Müzisyenin Ağzından Röportaj Serisine Devamla Bilginin Paylaşımına Dair

Başlık aslında altını nasıl dolduracağını biraz açıklıyor… Bir röportaj serisi, sorunlu görünen noktaların ortaklığı ve kalabalık bir üreten grubun içinde bilinmeyenlerle kaybedilen haklar, paylaşılmadığından büyüyememiş bilgiler ve bir de birazdan alt satırlarda okuyacaklarınızı yorulmadan paylaşan sağ olasıca bir müzisyen/prodüktör…
Fotoğraf: Cem Çelik
Zor ve tuhaf zamanlardan geçerken, üreten ve üretime meraklı insanların birbirine yaslanma çabası hepimizde farklı alanlarda farklı yollarla dile geliyor. Ben serinin bu röportajında okuduğu, faydalı bulduğu ve deneyimlemeye çalıştığı her bilgiyi kendi topluluğu ile paylaşmaya çalışan, buna ciddi mesai harcayan bir müzisyeni biraz daha yakından tanıma şansına eriştim. Umarım, okuyacağınız bu görüşme bana olduğu gibi size de bilginin paylaşımına dair neleri unuttuğumuzu, hatırlamamız gerektiğine dokunabilir…
Bu son röportajla serinin amacı ve niyetinde çiçekler açtı desem yeri. Müzisyen, prodüktör Sintra Beatz ile günlere, paylaşımlara yayılan bir sohbet gerçekleştirdik. Sohbetin ana ekseni tahmin edeceğiniz gibi pandemi sürecinde onun köşesinde neler olduğuydu ve konu öyle güzel, öğretici yerlere gitti ki kendi adıma bütün müzik insanlarının bu röportajdan çokça faydalanabileceği düşünüyorum. Sintra Beatz'e de sabitlediğim soruları yinelesem de konu haklar olunca içinden geçtiğimiz dönemle birlikte sohbetin akışı direksiyonun başına oturdu.
“Bu işi, müzik işini bilen, öğrenen, çalışan, üzerine düşünmüş, herkesin konuşması gerekiyor. Susmaması gerekiyor. …” diyor. Ben de bilgi paylaşmakla ilgili olan halimizin biraz kör noktada kaldığını düşünüyorum. Daha çok konuşmak, daha çok üzerinde durmak, eminim ki daha çok kapı aralayacak, biz daha çok atladığımız noktayı fark edeceğiz.
Sintra Beatz’i belki birçoğunuz Nil Karaibrahimgil ile tanıdınız, belki film müziklerinde ve kim bilir ağzınızdan düşüremediğiniz reklam cıngıllarında duydunuz müziğini. Yanı sıra, altını daha çok çizelim istediğim, başka önemli üretimi bizleri bir yenilikle tanıştırmış olması. Türkiye’de ilk Non-Fungible Token (NFT) formatında bir şarkı yaptı. WereWolf! Zaten aslında, bütün müzikli mevzu da bu üretimi üzerinden girdiği arayış, müzisyenliğin ve prodüktörlüğün hak ettiği değeri bulması için sorduğu sorulardan hareket buluyor. Dolayısıyla, bu zorlu dönemlerde müzik dünyasının toparlanma çabasına da böyle bir noktadan bakıyor.
