Nolite Te Bastardes Carborundorum

Bu diziyi sadece ultra feminist bir propaganda olarak görenler, bana kalırsa dizinin vermek istediği mesajları kaçırıyor demektir. Bunlardan bana en baskın geleni, kötülüğün sıradanlığı oldu. Ana oyunculardan ikisi üzerinden bunu sıklıkla görüyoruz: Lydia Teyze ve Komutan Lawrence.
Kötülüğün Sıradanlığı
Ünlü düşünür Hannah Arendt, II. Dünya Savaşı ardından Adolf Eichmann'ın duruşmasını dinlemek ve yazmak için İsrail'e gider. Burada çıkardığı raporun bana kalırsa en çarpıcı kısmı, Eichmann'ı 'sıradan' bir adam olarak adlandırması. II. Dünya Savaşı bitmiş, tüm Dünya yakalanan tek üst düzey Nazi komutanının duydukları canavar olduğunu görmeyi beklerken Arendt onu 'sıradan' olarak tanımlamıştı. Bunun üzerine de kötülüğün sıradanlığı üzerine tezini paylaşıp, o dönemde büyük tepkiler toplamıştı. Lafı çok dolandırmadan Arendt'in tezini Lydia Teyze ve Komutan Lawrence üzerinden masaya yatıralım derim.

Adolf Eichmann | Kaynak: Britannica
Lydia Teyze, Red Center'da faşizan bir disiplinle, kendi rızaları haricinde oraya getirilmiş kadınlara damızlık kız olma eğitimi veren bir memur. Darbe öncesi hayatında da yalnız ve dışlanmış bir öğretmen olan Lydia, içinde bir yerde yetiştirdiği bu kadınlara sevgi besliyor. Ancak bu sevgi, mensubu olduğu dinin ona hep anlatıldığı şeklinden ötürü hakiki bir sevgi olmaktan uzaklaşıyor. Aslında hiçbir zaman tam sevgi görmemiş, ve göstermeyi de bilmeyen bir insan Lydia. Elbette ki burada sevgi görmeyen kişilerin başkalarına eziyet etmesini meşru kılan bir şey söylemeye çalışmıyorum. Zaten kötülüğün sıradanlığı da burada yatıyor. Lydia'yı olduğu yere getiren, büyük bir travması yok. O sadece hayatta tutunabildiği tek şey olan inancının götürdüğü yere geldi. Bu yerde ona bir rol biçildi ve şimdi hayatının bir anlamı olduğunu hissediyor. Bu yüzden de burada 'yasa gereği' yaptığı işkenceler, onun kötülük yapma amacıyla yola çıkıp yaptığı şeyler değiller. Lydia sadece bir emir eli. Ama günün sonunda, tarihin en korkunç suçları da bu emir elleri sayesinde işlendi. Kötülüğün sıradanlığının dehşete düşürücü yanı da işte bu. Bir otobüs şoförü olabilecek kadar sıradan bir insanın böyle bir çarkın dişlisi olabileceği.

Kaynak: IndieWire
Lydia daha az gücü olan bir pozisyondaydı diyebiliriz. Elbette ki kötülüğün sıradanlığının da çeşitli seviyeleri var. Komutan Lawrence, Gilead'ın kuruluşunun baş mimarı olarak tanıtılıyor. Darbe öncesi hayatında ekonomist olduğu tahmin edilen Lawrence, Gilead'ın içe dönük ve bedava iş gücü bazlı ekonomisini inşa ediyor. Dizinin geçtiği dönemde koloniler olarak adlandırılan, radyoaktif atık ve yoğun kirlilik olan bölgelerin temizlenmesi için rejim karşıtı bireyleri orada ölümüne çalıştırıyorlar. Bu sayede tarıma daha fazla alan ayrılmış oluyor. Tamamen kendine yeten bir ekonomiyi sürdürmek için gerekli iş gücünü, yine rejim karşıtı damızlık kızlardan veya başka suçlar işlemiş insanlardan sağlıyorlar.

