ÖZEL RÖPORTAJ - Siyaset Bilimci Francis Fukuyama

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Liberal demokrasi, küresel çapta bir kriz döneminden geçiyor. Otoriter rejimler güçlenirken ve sayıları artarken, liberal demokrasiyle yönetilen ülke sayısı azalıyor. Liberal demokrasinin mevcut durumunu nasıl yorumluyorsunuz? Demokrasinin içinde bulunduğu krizin temel dinamikleri neler? Demokratlar, liberal demokrasiyi küresel çapta restore etmek için ne yapmalı?

Liberal demokrasiye yönelik birden fazla tehdit var. Mevcut konjonktürde, Rusya ve Çin’in başını çektiği bir jeopolitik tehdidin olduğunu söyleyebiliriz. Bu tehdit, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle askerî bir tehdide dönüştü. Bu ülkelere, askerî güç kullanarak demokrasilerden kurtulamayacaklarını göstermenin gelecek dönemde yaşanabilecek olası bir askerî saldırıyı da engelleyebileceğini düşünüyorum çünkü Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Çin’in de Tayvan’ işgalini tetikleyeceği yönünde bir korku oluştu.
Diğer ülkelerde, özellikle Türkiye'de, mücadele iç politika düzeyinde yürütülüyor. Burada temel mesele seçimleri kazanmak. Bence, muhalefetin seçimleri kazanabilecek kadar iyi organize olması durumunda Türkiye’de demokrasinin bir geri dönüş yapma şansı var.
Bu, ABD’de bizim için de geçerli. ABD’de de kendimize özgü popülizmi yenebilmenin tek yolu seçimleri kazanmak. Kasım ayında yapılan ara seçimlerde, birçok Trump destekçisi adayın kaybetmesi Amerikan demokrasisi için büyük bir kazanımdı. Bu seçimlerde elde edilen kazanımların, seçimlerin hala mümkün olduğu her ülkede elde edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Maalesef, birçok ülkede otoriter rejimler, seçimleri bir siyasi değişim aracı olmaktan çıkaracak kadar güçlendi. Bu ülkelerde, otoriter rejimlerle çok daha uzun vadeli bir mücadele yürütülüyor. Türkiye’nin henüz bu noktada olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle son 10 yılda Türkiye’de görülen otoriterleşme trendini tersine çevirebilmek için seçimler büyük bir fırsat sunuyor.