Sintra Beatz'den aktarayım;
“…Çaba hâli, aslında bizim aynamız. Pandemi bu anlamda bizim için muhteşem bir şey oldu. Biz bir başkasından telif hakkı bekliyoruz bizim hatamız o… Herhangi bir şarkı şu anda ben telefonu çıkarıp kaydettiğim anda bu artık copyrighted bir ürün. Bu copyrighted ürün telif üretmeye başladı bile, ben daha hiçbir yere hiçbir şey yapmadan… Gördüm ki ben dahil çoğu müzisyen bihaber telifle ilgili haklarından. Yani bir kere bu teliflerin bize gelebilmesi için öncelikle çeşitli kurumlara kendimizi tanıtmamız gerekiyor. Çoğu müzisyen, ben buradayım bu müziği ben yaptım, bile demiyor. Sadece bunu bir dağıtımcıdan bağımsız olarak yayınladığını düşünürsek, bağımsız olarak yayınlanıyor ve ardından para kazanmayı bekliyor. Bu çok büyük yanlış, çünkü sistem böyle ilerlemiyor. …”
Röportaj günlere yayıldı diyorum, çünkü zoom üzerinde buluşup sohbet ettikten sonra iletişimimiz Sintra Beatz'in naifliği ve bilgiyi aktarma arzusuyla devam etti. Hatta ben bu satırları tuşlarken kendisinden dünyadaki diğer ülkelerde telife, müzik emekçileri tanımlarına, eşit hak paylaşımlarına dair farklı bakış açılarını paylaştığı mesajlar alıyorum. “Bak görüyor musun burada böyleymiş, üzerine düşünmek araştırmak lazım” diyor, sıklıkla. Ben de böylece sayesinde hem paylaştıklarını, söylemek istediklerini daha iyi anlıyorum hem de farkında olmadığım mutfağa dair çokça şeyi en yakınımdan başlayarak, müzik yapan üreten insanlarla paylaşmaya fırsat buluyorum. Bu görüşme benim için bu anlamda oldukça önemli…
Fotoğraf: Cem Çelik
Sintra Beatz'in bir müzisyen olarak da ulaştığı bilgileri ve kurumları karşılaştırması soruşturması çok alışık olduğum bir şey değil. Çoğu müzisyenin kendine yer açmaya, kabul almaya çabalarken gözünden kaçırdıklarını, o hem eşeliyor hem de bulduklarını paylaşmakla bir değişime kapı aralanabileceğine inanıyor. Bir de Sintra Beatz başka çok güzel bir şeye daha dikkat çekerek “Notanın kıymeti” diyor…
“… Çok basit soruları sorunca aslında ne kadar bilgi olarak geride olduğumu fark ediyorum. Yani mesela, MSG ve MESAM’ın tanımı, Kültür Bakanlığı’na bağlı kuruluş olduğu zaman ben onun ne iş yaptığı tam olarak bilemiyorum. Yani şöyle ki; dünya da herhangi bir şirketin BMI ya da ASCAP’ın sitesine girdiğinizde onun PRO (performance rights organization) ya da CMO (collective management organization) olduğunu işte telif haklarıyla ilgili vs. olduğunu çok açık ve net şekilde yazarlar. …”
İnanır mısınız, “bundan iyi tez konusu olur” bile diyor, kendisi bazı noktalar için! Fark etmemeye alıştırıldığımız konulardan çalışma çıkarma refleksini daha önceki bültenlerimizden birinde yazmıştım. O yüzden bunu bir müzisyenden duymak beni oldukça eğlendiriyor. Şaka bir yana röportajın tamamına baktığınızda, kaynaklara ve ülkelerin kendi müzik dünyaları içinde gelişmiş bakış açısı farklılıkları, yanı sıra global üretimlerin sunuş ve yayınında yaşanan değişimler başka bir gözle okunabilecek, zengin de bir konu. Bizim ülkemizdeki manzaraya dem vurarak, Sintra Beatz kendi gözlemine dair şunları aktarıyor;
“…Dünyada fikrinizle herhangi şekilde müziğe katkıda bulunduysanız onun karşılığı var. Burada yalnız hissediyorum. Çünkü, şarkı yazarlığı denilen meslek yasal olarak yok. Ben melodi buldum, peki tebrik ederim buldun. İnsanlar altına yüz elli kanal müzik yaptı. Master recording dediğimiz şey, master haklarını oluşturan şey zaten o kayıt…O müzisyenlerin fikirleri oradaki önemli olan ve bunun bizde de yüzde yüz bilinmesi gerekiyor. …”
Son birkaç gündür benim de Sintra Beatz'in paylaştıklarıyla keşfettiğim kadarıyla, ülkelerin telif alanında ve meslek birlikleri gibi çalışan kurumların politikalarına, bu bilgilere kolaylıkla ulaşmak mümkün. Üstelik insanlar müzik üretiminde hakların eşit paylaşımına dair türlü platformlarda tartışıp duruyor. Sanırım neye ihtiyacımız olduğunu bilmek nereye bakacağımızı bilmenin ön koşulu.