Kaynak: AmNy
İnsanları sanki bir çuval patatesmiş gibi bu kullanan bir insandan saf kötülük bekleyen elbette ki çok olacaktır. Ama gelin görün ki, işin rengi değişip, Gilead'in gerçekten nasıl bir yer olduğu ortaya çıktığında Lawrence bile kendi yarattığı canavardan çekinir oluyor. Diğer komutanlar gibi kibirli davranmıyor. Tek açıklaması da, Gilead kurulurken çok daha başka bir vizyon olduğu ve işin buraya geleceğini bilmedikleri. Tabii, ekonomi tezleri yazan bir profesörden işlerin buraya geleceğini öngörmesini beklemeli olup olmadığımız başka bir tartışma konusu. Ancak en nihayetinde Lawrence, diğerleri gibi bu teokratik totaliter rejimden faydalanmıyor. Evine gönderilen hiçbir damızlık kız ile birlikte olmuyor. Komutanlar arası yapılan şatafatlı eğlencelere katılmıyor. Lawrence, içten içe bir vicdan azabı duyuyor. Lawrence sadece yıllardır yazdığı teorilerin işe yaradığını kanıtlayabileceği bir sistem yaratmak istemişti.
Bu örneğin Lydia'dan en büyük farkı, Lawrence'ın emir-komuta zincirinin başında olup, Lydia'nın sonlarına doğru olması. En büyük benzerliği ise, ikisinin de sürece kendilerini kaptırıp, gerçekten ne olduğunu kaçırmaları. Aslında bu listeye hareketin öncülerinden olan Serena Joy karakterini de katmak gerekirdi ama artık başka bir yazıya...
Bu dizinin toplumsal olaylarda bu kadar yankı yapmasının sebeplerinden biri de bu, sevgili okurlar. Karşımıza sadece ellerini kovuşturup, kötülük planlayan karakterler yerine; gerçekte bunun ne kadar sıradan bir şekilde yapılıp, ne kadar büyük sonuçlar doğurduğunu yansıtıyor. İşte bu yüzden de fazla gerçekçi gibi yorumların sahibi oluyor.
Toplumsal Hareket ve The Handmaid's Tale
The Handmaid's Tale, 2017'den beri dünya çapında kadın hakları eylemlerinde sıklıkla karşılaştığımız bir ikonografiye sahip. Çoğunlukla kadınların üreme sürecindeki hakları üzerine odaklanan eylemlere fiziksel ve psikolojik şiddet ve kadın cinayetleri de dahil oluyor. Çoğunlukla Hristiyan dünyada etki gösteren eylemleri kısaca sizlere göstermek isterim!
TEKSAS - 2017'de The Handmaid's Tale yayımlanmadan kısa süre önce, Teksas'ta bir grup pro-choice aktivistin meclis oturumuna katılmasıyla ortaya çıktığı söyleniyor.

Kaynak: The Verge
POLONYA - Geçtiğimiz Ekim ayında Polonya'da kürtaj neredeyse tamamen yasaklanıyordu. Bunun üzerine damızlık kız kostümleriyle aktivistler, bir pazar ayinini basıp "katoliklerin de kürtaj hakkı olduğunu" savundular.

Kaynak: WBRZ 2
KUZEY İRLANDA - Aktivistler 2018 senesinde bölge bölge gezip kürtaj hapları dağıtmışlardı. Sebebi de hükümetin bazı doğum kontrol ve engel yöntemlerini neredeyse tamamen yasaklamış olmasıydı. Bunu da bir grup damızlık kız kostümleriyle yapmayı tercih etmişti.

Kaynak: Irish Central
ARJANTİN - Yine 2018 senesinde onlarca kadın, damızlık kız kostümlerini giyip Buenos Aires sokaklarında tıpkı dizideki gibi başları eğik ve sessiz bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Anlatmaya çalıştıkları şey, sadece tecavüz edilen veya sağlığı risk altında olan kişilerin değil, her kadının kendi bedeni üzerinde söz hakkı olması gerektiğiydi.

Kaynak: Mashable
HIRVATİSTAN - İstanbul Sözleşmesi'ni uygulamadığı için 2018 senesinde süren hükümete karşı protestolarda bir grup aktivist damızlık kız kostümleriyle katıldı.
Bunlar sadece birkaçı. Bu kadar insanı bir araya getirebilen bir sembol olması, koca bir sayıyı bu diziye ayırmamdaki en büyük etkendi. O halde, dizinin en ikonik cümlesiyle kapatalım:
Don't let the bastards win, yani sakın o piçlerin kazanmasına izin verme!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
The Handmaid's Tale'ın Öyküsü, Müzikleri, Yarattığı Hareket ve Daha Fazlası!
08 May 2021

YAZARLAR

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR


