da sıklaşmıştı.
Hava saldırılarının Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olduğunu savunan Rusya ise Türkiye’nin verdiği sözün aksine bölgedeki muhaliflerle terörist unsurları ayrıştırmadığını öne sürüyordu. Putin’in Suriye’deki yabancı askerlerin çekilmesi gerektiğine ilişkin sözleri, doğrudan Türkiye’ye mesaj olarak yorumlanmıştı. Türkiye ise İdlib’de askerî varlığını sürdürme niyetini belli ediyor, çekilmesi hâlinde Türkiye’ye yönelecek göç akınını kaldıramayacağını belirtiyordu.
Görüşmeden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’deki BM Genel Kurulu’na katılmış, dönüşte ABD ile ilişkilerin gidişatının “hayra alamet olmadığını” söylemişti. Erdoğan’ın ABD ile anlaşmazlığının su yüzüne çıktığı günlerde Putin’le görüşmesi, “elinin zayıf olduğu zamanda Rusya’ya gittiği” değerlendirmelerine sebep olmuştu.
Basın toplantısız son
Görüşmeden sonra liderler ortak basın açıklaması yapmadı. Akılda kalan görüntüleri, kimin antikor seviyesinin yüksek olduğuna dair konuşmalarıydı.
Uzun yıllar Moskova’da görev yapan, Medya Günlüğü sitesinin yöneticisi gazeteci Cenk Başlamış ile telefonda konuştum: “Yapılan ya da yapılmayan her şeyin bir anlamı olduğunu” söyleyen Başlamış, “Bugüne dek pek çok zirve takip ettiğini fakat sonrasında ortak açıklama yapılmayan örnek hatırlamadığını” belirtti. “Bunun olası bir anlaşmazlık anlamına gelebileceğini, henüz anlaşma sağlanamayan konularda soru sorulması ihtimalinde ortaya çıkacak görüntüyü engellemek adına basın toplantısı yapılmamış olabileceğini” ekledi.
İdlib meselesi
Görüşmedeki en tartışmalı konunun İdlib’in geleceği olması bekleniyordu. Gazeteci Ragıp Soylu, zirveden “İdlib’de statükonun devamı” sonucu çıktığını öne sürdü. Cenk Başlamış da Esad rejiminin iç savaşı sonlandırmak istediğini, bu yüzden statükonun devam etmemesi için Rusya’ya baskı yaptığını, Rusya’nın da bu baskıyı Türkiye’ye yönelttiğini vurguladı. Liderlerin belki de mutabakata uyulması için “son bir tarih üzerinde anlaşmış olabileceklerini, aksi hâlde Rusya’nın operasyona başlayabileceğini” söyledi.
2017’den beri gündemin üst sıralarında olan İdlib’de şimdilik değişiklik olmasa da bunun ne kadar süreceği bilinmiyor. Türkiye, haklı olarak İdlib’in rejimin eline geçmesi hâlinde kendisine yönelecek yeni göç dalgasından endişe ediyor. Bu noktada, gazeteci İsmail Saymaz’ın şimdi bile cihatçıların İdlib’den Türkiye’ye 150 dolarlık tarifeyle kaçırıldığını anlattığını yazısına dikkat çekmem gerekiyor.
Öte yandan, hava kontrolünün de olmadığı bir bölgede gözetleme kuleleriyle kalıcı bir çözüme ulaşmak zor görünüyor. Türkiye'nin bir noktada Esad rejimiyle İdlib'in geleceğini ve mülteci krizini masaya yatırması gerekiyor.
“Zoraki nikah”
Cenk Başlamış, Türkiye-Rusya ilişkilerini “zoraki nikaha” benzetiyor. İki ülkenin de Balkanlar’da, Orta Asya’da, Orta Doğu’da, Kafkaslar’da kendilerine göre iddiaları olduğunu ve tıpkı Suriye meselesi gibi karşı karşıya gelinen noktalar oluşabildiğini söylüyor. Memnuniyetsizlikler olsa da iş birliği yapılması gereken durumlar da çok, hâliyle “nikah atılamıyor ve ayrılık göze alınamıyor, ilişki bu şekilde sürüyor.” diyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’den gelecek yaptırım tehdidini bilmesine rağmen Rusya’dan yeni parti S-400 alınabileceğini belirtmesi, Rusya ile Akkuyu nükleer santralinin yanı sıra iki nükleer santral inşaatında daha çalışılabileceğini, savaş ve uzay teknolojileri geliştirileceğini söylemesi de Türkiye’nin Rusya’yı memnun etmeyi amaçladığı girişimler olarak değerlendirilebilir. Tersine, Kırım konusunda Ukrayna’ya ısrarlı şekilde destek verilmesi ve Ukrayna ile İHA anlaşması yapılması da Rusya’ya karşı kullanılan bir koz olarak görülebilir.
Sert geçeceği söylenen kış öncesinde doğal gaz tedariği konusunun da görüşmede ele alındığı düşünülüyor. “Doğal gaz konusunda iplerin Rusya’nın elinde olduğunu” söyleyen Başlamış, Türk Akımı Hattı’nın devreye girmesiyle Balkanlar üzerinden gelen Batı Hattı’nın devreden çıktığını fakat Türk Akımı için de Rusya’nın talep etmesine rağmen Türkiye’nin düşük LNG fiyatları sebebiyle kontrat imzalamadığını hatırlattı, fırlayan doğal gaz fiyatları ve talebinin Türkiye’yi sıkıntıya sokabileceğine dikkat çekti.
Türkiye ve Rusya’nın Aralık ayında seçime gidilecek Libya’da farklı tarafları desteklediği biliniyor. Nahcıvan sınırında Azerbaycan ve İran arasında yaşanan askerî gerginliğin dindirilmesi, bölgede barış ve istikrara tehdit oluşmaması için de Türkiye Rusya ilişkileri önem kazanıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta yazılarımızda Türkiye ve Rusya'nın zorlu ilişkisi ile Almanya'da seçimleri kazanan SPD'nin "buruk zaferine" odaklanıyoruz.
01 Eki 2021

YAZARLAR

Bartu Özden
Politics editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Bir partinin logosu, tek başına o partinin geleceğini belirlemez. Seçmen desteğini asıl şekillendiren; partinin programı, liderliği, örgütlenme biçimi ve toplumla kurduğu ilişkidir. Yine de logo, milyonlara ulaşmayı hedefleyen bir siyasi yapının kamuoyuna sunduğu ilk işaretlerden biridir. Peki Yeni Parti’nin logosu nasıl bir mesaj veriyor? Tasarımın güçlü yanları neler, hangi yönleri henüz tamamlanmamış görünüyor ve daha tutarlı bir görsel kimliğe dönüşmesi için neler yapılabilir?

Avrupa Merkez Bankası, radikal bir kararla euro banknotlarını baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu kararla Avrupa, yalnızca yeni güvenlik özelliklerine sahip banknotlar tasarlamıyor; aynı zamanda gölgede kaldığını hissettiği bir dönemde kendini nasıl anlatmak istediğini de yeniden düşünüyor.