“…bütün bunları yapmamın sebebi, bu sistemden, o sisteme geçtiğimde başıma neler gelecek bilmesem de birazcık böyle kobay gibi denemek. … … Oturup üzülmek yerine değiştiremeyeceğim şeylere, bunun için ne yapabilirim, diye düşünüp kendi üretim alanıma dair bir çözüm yolu buldum diyelim... Bir yandan da Instagram’da olabildiğince story olarak öğrendiğim şeyleri paylaşabiliyorum. Öğrendiğim anda paylaşıyorum ki işte en azından birisi desin ki, a bir saniye ben niye kendimi sorgulamadım bugüne kadar?... İşe de yarıyor. Bence biz değişirsek sistem de değişecek ve güzelleşecek. Bizim tavrımız değiştirecek bu sistemi. …”
Değişimin hem üretenin hem de sanatsal üretimle ilişki kuranın (tüketen demek artık istemiyorum sanırım) tavrıyla da çok ilişkili olduğu, daha önceki röportajlarda da öne çıkıyordu. Bunu yeniden hatırlamak ve Sintra Beatz'in işaret ettikleriyle buradan bilinçlenmek bu tavrın altını dolduracak bilgiler diye düşünüyorum. Ben işin dinler tarafında olan olarak kendime biçtiğim payı düşünürken, Sintra Beatz işin müzisyen cephesinde nasıl değişebileceğini, kendince değişime giden yolun ne olduğunu şöyle aktarıyor;
“…Tek yapmamız gereken benim adım nerede? diye kendinize sormak. Ben bu şarkıya katkıda bulundum, demek. Herkesin, hepimizin tam olarak ne iş yaptığını bilmesi gerek. … …Yani ben stüdyoya girdiğimde dört arkadaşımla müzik yaptığımda nasıl oluyor da ben şarkının haklarından hak almıyorum? Benim enstrümanımdan çıkan notalar nota değil mi, diye sorması lazım. Peki diyelim ki sistem diyor ki hayır değil senin notan, akor bastın sen hiçbir önemi yok. O zaman, o akoru basmayabilirsin. …”
Bu son aktarımla, bir röportaj daha kendinden evvel yapılmış başka bir görüşmeden habersizce tüm bilmeyiş hâllerine cevap veriyormuş, bu seride yer alacak başka bir müzisyenin gözünden konuşuyormuş gibi rastlantılı bir bütünlük oluşturuyor kafamda. Bu yüzden umuyorum bu seri niyetine hizmet eder sonunda, diye bir kez daha geçiyor aklımdan… Yani, bir araya gelemeyen, birbirlerinin deneyimlerinden haberdar olmayan müzik insanlarının söylemi bir yerde olursa, onlar da bir araya gelebilmiş gibi birbirilerine kulak (göz) açabilmiş olurlar belki… En azından benim bu görüşmelere başlamam böyle bir hayale yaslanıyor. Bilgiyi paylaşmak… Fazla bireysel olduğu söylenen müzik dünyasında bir şeyleri kırmak da belki böyle sağlanır. Kendi adıma, bu “fazla bireysellik” denilene yalnızlık algısıyla bakma konusunda kafam epey karışık. O yüzden ille de bilgiyi paylaşmak… Sintra Beatz ise, bu bireysellik sorununa bile öyle iyi niyetli ve bilmemekle ilgili olduğunu düşündüğü bir yerden yaklaşıyor ki, bilgi paylaşımı işine ayırdığı mesai beni şaşırttığı kadar sevindiriyor da. Kendisiyle sohbet etme, iletişimde olma şansını elde ettiğimden beri hem yeni şeyler öğrendim hem de Hollanda’daki müzik dünyasına buradan bir merakla bakabilir miyim diye düşünmeye başladım.
Son olarak, görüşmemiz sırasında dilde akan global terimleri, haklarını araştıranların işini kolaylaştıracağını düşündüğümden İngilizce hâliyle korumayı tercih ettim. Daha sonra röportajımızın üzerinden bir de birlikte geçerken, Sintra Beatz yazılı olarak da müzisyenlere doğrudan adres gösterecek kadar kaynakça ve şematik bilgiler eklemek istedi. Bilgiyi paylaşmak… Bu cümleyi sıkça tekrarlamaktan yorulmasak ne iyi! Paylaşıma mesai harcamak… Umuyorum röportajı okuyan müzik insanları / meraklıları linklendirilmiş adreslere göz atacak zamanı bulur. Ben kendi adıma ders gibi bir röportaj yaptığım için inanılmaz şanslı hissediyorum. Umarım sizler de Sintra Beatz'in anlattıklarıyla meraka kapılır, adımlar atar ve daha güzel, az daha büyük hayaller kurmaya umutlanırsınız. Hepimizin, buna ihtiyacı var gibi…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Rock Bar Huzuru, Müziği ve Bilgiyi Paylaşmak
14 Tem 2021

YAZARLAR

Tuğçe Hakarar
Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



