Ölümün ve kederin kalbine seyahat: Karanlık turizm destinasyonları

Son yıllarda yükselişe geçen karanlık turizmin “parlattığı” popüler destinasyonları ve tanıklık ettikleri tarihsel olayları inceledik.
Ölümün ve kederin kalbine seyahat: Karanlık turizm destinasyonları

HBO’nun dünya çapında sansasyon yaratan mini dizisi Chernobyl’in yayınlanmasından hemen sonra tarihin en büyük felaketlerinden birine şahit olan Priyapat turist akınına uğramış, bölgeye gelen ziyaretçi sayısında yüzde 40’lık bir artış yaşanmıştı. 

  • Felaket bölgesinde çekilen “neşeli” ve “komik” fotoğrafların sosyal medyada dolaşıma girmesinin ardından dizinin senaryo yazılarından Craig Mazin bölgeye gidenlerin saygı kuralları çerçevesinde davranması ricasında bulunmak zorunda kalmıştı.

Benzer şekilde birkaç milyarderin Titanik’in enkazını incelemek için bindikleri mini denizaltının kaybolmasının ardından kazada akrabalarını kaybedenler bu ve benzer seyahatleri ölülerin ruhuna saygısızlık olduğu gerekçesiyle ağır bir biçimde eleştirmişti.

Tarihsel olarak savaş, trajedi ve ölümlerle anılan bölgelere yapılan seyahatler karanlık turizm, thanatourism, hüzün turizmi, savaş turizmi gibi farklı terimlerle anılıyor. Dünya genelinde yaşanan turizm patlaması, tarihsel trajedileri konu alan yapımların yarattığı trendler ve sosyal medyada paylaşımlarının çarpan etkisi gibi nedenlerle karanlık turizme gösterilen ilgi de son yıllarda oldukça arttı.

Birkaç yıl önce genç bir kadının Auschwitz toplama kampının önünde gülümseyerek çektiği selfie’nin dev bir linç kampanyasına dönüşmesinin ardından karanlık turizmin etik yönüne dair tartışmalar bir kez daha alevlendi. Gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapan Kolezyum’un önünde çekilen fotoğraflara hiç kimse laf etmezken daha yakın tarihli acıların yaşandığı yerlerden yapılan paylaşımların topa tutulması da bu tartışmanın merkezine oturan başlıklardan biri. Karanlık turizmin “parlattığı” popüler destinasyonları ve tanıklık ettikleri tarihsel olayları inceledik.

Çernobil, Ukrayna

Rusya işgali henüz başlamamışken, 28 Nisan 1986’da insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden birinin yaşandığı Priyapat’a her yıl 10.000’lerce turist akın ediyordu. Özellikle faciadan kısa süre sonra açılması planlanan santral yakınlarındaki lunapark kalıntılarının önünde fotoğraf çektirmek epey popülerdi. 2019 yılında HBO yapımı Chernobyl’in yayınlanmasının ardından Zelensky bu bölgedeki turizm faaliyetlerini artırmak için yeni yollar, müze ve oteller yapılmasını kapsayan bir plan da oluşturmuştu. Priyapat’ı 2025 yılında her yıl bir milyon turistin ziyaret etmesi hedefleniyordu.

Rus birlikleri Çernobil’i işgal ettiğinde, nükleer santralin çekirdeğinin erimesinin ardından yaşanan facianın kalıntılarını tahrip etti ve adını kızıla dönerek ölen çam ağaçlarından alan Kızıl Orman’a hendekler kazdı. Bölge artık işgal altında olmasa da çevresinde devam eden çatışmalar nedeniyle yalnızca resmî heyetlerin ve askerî personelin girişine izin veriliyor.

Pompeii, İtalya

Pompeii, 79 yılında Vezüv Yanardağı’nın patlaması sonucu tamamen lavlar ve küller altında kalmadan önce 10.000-20.000 kişinin yaşadığı zengin bir kentti. Yanardağ patlaması sırasında 15 dakika içinde bölgede yaşayan 2.000 kişinin gaz ve küllerden kaçamayarak öldüğü düşünülüyor. İzleri ilk kez 16. yüzyılda bulunan antik kentte 18. yüzyılda yapılmaya başlanan çalışmalar arkeoloji biliminin de önünü açmıştı.

