Pandemi gölgesinde ifade özgürlüğü

Friedrich Naumann Özgürlük Vakfı’nın düzenlediği sergi ve panel ifade özgürlüğü konusunda tartışmalara sahne oldu.
Pandemi gölgesinde ifade özgürlüğü

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Friedrich Naumann Özgürlük Vakfı’nın 27 Mayıs günü Almanya Başkonsolosluğu’nda düzenlediği “Pandemi Gölgesinde İfade Özgürlüğü” temalı fotoğraf sergisi ile panele katıldım.

Herkesin sürekli fotoğraf çekebildiği günümüzde kıymeti tam olarak anlaşılmasa da foto-muhabirliği anların ölümsüzleşmesi ve yaşananların görüntüleriyle arşivlenmesi için olmazsa olmaz bir meslek. Sergideki tüm fotoğraflar, Türkiye’de insan hakları ve ifade özgürlüğü için mücadele veren aktivistlerin yaşadıklarını çarpıcı şekilde gözler önüne seriyordu.

Migros çalışanlarının protestosu – Ozan Acıdere

Pandemi gölgesinde 1 Mayıs – Vedat Örüç

İstanbul Sözleşmesi Yaşatır eylemi - Ateş Alpar

"Pandemi siyasal baskı aracı haline geliyor"

Almanya Başkonsolosu Johannes Regenbrecht yaptığı açılış konuşmasında ifade özgürlüğünün önemini “baskının sistematik hale geldiği" bir sistem olan Çin örneği üzerinden anlattı. Çin’de “korku salan bir devletin karşısında güçsüz bırakılan halkın” pandemi gerekçesiyle getirilen toplum sağlığı önlemlerinin altında ezildiğini, pandeminin siyasal baskı aracı haline getirildiğini ifade etti. Çin halkının düşüncelerini özgürce dile getiremediğini söyleyen Başkonsolos, “diplomatik bir dille” Türkiye’de de önlemlerin araçsallaştırıldığını ekledi.

"Pandemi ifade özgürlüğünün durumuna ışık tutuyor"

Etkinlikte Almanya Anayasa Mahkemesi eski yargıcı Prof. Dr. Dr. Udo di Fabio da konuştu. İfade özgürlüğünün hukuk devletinin çok temel bir ilkesi hatta ikizi olarak görüldüğünü, “totaliter rejimlere karşı en büyük silah” olduğunu söyleyen emekli yargıç, pandeminin farklı ülkelerde ifade özgürlüğünün durumuna ışık tuttuğunu öne sürdü. Hukuk devletlerinde bilimin gerekli gördüğü kısıtlamalar uygulandığını, otoriter devletlerdeyse bunun çok ötesine geçildiğini belirtti.

Di Fabio, özgürlüğe dayanan toplumlarda yaşamanın zorluğunu, yanlışın ifade edilmesine izin verilerek doğrunun bulunmasının temel ilke olmasıyla açıkladı. Özgürlükçü uygulamaların kısa vadede olumlu sonuç vermediğini, örneğin Çin’deki karantina uygulamalarının başta dünyanın en başarılı örneği olarak görüldüğünü ancak uzun vadede baskıcı önlemlerin umulduğu kadar fayda sağlamadığının anlaşıldığını vurguladı.

İfade özgürlüğünü “bütün insanların bütün haber kaynaklarına eşit ve özgür şekilde erişebilmesi, özgürce yayabilmesi” olarak tanımlayan di Fabio, basına ancak yasal bir temel üzerinden müdahale edilebileceğini söyledi. Bunu da özgürlüğe dayanan sistemi sarsma girişimlerinin engellenmesinin gerekliliğiyle açıkladı. İfade özgürlüğünü suiistimal eden ırkçı Nazilerin Almanya’da iktidara gelerek anayasayı yasaklaması örneğini verdi, bugün Almanya’da Nazi propagandası yapmanın yasak olduğunu hatırlattı.

"İfade özgürlüğünün sınırlarını yargıçlar denetler"

Emekli yargıç, Soğuk Savaş’ın demokrasinin zaferiyle sonlanmasının, Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezinin genel kabul görmesinin 30 yıl ardından, ABD dahil pek çok ülkenin demokratik kazanımlarından taviz vererek otokrasiye doğru yöneldiğini “dehşet içinde” izlediğini ifade etti. Bu yüzden bugün, ifade özgürlüğünün değerini daha önce hiç konuşmadığımız kadar çok konuşmak zorunda olduğumuzu öne sürdü. ABD’de aksi yönde hiçbir yasal kanıt olmamasına rağmen toplumun sadece %55’inin Başkan Joe Biden’ın kazandığı seçim sonucunun yasal olduğuna inandığını, internet ortamında özgürlüğün tehdit edildiğini söyledi. 2016’da başkanlığa internetteki dalgayla taşınan Donald Trump’ın şiddet yoluyla demokratik geçişi engellemeye teşvik ettiği Kongre baskınını hatırlattı. Otokratların ifade özgürlüğünün tanımını kendi avantajlarına olacak şekilde değiştirmeye çalıştığını, bunun “sınırda ve çok tehlikeli bir hareket” olduğunu söyledi. Bu sınırın yalnızca uzman yargıçlar tarafından denetlenebileceğini, otokrat liderlerin ifade özgürlüğü tanımlarının geçerli olmayacağını savundu.

