1874 yılında Filibe’de doğan Hafız Sami, daha 4 yaşındayken Osmanlı-Rus Savaşı nedeniyle ailesiyle İstanbul’a göç etmişti. Lakabının ailesinin İstanbul’da yerleştiği yer olan Fatih’teki Hafızpaşa semtiyle benzer olması tesadüf müdür bilinmez ama 10 yaşlarındayken sesinin güzelliği keşfedilince devrin önemli isimlerinden kıraat, Kuran, medrese dersleri almaya başladı. İlk musiki eğitimini de yine aynı şekilde devrin meşhurlarından aldı.
Hafız Sami, mevlit, gazel, kaside, ezan okuyuşunda dönemin akla gelen en önemli ismiydi. İlk defa 14 yaşındayken bir Ramazan günü Fatih Camii’nde mukabele okumaya başladı. Daha sonra Beyazıt ve Yerebatan camilerinde büyük kalabalıklar karşısında bu okumalara devam etti. Özellikle 1900-1910 yılları arasında Fatih Camii’nde öğle ve ikindi saatlerinde okuduğu mukabeleleri dinleyenler kendinden geçer, feryatları caminin kubbesinde yankılanırdı. Rivayetlere göre, gazel okumaya başladığında güvenciler bile uçmayı bırakırdı.

Mehmet Selahattin’in de dediği gibi ricayla minnetle okumaz, canı ne zaman isterse o zaman okurdu. O canı istediği günlerden birinde okumaya başladığında omzuna bir bülbülün konduğunu gören arkadaşları dahi olmuştu. Hatta "Dışarıdaki ölüler dinleyeceğine buradaki ölüler dinlesin." diyerek mezarlığa gidip gazel okurdu. Bu Allah vergisi yeteneğiyle ilgili kendisi “Yedi yaşında idim. Duygumda bir şeylerin, fevkaladeliklerin dalgalandığını ve beni sarsmakta olduklarını sezerdim. Lakin bunların ne olduklarını anlayamazdım. Yaş on beş deyince anladım ki sinirlerimi yakan o ateşler ‘aşk’ imiş.” derken, tiz ve peslerdeki başarısı kadar hiç dinlenmeden 3 saat boyunca okuyabilmesi görenleri hayretler içinde bırakırdı. Bir of çekmesi 3 dakika sürüyordu.
Gençlik yıllarında hem dinî hem de dinî olmayan bir çok eseri plağa kaydetmişti. Bu plaklar çok ilgi görse de dönemin gelişmemiş teknolojisi nedeniyle sesinin güzelliğini tam yansıtamamıştı. Bu yüzden onu canlı dinlemenin yerini hiçbir şey tutmazdı. Yine bir gün katıldığı meclislerden birinde devrin meşhur tamburisi Cemil Bey Hafız Sami’nin sesini duyunca bundan sonra onun olmadığı yerde tambur çalmayacağını söylemişti. Mütareke Dönemi’nde bir Fransız subayı, öldükten sonra gırtlağını Paris’teki bir musiki müzesinde sergilemek için Hafız Sami’ye 10 bin lira teklif etmişti.

Hafız Sami’nin gençlik günlerinden
Onunla ilgili hikâyeler, rivayetler uzayıp gidiyor, ama onu bir kez dinleyen o sesi hayatı boyunca bir daha unutamıyordu. 1912’de bazı ruhi rahatsızlıkları baş gösterdi. 1936’da Gülhane Hastanesi’nde tedavi edildi ancak sonuç alınamadı. Kimilerine göre annesinin vefatından sonra böyle olmuştu. Zaman zaman “Beni yine annemin perileri zapt etti!” diyerek annesinin mezarına gider ve o hüzünlü sesiyle Kuran okurdu.
Zamanla kulakları da duymamaya başladı. Artık bırakın söylemeyi dinleyemiyordu. Ve nihayet 1943 yılının 26 Nisan’ında doktora giderken yolda öldü, Edirnekapı’da Şair Baki’nin yanına gömüldü. Ondan geriye sadece eski birkaç plak ve hikâyeleri kaldı.
Edirnekapı’dan geçerken biraz kulak kabartın, belki Hafız Sami’nin o elem dolu sesini duyarsınız.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
istanbulun üzüm bağları, bağ bozumu, hafız sami, gramofon
27 Eyl 2022

YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



