Orta Doğu'da sular durulur mu?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Dünyada görüp görülebilecek tüm anlaşmazlıkların, gerilimlerin ve uyuşmazlıkların hayat bulduğu yerdir Orta Doğu.
Modern ekonominin en önemli kaynaklarına ev sahipliği yapan, bu nedenle de konumu itibarıyla büyük stratejik öneme sahip olan bu coğrafyanın özelliği ise tüm bu zenginliğe rağmen bitmeyen savaşlara, hukuksuzluğa, diktatörlüğe ev sahipliği yapıyor olmasıdır.
Öyle ki, günümüzde Avrupa’da artık üçüncü sınıf haklar tartışılırken, insanın en temel hakkı olan “yaşama hakkı” bile buradaki insanlara çok görülmekte. Yıllardır bitmeyen ve 18 gün önce tekrar alevlenen savaşın ve böylesi bir istikrarsızlığın içinde yaşam mücadelesi veriyor, Orta Doğu halkı ve Filistinliler.
Neler oldu?
Arap-İsrail savaşı tartışmasız bölge tarihinin en önemli savaşlarından biri olmuştur. 1948’de İsrail’in kurulmasıyla başlayan ve her defasında daha şiddetlenerek günümüze uzanan bu savaşın kazanandan çok kaybedeni var. 7 Ekim’de Hamas’ın "Aksa Tufanı" adı altında başlattığı saldırılar sonucu yaklaşık 3 haftadır devam eden savaşta şimdiye kadar Gazze ve İsrail’de 5 bin’den fazla insan hayatını kaybetti. Saldırının ardından Gazze’yi tamamen ablukaya alan İsrail’in, ilk 10 günde elektrik ve suyu keserek, bölgeye gelen gıda, yakıt ve ilaçların girişini de engellediği biliniyor.
Birleşmiş Milletler’e göre Gazze nüfusunun neredeyse yarısı bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Sağ kalanların çoğu da gitmenin yollarını arıyor; ancak Gazze Şeridi’nin bir ucu İsrail’e, diğer ucu da Mısır’a çıkarken Filistinlilerin nereye gidebileceği büyük bir tartışma konusu. En temel insani ihtiyaçları için uluslararası yardıma muhtaç olan Filistinlilerin neredeyse aldığı nefes bile izne tabi.
Özetle Gazze, insani bir felaketle karşı karşıya.
Savaşın hukuki boyutu
İsrail, saldırıya uğradığı andan itibaren Gazze’de orantısız güç kullandığı ve uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle çokça eleştiriliyor. Uluslararası hukuk ve Uluslararası İnsancıl Hukuk (UİH) kurallarının hem devlet hem devlet dışı aktörler üzerinde bağlayıcı olduğu biliniyor.
UİH bir savaşın nasıl yürütüleceğini belirleyen kuralları oluşturarak (Savaş Hukuku), savaşın gerekçelerinden bağımsız olarak sivillerin yaşayacağı hayati tehlikeyi ve olası hak ihlallerini ortadan kaldırmayı amaçlar. Cenevre Sözleşmeleri de UİH’nin çekirdeğini oluşturmaktadır. Dolayısıyla, herhangi bir çatışmada her iki tarafın da göz önünde bulundurması gereken kurallar varken, mevcut savaşta her iki tarafın da bir dizi savaş suçu işlediğini söylemek mümkün.
Uluslararası hukuka göre herhangi bir saldırıya uğraması hâlinde devletlerin savaş hukuku kuralları çerçevesinde meşru müdafaa hakkı vardır; ancak İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Hamas saldırılarına verdiği yanıt meşru müdafaadan ziyade bir "toplu cezalandırma" olarak adlandırılabilir. "Herhangi bir savaş durumunda bölgedeki sivillerin toplu olarak cezalandırılmaları, öldürülmeleri, rehin alınmaları, temel insani ihtiyaçlarından mahrum bırakılmaları uluslararası hukuka göre savaş suçu olarak teşkil etmekte ve Cenevre Sözleşmelerince yasaklanmaktadır." Buna göre Gazze’yi tamamen abluka altına alarak Filistinlilerin elektrik ve suyunu kesmesi, bölgeye gelecek temel gıda, yakıt ve sağlık malzemelerinin engellenmesi, içinde sivillerin bulunduğu hastane ve kiliselere roketlerle saldırılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin açıkça göstergesidir. (savaş suçlarına ilişkin Roma Statüsü, Cenevre Sözleşmeleri dördüncü muahede, madde 18 & 53).
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Roma Statüsüne bağlı olarak savaş suçları, soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlara bakan uluslararası bir mahkemedir. Her ne kadar İsrail Roma Statüsüne taraf olmasa da Filistin 2015’ten bu yana UCM’ye taraftır. Söz konusu savaş suçları UCM’ye taraf olan Filistin topraklarında işlendiği için, UCM hukuken İsrail’e karşı gerekli yargı sürecini başlatabilir.
Süregelen istikrarsızlık
Orta Doğu’da bitmek bilmeyen insan hakları ihlalleri, şiddet ve istikrarsızlığın başlıca sebeplerinden biri bölgedeki politik sistemin "merkeziyetçi" bir yapıya sahip olmasıdır. Demokratik yönetim biçimi neredeyse hiç olmadığından insanların en temel hakları bile sürekli tehdit altında olmuştur. Jeopolitik konumu itibarıyla özellikle petrol anlamında oldukça zengin olan Arap ülkeleri, bu zenginliği halkın refahı ve demokrasinin inşasında kullanmak yerine her defasında güvenlik ve askerî harcamalara yönelmiştir.
