Kutuplaşan Dünya’da İklim Krizi Ne Yana Düşüyor?

21. yüzyılın başından itibaren tüm dünyada hâkim olan bir kutuplaşma söz konusu. Özellikle son on yılda bu kutuplaşma daha gözle görülür elle tutulur hale geldi neredeyse. Eee, peki bu ayrışmanın iklim kriziyle nasıl bir ilişkisi ve iklim kriziyle mücadeleye nasıl bir etkisi var? Bakın burası çokomelli. Çünkü zebralar, siyah üstüne beyaz çizgili midir yoksa beyaz üstüne siyah çizgili midir, sorusu üzerinden bile ayrılmaya müsait bir zemin söz konusuyken, iklim krizi gibi kocccamaaaannn bir konuda ayrışmamak mümkün mü ya da mümkünse bu nasıl olabilir? Hadi gelin dünyada ve memlekette durumlar nedir birlikte bakalım. Genelden özele gidelim ve önce dünyada neler oluyor, bir görelim.
Kutuplaşan Dünya’da İklim Krizi Ne Yana Düşüyor?

‘Koca, Yaşlı, Şişko Dünya’da’ Durum Nedir?

Pek çok araştırma iklim krizine karşı ulusal ve uluslararası düzlemlerde heterojen bir yapı olduğunu gösteriyor. Özellikle uluslararası düzlemde bakacak olursak dünyanın diğer kesimlerine göre Latin Amerika ve gelişmekte olan Asya ülkelerinde görece yüksek düzeyde bir kaygının var olduğunu söylemek mümkün. 

Reuters Institute Digital News Report (2020) verilerine göre küresel bazda 10 kişiden 7’si (%69) iklim değişikliğinin “endişe verici ya da çok endişe verici bir sorun” olduğunu düşünüyor. 

AMA, bakınız burada kocaman bir ama var; Amerika Birleşik Devletleri, İsveç (evet, genç iklim aktivisti Greta’nın memleketi) ve Avustralya’da göz ardı edilmesi zor bir azınlık buna itiraz ediyor. Bu itirazın sahiplerinin demografisine bakınca, yaşlı ve sağcı olduklarını görüyoruz. Bununla birlikte İsveç, Norveç ve Hollanda’nın verilerine göre katılımcıların sadece yarısı (veya daha azı) iklim değişikliğinin ciddi bir sorun olduğunu düşünüyor. 

Elbette ki, hiçbir konuda olmadığı gibi bu konuda da, “ahan da işte sebep bu!” diye gösterebileceğimiz tek neden yok. Algılanan ve/veya maruz kalınan risk miktarı, kültürel değerler, çevreye verilen önemin miktarı, politik bakış açısı, medyanın etkisi gibi pek çok faktörün bir araya gelerek oluşturdukları kokteyl etkiler bunlar. Ama biz konuyu çoook da dağıtmadan bunlardan birine, yani politik atmosferin yarattığı kutuplaşmaya odaklanalım ve ne gibi etkileri olabiliyormuş, kısaca göz gezdirelim.

“Solcular Mars’tan, Sağcılar Venüs’ten mi?”

Aynı araştırmada, siyasi tutumların da iklim krizine bakış konusunda ilişkisel bir veri sunduğunu ortaya koymuş. Tahmin etmenin çok da zor olmadığı bir şekilde, spektrum sola yaklaştıkça iklim krizine dair şüpheci yaklaşımların azalması, sağa kaydıkça da artması söz konusu. Marjinal bir örnek olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde kendini solda tanımlayanların %89’u, sağda tanımlayanlarınsa sadece %18’i iklim krizi konusunda ciddi bir endişe duyduklarını dile getiriyorlar. Donald Trump düşülünce çok da beklenmedik bir durum değil sanki? Amerika Birleşik Devletleri’ni anladık diyelim ama İsveç’te kendini sağ görüşlü olarak tanımlayanların sadece %26’sı iklim krizinin “endişe verici ya da çok endişe verici” olduğunu söylüyor. Bu durumda sağ tandanslı internet sitelerinin, iklim krizi gibi fikir birliği sağlanmış konulara karşı çıkmada önemli bir rol oynadığını da görüyoruz. İşte bunu mahalle kahvesinde açıklamak epey zor oluyor.

Benzer şekilde PEW Research 2015 verilerine göre de Kanada, Almanya ve Birleşik Krallıkta da muhafazakâr parti taraftarları, liberal ya da yeşil partilerin taraftarlarına göre kendilerinin iklim krizinden daha az etkileneceğine inanıyorlar. Aynı zamanda Kanada ve Avustralya’daki muhafazakâr parti tarafları, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla şey yapması gerektiğini daha az düşünüyorlar. 

Şimdi bunları alt alta koyup bakınca sanki şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza; gelişmiş ülkelerin sağcı kesimi, iklim krizini önleme çalışmaları konusunda kendi üstlerine düşen önemli görevleri yerine getirmekten kaçıyorlar. Bu salında anlaşılabilir. Çünkü çok kaba bir ayrımla bakınca bile sağcılığın temel özelliklerinden birinin “mevcut durumu koruma” olduğunu biliyoruz. Kendi konumlarını muhafaza etme amacıyla gelişmekte olan ülkelerin “Dünya elden gidiyor” çığlıklarına kulak tıkamaları da bu açıdan bakınca anlaşılabilir ancak asla kabul edilemez bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. 

Peki Bizde Durum Ne?

“Türkiye Evlatlarına kendinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânı vermiyor.”

Ahmet Hamdi Tanpınar

Bizdeki duruma baktığımızda son dönemde ciddi anlamda artan bir iklim krizi endişesi olduğunu söylemek, sezgisel olarak bile, mümkün. Konda’nın yapmış olduğu “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı 2020” raporuna göre “çok endişeliyim ve endişeliyim” diyenlerin toplamı %69,3, bir başka deyişle ‘her on kişiden 7’si’ iklim krizinden endişe ettiğini dile getiriyor. Bununla beraber “endişeli değilim ve hiç endişeli değilim” diyenlerin oranı ise %17,2.  Ayrıca, bence, azımsanmayacak oranda %13 kararsız bir kesim bulunuyor. Bu iki kesimi birleştirince tablonun ilk baştaki sevimli hali ortadan kalkıyor gibi. 

Araya girip küçük bir parantez açmakta da fayda görüyorum. Şöyle ki; sorular “iklim krizi” şeklinde değil “iklim değişikliği” olarak sorulmuş. “Eeee , ne var yani bunda?” diyebilirsiniz. Ama “değişiklik” aşamasını geçelinin çoook zaman olduğunu hepimiz biliyoruz. Üstelik ‘kriz’ ve ‘değişiklik’ kelimeleri de verilen cevapları etkileme açısından önemli bir “ayrıntı”.

İklim değişikliğini konusunda endişeli misiniz? Ne kadar endişelisiniz?” sorusuna  verilen cevaplara siyasi partiler bazında baktığımızda, tablonun aşağıdaki gibi olduğunu görüyoruz. Genel olarak bakıldığında, ülkemizdeki derin sosyal ve politik kutuplaşma da göz önüne alınınca, hiç de fena olmayan bir tablo diyebilir miyiz?  Emin değilim..

 

Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı 2020

Çünkü toplumun çoğunluğu doğayı koruma ve çevreciliği ideolojik bir tercih olarak görmüyor. Genel olarak doğa ve yeşile dair büyük bir “sevgi” ve “özlem” olmakla birlikte bilinçli bir ekoloji algısı olduğunu söylemek maalesef güç. Durumun vehametin, kişisel gözlemler ve yeşil alanların azalması bağlamında değerlendiren bir kitle söz konusu. Her şeye rağmen bu verilerin ‘umutsuz’ olduğunu söylemek de haksızlık olur. 

 

Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı 2020

Böyle ‘bardağı dolu’ tarafından gören yorumlar yapıyor gibi görünsem de bu duruma temkinli yaklaşmak gerektiğinin de altını çizmek istiyorum. Çünkü, mevcut ve yerleşik çevre örgütlerinin çoğunun sola yakınsayan bir politik kimliğe sahip olması, politikaya bakışımızın takım tutar gibi parti tutmaktan çok da uzak olmayışı ve toplumun kaygan zemini göz önüne alınca bu sonuçlara güvenmenin önemli ancak yeterli olmadığını düşündürüyor. 

Özellikle konuya kutuplaşma ekseninde daha karamsar bakan akademisyenlerin varlığı göz önünde bulundurulunca iklim krizi ile ilgili belirlenecek olan iletişim dilinin çok çok önemli olduğu orta. Bu dilin ayrıştırıcı değil birleştirici olması ve yaş, cinsiyet, eğitim gibi değişkenlerin farkında bir kapsayıcılığa sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle lider etkisinin güçlü olduğu grupların da desteğini almak için iletişim ve medya kilit bir öneme sahip. . 

Biz de bunu deniyoruz. Ama bilmiyorum oluyor mu? 

***

Not: Kullandığımız grafikler, kaynak raporun internette yer alan PDF kopyasında düşük çözünürlüklüydü. Gözleri yorduysak, kusura bakmayın :-)

Not 2: Yuvam Dünya Derneği’nin KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi ile yapmış olduğu Türkiye'de İklim Değişikliği Algısı 2021 Eylül ayında yayımlandı. Ancak bu Esmiyor Post!'un konusu olan politik kutuplaşma ile ilgili olarak 2021 yılı raporunda detaylı veri (politik parti bazında kırılım) yer almadığı için, 2020 tarihli raporun verilerini kullandık. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Glasgow yolunda ortada sıkışıp kaldık mı?

Kutuplaşma, küresel olarak üzerinde anlaşmamız gereken konuları konuşmayı çok zorlaştırıyor. Ne kadar ironiktir ki; bu kelime, uzlaşma beceriksizliği nedeniyle çözümü engellenen iklim krizinin en çok etkilediği bölgelerden türemiş.

28 Eki 2021

Glasgow yolunda ortada sıkışıp kaldık mı?

YAZARLAR

Merve Apaydın

https://aposto.com

İLGİLİ OKUMALAR