Günümüzde Pompeii, “dünyada antik bir Roma kentindeki yaşamı tam olarak yansıtan tek arkeolojik alan” olduğu gerekçesiyle UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor ve kenti yılda yaklaşık 2,5 milyon kişi ziyaret ediyor.

Ground Zero, New York

2001 yılına kadar İkiz Kuleler’in bulunduğu alan artık Ground Zero (Sıfır Noktası) ya da The Pile (Yığın) olarak anılıyor. 2.977 kişinin hayata veda ettiği saldırıdan sonra kulelerin oturduğu zeminlere etrafında kurbanların isimleri yazılı eşit büyüklükte iki anma havuzu yapıldı ve etrafı ak meşe ağaçlarıyla kaplandı. Aynı alana, saldırının onuncu yıldönümünde National September 11 Memorial & Museum adlı anma müzesi açıldı. Müzede kurtarma çalışmaları sırasında hasar gören itfaiye araçları, uçak parçaları ve bina kalıntıları gibi saldırı gününden parçalar sergileniyor.

Auschwitz, Polonya

Sovyet Ordusu’nun gelip kapıları açtığı 27 Ocak 1945 gününe kadar Auschwitz’de 4,5 yılda yaklaşık 1,5 milyon kişinin öldürüldüğü ya da ölüme terk edildiği düşünülüyor. İnsanlık tarihinin en kara dönemlerinden birinin kurbanı bu kente her yıl 1-2 milyon kişi müze ve sergi alanlarına dönüştürülmüş toplama kamplarını ziyaret etmek için geliyor. 

Alcatraz, San Francisco

Bir zamanlar “kaçılması imkansız” olarak anılan Alcatraz hakkında onlarca film çekildi, kitap yazıldı. San Francisco açıklarındaki dünyanın en ünlü ada hapishanesi 1934-1963 yılında aralarında Al Capone, George “Machine Gun” Kelly, Robert Stroud (The Birdman of Alcatraz), Roy Gardner ve Henri Young gibi ünlü mahkumların da bulunduğu yüzlerce suçluyu ağırladı.

The Rock (Kaya) olarak da anılan Alcatraz, hapishanelerin hapishanesiydi. ABD’nin diğer hapishanelerinde sorun çıkaran suçlular 336 kişi kapasiteli Alcatraz’a gönderiliyordu. Kollarınızı açtığınızda iki duvarına değebileceğiniz kadar küçük hücrelerde tutulan mahkumlarının dört temel hakkı vardı: Kıyafet, hücrenin içindeki klozet ile yalnızca soğuk su akan lavabo, yemek ve tıbbi destek. Ayda bir kez yapılan aile ziyaretleri, kütüphane erişimi, avluya (tek başına) çıkma, resim ve müzik etkinliklerine katılma gibi haklar “uslu” duran mahkumlara özel izinle sağlanıyordu. Beş yıl boyunca hiçbir sorun çıkarmayan bazı mahkumların daha insani hapishanelerine transferine izin veriliyordu.

Alcatraz, kapanmasının 10 yıl ardından Ulusal Park statüsü alarak 1973’te müze olarak hizmet vermeye başladı ve kısa sürede ülkenin en popüler Ulusal Parklarından biri hâline geldi. Adayı her yıl dünyanın dört bir yanından gelen bir milyondan fazla kişi ziyaret ediyor.

Aokigahara Ormanı, Japonya

Fuji Dağı’nın kuzey batısındaki, Ağaç Denizi olarak da bilinen Aokigahara Ormanı, 60’lardan beri intihar vakalarıyla anılıyor. Japon yazar Seichō Matsumoto'nun 1961 tarihli intihar temalı romanı Nami no Tō’nun bu trendi başlattığı düşünülüyor. Benzer şekilde 2016 yapımı bir korku filmi olan The Forest’ta da bir kadın, ormanda gizemli bir şekilde kaybolan ikiz kız kardeşini aramak için Aokigahara Ormanı’na giriyordu.