Türkiye'de demokrasiyi savunan Millet İttifakı seçimleri kazanırsa, ne gibi zorluklarla karşılaşabilir? Demokrasiye verilen hasarı onarmak kolay olacak mı?
Bu çok zor olacak. İlk büyük mücadele ekonomi olacaktır. Erdoğan’ın kasti ve çılgın para politikası nedeniyle Türkiye’deki enflasyon çok yüksek seviyelere ulaştı. Büyük bir bütçe açığı var ve para arzının dizginlenmesi gerekiyor.
Ekonominin rayına oturtulması acı verici önlemler gerektiriyor çünkü faiz oranlarının yükselmesi gerekiyor. Bu önlemler aynı zamanda bir resesyonu da tetikleyecektir. Bu mirası devralacak olan hükümeti büyük zorluklar bekliyor. Öte yandan, yanlış bir yönde ilerleyen Türkiye ekonomisinde büyük bir politika değişikliği yapılmazsa, durum daha da kötüye gidebilir.
Demokratik yönetimle ilgili önemli olan başka meseleler de var. İktisat Kongresi’nde yaptığım konuşmada söylediğim gibi, insanların demokrasiden talepleri büyük oranda yerel ve hükümetin vereceği hizmete odaklı. Bu nedenle, depreme hızlı ve etkin bir cevap verilememesi mevcut hükümete büyük zarar veriyor. Yeni hükümetin de yol yapacak kapasiteye, elektrik dağıtacak altyapıya ve insanların şeffaf, demokratik bir yönetimden talep ettikleri günlük ihtiyaçlarının karşılanması konusunda yeterli güce sahip olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Demek istediğim, yeni hükümetin bu konulara odaklanması gerektiği.
Türkiye’de demokrasi yanlısı muhalefet, otoriter popülist iktidarı devirmek için farklı ideolojilerdeki partileri içeren geniş bir ittifak kurdu. Bu seçim stratejisi, Macaristan’da Orban’a karşı başarısız oldu ancak İsrail’de Netanyahu’ya karşı zafer kazandı. Öte yandan, koalisyon içindeki anlaşmazlıkların Netanyahu’yu yeniden iktidara getirdiğini de gördük. Siz, otoriter hükümetleri devirmek için geniş bir demokrasi koalisyonu kurmanın başarılı ve sürdürülebilir bir strateji olduğunu düşünüyor musunuz?
Başka bir alternatif yok. Siyasi gücünüz olmadan demokrasiyi restore edemezsiniz. Mevcut durumda, siyasi güç elde etmenin tek yolu seçimleri kazanmak. Böylesi geniş bir koalisyon kurmadan da seçimleri kazanamazsınız. Geniş bir demokrasi koalisyonu kurma stratejisinin Macaristan’da veya başka ülkelerde işe yaramaması bunun başarısız bir strateji olduğu anlamına gelmiyor. Türkiye’de demokrasiye inanan insanlar bir koalisyon oluşturmaya ve iktidara gelmeleri durumunda uygulayacakları politikaların kamuoyu tarafından benimsenmesine odaklanmalılar.
İktisat Kongresi’ndeki konuşmanızda, ortak bir milli kimlik yaratılmasının demokrasinin onarılmasındaki öneminden bahsettiniz. Milliyetçilik ve milli kimlik, laiklik tartışmaları ve Kürt meselesi nedeniyle Türkiye’de her zaman önemli bir tartışma alanı olmuştur. Etnik veya dini bir çatışmaya düşmeden Türkiye’de ortak bir milli kimliğin nasıl yaratılabileceğini düşünüyorsunuz?
Türkiye’de milli kimliğin din üzerinden şekillenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Atatürk’ün en önemli başarılarından biri Türk milliyetçiliğini dinden bağımsız bir şekilde yeniden tanımlamasıdır. Bunun nedeni de bildiğiniz üzere din konusunun çok ayrıştırıcı bir alan olmasıdır. Orta Doğu’daki birçok ülkede görülen hizipleşmenin temel nedeni de budur. Bu ülkelerin çoğunluğunun Müslüman ülkeler olmasına rağmen İslam dünyasında büyük ayrışmalar mevcut. Türkiye’de de seküler ve muhafazakâr insanlar arasında büyük bir kutuplaşma var. Bu nedenle, eğer milli kimliği din üzerinden tanımlarsanız büyük sosyal çatışmaların yaşanması kaçınılmaz hale gelir. Liberalizmin ortaya çıkışının temel nedenlerinden biri de budur.
Liberalizm fikri, Avrupa’daki din savaşlarının ardından 17. yüzyılın ortalarında canlandı. Avrupalılar, Protestan-Katolik ayrışması nedeniyle 150 yıllarını birbirlerini öldürmekle harcadı. Aslında hepsi Hristiyandı ancak mezhepsel ayrışmalar içerisindeydiler. Liberalizm ideolojisi, insanların dini farklılıklarına rağmen barış içinde yaşayabilecekleri bir toplum inşa etmek için yaratıldı. Ben, Türkiye’nin de böyle bir toplumsal barışa ihtiyacı olduğuna inanıyorum.
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin mevcut durumunu nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye’nin AB üyeliği ideali demokratikleşme sürecinin önemli bir parçasıydı. Muhalefetin seçimleri kazanması durumunda üyelik görüşmelerinin tekrar başlayacağını düşünüyor musunuz? Yoksa, yıllar süren yıkımın ardından artık çok mu geç?
Bence, Avrupa’nın Türkiye’nin üyeliğini yeniden değerlendirmeye hazır olması biraz zaman alacak. Muhalefet seçimleri kazansa bile, koalisyonun istikrarlı olup olmayacağı veya Erdoğan’ın ve anti-demokratik güçlerin yeniden iktidara gelip gelmeyeceğine dair birçok belirsizlik olacaktır. Türkiye'nin istikrarlı bir demokratik yola döndüğü netleşene kadar Avrupa muhtemelen isteksiz davranacaktır.
Şu anda diğer bir sorun da AB'ye girmek için çok fazla rekabet olması. Ukrayna ve Moldova gibi yıllardır bekleyen çok sayıda Doğu Avrupa ülkesi var. Mevcut üye ülkelerin birçoğu, yeni üyelerin politikalarının ne olduğundan emin olana kadar yeni üyeleri kabul etme konusunda isteksiz.
Macaristan önemli bir örnek. İstikrarlı bir demokrasi olarak görülüyordu ve AB'ye girdi. O zamandan beri otokratik bir yönetim haline geldi. AB'nin ise bu tür gerilemelerle başa çıkabilecek bir mekanizması yok. AB sadece Türkiye'yi değil, herhangi bir aday ülkeyi üyeliğe kabul ederken çok dikkatli olacaktır.
Son sorum dünya ile ilgili. Katılıyor musunuz bilmiyorum ama kuzey yarımkürede sağ popülizmin yükselişi küreselleşmenin olumsuz sonuçlarının bir sonucu olarak yorumlanıyor. Güney yarımkürede sağ popülizmi yükselten neden ise yeni bir orta sınıfın yükselişi olarak görülüyor. Ancak sonuç dünyanın her iki yarısında da aynı oluyor. Küreselleşmenin farklı bölgelerdeki farklı sonuçları nasıl aynı çıktıyı, yani sağ popülizmin yükselişini doğuruyor?
Aslında bunun sadece yarımküreler arasındaki farktan kaynaklanmadığını düşünüyorum. Popülizmin çok farklı çeşitleri var. Popülizmin klasik biçimi sol kanat popülizmiydi. Bunu hâlâ pek çok yerde görebilirsiniz. Örneğin Latin Amerika'da, Şili'de, Kolombiya'da, Peru'da seçilmiş bir dizi popülist başkan var. Bunlar Avrupalı popülistler gibi değiller. Daha geleneksel insanlar ve ekonomik eşitsizlik konusunda endişeliler. Bu durum güney yarımkürenin pek çok yerinde geçerli.
Diğer bir düşünce ise Batı'nın küresel ekonomi üzerindeki hakimiyetine duyulan kızgınlık. Bu illa ideolojik olmak zorunda değil, sömürgecilik deneyimi ve son birkaç on yıllık batı politikaları. Batının küresel kurumlara hakim olmaya devam etmesi insanları mutsuz etti.
Bunların hepsi ayrı nedenler ve tek bir çözümle iyileştirebileceğinizi sanmıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
"Türkiye’de demokrasiye inanan insanlar bir koalisyon oluşturmaya ve iktidara gelmeleri durumunda uygulayacakları politikaların kamuoyu tarafından benimsenmesine odaklanmalılar."
21 Mar 2023

YAZARLAR

Bartu Özden
Politics editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