Arap Baharı'nın da fitilini bu zor ve güvencesiz yaşam koşulları, diktatörlük altında baskıcı ve yozlaşmış bir yönetimin reddi, demokrasiye duyulan özlem ateşlemiştir. Arap Baharı her ne kadar hedeflediği sonuçlara ulaşamamış olsa da kitleleri haklarını aramak konusunda daha cesaretlendirmiştir. Geçtiğimiz yıl Mahsa Amini’nin ahlak polisi tarafından öldürülmesiyle birlikte İran’daki kadınların başlattığı direniş de bunun en önemli örneklerinden biri.
Muhtemel sonuçlar
2020’de ABD öncülüğünde imzalanan “İbrahim anlaşmaları” ve son aylarda İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki olumlu gelişmeler, Orta Doğu tarihinde belki de ilk defa gerçekten bir “barış” olabileceğinin sinyallerini veriyordu.
Fakat bu savaşla, tüm umutlar tekrar suya düştü. Savaşın ne kadar devam edeceğini veya nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek zor. Ezeli düşmanı İsrail’in karşısında Hamas’ın en büyük destekçisi olan İran, olası bir kara harekâtında, Hizbullah aracılığıyla bölgeye askerî bir müdahalede bulunabilir.
Zira İran hükümetinin (özellikle Mahsa Amini olaylarının ardından) kendi içinde meşruiyetini geri kazanmak için bu savaşa oldukça ihtiyacı vardı. Bu da savaşın büyümesine neden olacaktır.
İkinci ve daha muhtemel olasılık ise Türkiye ve Katar gibi ülkelerin bir araya gelerek diplomasi yoluyla savaşın bitirilmesine yönelik gerekli adımların atılması olacaktır.
- Yazarın yorumu: 1967’den beri işgal altında olan Gazze’de ilk kez bu boyutlarda can kayıpları yaşanıyor. 360 kilometre karelik bir alanda 2 milyon Filistinli yıllardır adeta bir “açık hava hapishanesinde” yaşayarak, İsrail’in keyfine göre vereceği suya, elektriğe ve temel ihtiyaçlara erişmeye ve hayatta kalmaya çalışıyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yaptıkları anında savaş suçu sayılırken nasıl oluyor da İsrail’in Filistinlilere yaşattıkları "nefsi müdafaa", "demokrasi mücadelesi" oluyor? Batı’nın dilinden düşüremediği “demokrasi” ve “hukuk kuralları”nın bu derece keyfe keder işliyor olması, Batı’nın aslında ne kadar samimiyetsiz olduğunun ispatı. İsrail’in asıl amacı "Hamas’ın sonunu getirmek" adı altında Filistinlilere karşı işlediği sayısız savaş suçunu ve soykırım suçunu hafifletmek. Kaldı ki Gazze’nin hikayesi ve Filistinlilerin mücadelesi Hamas’la başlamadı. Hamas aslında sadece bir oluşum. Onlarca yıldır süren işgalin ve boyun eğdirmeye karşı verilmiş ulusal bir siyasi tepki. Filistin’in birçok ülke tarafından devlet olarak bile tanınmadığını göz önünde bulundurursak yıllardır çözüm diye masaya yatırılan “iki devletli çözüm” fikrinin aslında bir yanılsamadan ibaret olduğunu çok net görebiliriz. Zira ortada ancak niyet ve güven varsa bir çözüm üretilebilir. Bunların hiçbiri yokken ve mevcut hâliyle “iki devletli çözüm” fikri sadece tek bir tarafa hizmet ederken bunun bölgeye ne derece barış getirebileceği de bir başka tartışma konusu.
İstikrarsızlık, şiddet, insan hakları ihlalleri Orta Doğu coğrafyasında hep var olmuştur. Bunun nedeni demokrasi kavramının bölgeye yayılmasının engellenmesidir. Orta Doğu’ya demokrasi gelebilir. Fakat demokratik bir Orta Doğu’da Batı hiçbir zaman çıkarlarını elde edemeyeceği için, bitmek bilmeyen sorunlar ağı oluşturmak ve onları körüklemek Batı’nın her zaman işine gelmiştir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İsrail ve Hamas arasındaki savaşın ardından Orta Doğu coğrafyasındaki gerilimlerin nedenleri ve sonuçları, yine savaşın yarattığı toplumsal kutuplaşmanın ABD ve ABD'deki üniversiteler üzerinden bir okuması.
25 Eki 2023

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?

7-8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da toplanan NATO liderler zirvesi, ittifakın kendisi hakkında çok daha derin soru ve sorunları gündeme getiriyordu. Avrupa merkezli NATO ile Donald Trump başkanlığındaki Amerikan yönetiminin zıt tutumları nedeniyle Atlantik ötesi ilişkiler giderek karmaşıklaşıyor, anlaşmazlıklar derinleşiyor ve kapsamı genişliyor. Peki Türkiye bu denklemde nerede duruyor?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?