Di Fabio, ifade özgürlüğünü kısıtlayan otokratların uzun vadede bundan kendilerinin de zararlı çıkacağını yine Çin örneği üzerinden anlattı. Örneğin Çin’de etkili bir muhalefet olsa, batıda pandeminin hafiflemesinde çok etkili olan m-RNA teknolojisiyle üretilmiş aşıların satın alınması için bir baskı oluşabileceğini, bunun şu an pandemiyi sonlandırmakta güçlük çeken Çin hükümetinin de işine yarayacağını belirtti. Di Fabio, sözlerini Anıtkabir ziyaretinin Türkiye’nin kuruluşundaki aydınlanmacı, öncü, modern vizyonu görmesini sağladığını ve bunun Türkiye için büyük bir şans olduğunu söyleyerek bitirdi.

"İfade özgürlüğü elitlerin sorunuydu, halkın sorununa dönüştü"

Konuşmanın ardından gazeteci Nevşin Mengü moderatörlüğünde Türkiye’deki ifade özgürlüğünün ele alındığı bir panel düzenlendi.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nden Veysel Ok, Türkiye’de ifade özgürlüğünün her daim kısıtlandığını ancak eskiden bunun sadece kendini ifade edecek alana sahip elitlerin sorunu olduğunu öne sürdü. Ok, herkesin kendini ifade edeceği bir platforma sahip olduğu bugün ise ifade özgürlüğünün bir halk sorununa dönüştüğünü, ifadelere yönelik yargı denetiminin herkesi kapsar hale geldiğini savundu. Bilgiyi tekelleştirme çabasındaki bir iktidar döneminde yalnız akademisyenlerin ve aktivistlerin değil, gitmek istediği konser yasaklanan sıradan vatandaşların da ifade özgürlüğünün kısıtlandığını söyledi. İnsanların siyasi düşüncelerini ifade etmelerini ve yönetime yansıtmalarını sağlayan seçimlerin ne kadar özgür ve güvenli olacağının da yakında görüleceğini ekledi.

İfade özgürlüğünün uzantısı olarak toplantı ve gösteri özgürlüğü

Cumartesi Anneleri’nden Sebla Arcan, 27 yıldır her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda toplanarak zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin ifade özgürlüğünün bir uzantısı olan toplantı ve gösteri özgürlüğünü kullanarak akademi ve medyanın etkisiz kaldığı bir ortamda zorla kaybetmeleri ifşa ettiğini söyledi. Arcan, 700’üncü buluşmada ağır bir polis şiddetine ve daha sonra yargılamalara maruz kaldıklarını, 700 hafta boyunca suç olmayan bir eyleme aniden müdahale edilmesinin eylemi toplum nezdinde kriminalize etme amacı taşıdığını anlattı.

Antik çağlardan beri meydanların halkın bir araya gelerek düşüncelerini ifade etmesine yaradığını ancak bugün Galatasaray Meydanı’nın gösterilere kapatılmış olmasının ifade özgürlüğüne darbe vurduğunu belirtti. Vatandaş olmanın hak sahibi olmak anlamına geldiğini söyleyen Arcan, toplantı ve gösterileri engelleyen 2911 numaralı kanunun toplantı ve gösteri özgürlüğünü garanti altına alan anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Bu yasa değişse de esas olanın yasakçı zihniyetin değişmesi olduğunu öne sürdü.

Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni ve film yönetmeni Can Candan ise “kayyum rektör” atamasına karşı çıkan üniversitesinin başına gelenlerin Türkiye’de ifade özgürlüğünün durumunu net şekilde özetlediğini belirtti. Candan ayrıca “Barış İçin Akademisyenler” bildirisini imzalayan akademisyenlerin görevden uzaklaştırılmasının ve beraat etmelerine rağmen işlerine dönmelerine izin verilmeyerek cezalandırılmalarının, kendisinin Türkiye İşçi Partisi lideri Erkan Baş’ın sözlerini hiç yorum yapmadan alıntılayarak paylaşmış olmasına rağmen cezalandırılmasının ya da üniversitede danışmanlığını yaptığı LGBTİ+ kulübünün habersiz şekilde kapatılmasının ifade özgürlüğü ile çeliştiğini detaylıca anlattı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

İfade özgürlüğü: Sınır nedir? Durum nedir?

İfade özgürlüğünün sınırlarına dair tartışmalar, Türkiye'deki ifade ve basın özgürlüğünü değerlendiren raporlar, "Pandemi Gölgesinde İfade Özgürlüğü" panelinden notlar

02 Haz 2022

ACLU

YAZARLAR

Bartu Özden

Politics editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Merve Us Acıoğlu

·

04 Ağu 2026

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

Emircan Yaman

·

04 Ağu 2026

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Faik Bulut

·

01 Ağu 2026

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Melisa Gülbaş

·

30 Tem 2026

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?