Aokigahara Ormanı’nda yılda 100 civarında turistin kendini çoğunlukla ağaçlara asarak öldürdüğü biliniyor. Ormanın girişinde “hayat değerli bir hediyedir”, “sessizce bir kez daha ebeveynlerinizi, kardeşlerinizi veya çocuklarınızı düşünün”, “lütfen acınızı yalnız yaşamayın ve yardım isteyin” yazılı tabelalar bulunuyor.

Katakomblar, Paris

Roma Galyası döneminde bugün Paris olarak bildiğimiz Lutetia'da yaşayan halk, evlerini yer altından çıkardıkları bölgeye özel kireç taşından yapıyorlardı. Yerin 20 metre altında yatay olarak yapılan maden kazıları şehir büyüdükçe tünellerden oluşan dev bir bal peteği görünümüne ulaştı.

1700’lerde Paris’te yaşanan ani nüfus artışının da etkisiyle yüzyılın sonunda şehirdeki mezarlıklar dolup taşmaya, hijyenik olmayan koşullar nedeniyle mezarlık yakınlarındaki bölgelerde salgın hastalıklar görülmeye, kentin sokakları “leş” gibi kokmaya başlamıştı. Sonunda bu durum öyle bir kontrolden çıktı ki şehrin mezarlıkları kamu güvenliği nedeniyle boşaltılmak zorunda kaldı. Yeniden gömülmesi gereken 6 milyon ceset böylece yeraltı tünellerine taşındı.

Roma’nın yeraltı nekropolüne benzerliği nedeniyle “katakomblar” adını alan bu toplu yeraltı mezarları 1809 yılında halk ziyaretine açıldı. İnsan kemiklerinin ve kafataslarının muntazamca dizildiği bu tünellerin ziyarete açık 1.500 metrelik bölümünü başka bir deyişle “Ölüler İmparatorluğu’nu” günümüzde yılda 550.000’den fazla kişi ziyaret ediyor.

Jallianwala Bagh, Hindistan

13 Nisan 1919’da Hindistan’ın geleneksel Vaishaki bahar festivali sırasında büyük, barışçıl bir kalabalık süresiz gözaltı, yargılanmadan hapis gibi yaptırımlar içeren Rowlatt Yasası’nı ve hapiste tutulan aktivistleri protesto etmek için Punjab bölgesinin en büyük kentlerinden Amritsar’daki Jallianwala Bagh parkında toplanmıştı.

Günümüzde "Amritsar kasabı" olarak anılan geçici tuğgeneral R. E. H. Dyer piyade alaylarıyla alana gelerek silahsız halkın çevrelenmesi emrini verdi; üç tarafı binalarla çevrili olan alanın tek çıkışına askerleri yığdı ve silahsız halkın üzerine ateş açma emri verdi. 10 dakika süren bu katliamda 380-1.500 kişinin öldüğü, katliamın ardından ilan edilen bir günlük sokağa çıkma yasağı nedeniyle tıbbi yardım alamayan 1.200 kadar yaralının çaresizce beklediği tahmin ediliyor.

Jallianwala Bagh günümüzde hayatını kaybedenleri anmak için yapılan dev bir anıt, müze, açık hava galerisi, patikalı bir park, bu acı günün bir hatırlatıcısı olarak hizmet veriyor. Askerlerin kapattığı dar çıkışın duvarları katliamda hayatını kaybedenlerin anısına yapılan heykellerle kaplı ve o gün mermilerden kaçmak için birçok kişinin içine atladığı kuyu da koruma altına alınmış durumda.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto SeyahatAposto Seyahat

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

😑 Karanlık turizm, Notre Dame'a saygı

Karanlık turizm kavramını ve trajedilerle, ölümlerle anılan seyahat destinasyonlarını inceledik. Yeniden ziyarete açılan Notre Dame'ın tarih boyunca tanık olduğu olayları andık.

22 Ara 2024

YAZARLAR

Deniz Aytekin

Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Aposto Seyahat

Aposto Seyahat, her hafta dünyanın sunduğu tüm hediyeleri keşfetmek, yola çıkmaya değecek deneyimlerin peşine düşmek için e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR