
Olimpiyatın siyasi ve toplumsal gerçeklerden muaf olmadığına daha önce defalarca tanık olmuştuk. Beijing 2022 Olimpiyatları öncesinde yaşananlar bu gerçeği bir kez daha yüzümüze vurdu. ABD’nin başlattığı “diplomatik boykot” trendine kısa sürede Avustralya, Kanada, Büyük Britanya, Litvanya, Yeni Zelanda, Belçika ve son olarak Danimarka da katıldı.
Boykot, neyse ki 1980 veya 1984 Olimpiyatları’nda olduğu gibi sportif bir anlam taşımıyor. Boykota katılan devletler Çin’e diplomatik heyet göndermeyecek. Ülkeler kararı Çin’in Sincan’da Uygur azınlığa karşı işlediği insan hakları ihlallerine dayandırıyor ve bunda bir noktaya kadar samimiler. ABD Hükümeti, Uygurlar’a karşı işlenen suçları “soykırım” olarak nitelendiriyor. Ancak durumun sadece insan haklarından ibaret olduğunu düşünmek olayı basite indirgemek olur. Bu boykot, Batı dünyası ve Çin arasında bir süredir yaşanmakta olan çok boyutlu bir gerginliğin spora yansıması.
Batı dünyası deyince, tabii ki ABD’yi ön saflara koymakta fayda var. ABD ve Çin arasında Trump döneminde özellikle ticari anlamda gerilen ilişkilerin Biden başkanlığında düzeleceği umudunu taşıyanlar hayal kırıklığına uğradı. Öyle ki, tarihte hiç olmadığı kadar kutuplaşmış olan Amerikan Cumhuriyetçi ve Demokratlarının üzerinde birleştiği belki de tek konu Çin’in ekonomik ve daha da önemlisi askeri bir süper güç haline gelmesinin önüne geçmek. Bu kapsamda Trump döneminde “Ticaret Savaşları” olarak başlayan ikili ilişkilerdeki gerilim giderek yeni bir soğuk savaşa doğru ilerliyor. Çin’in, Asya-Pasifik ve özellikle Güney Çin Denizi’ndeki ekonomik ve askeri hakimiyet çabası sadece ABD’yi değil bölge ülkelerini de tedirgin ediyor. Kısa vadede nasıl Ukrayna sıcak çatışma ihtimalinin en yüksek olduğu bölgeyse, Güney Çin Denizi için de orta ve uzun vadede bu olasılık azımsanmayacak türden.
Diplomatik boykot uygulamaya karar veren ülkelerin bu faktörleri sebep göstermesi tabii ki beklenemezdi. Sincan’daki insan hakları ihlalleri bu bakımdan kamuoyunu ikna edebilecek bir mazeret olarak ön plana çıkarılmış durumda. İnsan hakları ihlallerinin merkezi konumundaki Sincan’daki toplama kampları resmi olarak 2017 yılından beri faaliyetteyken, bu konunun ilişkilerin iyiden iyiye gerildiği son bir iki sene içinde dillendirilmeye başlaması tesadüf değil.
Boykotun sportif bir yansıması olmasa da, yeni “yeni dünya düzeninin” hangi iki tarafın rekabetinden oluşacağını yansıtması açısından önemli. Beijing 2008’de diplomatik heyete Başkan George W. Bush’un liderlik ettiği göz önünde bulundurulursa, ABD’nin bu kararla Çin’i artık hangi konumda gördüğü de daha net anlaşılıyor. Çin’in ise bu boykota aynı şekilde karşılık vereceğine kuşku yok. 2024 Paris ve 2026 Milano-Cortina’nın ev sahipleri Fransa ve İtalya muhtemelen bu rövanştan çekindikleri için boykota iştirak etmedi. Bu yüzden Çin’in boykot edeceği en yakın oyunlar 2028 Los Angeles Olimpiyatları olacak gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş




