İmkansız Üçlü: İklim krizi, şehirler ve cinsiyet eşitliği

Neredeyse bir aydır farklı farklı açılardan “şehirleri” inceliyoruz. Bu sefer de iklim krizi ve cinsiyet eşitsizliğini, şehirlere de dokunarak işlemeye çalışacağız. Konu sonra başka yerlere gidebilir, ama başlangıç noktamız şehirler.
Bu yazı son değil. İklim krizi ile mücadele tamamlanana kadar, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanana kadar bu konuları işlemeye devam edeceğiz.
Umarım ömrümüz yeter…
Konuya detaylı olarak geçmeden 18 dakikanızı alalım ve şu TEDx konuşmasına bir göz atalım:
Sirkeci tren garının önünde, merdivenlerden birkaç basamak indikten sonra denize bakıp söylenen “İstanbul, sen mi büyüksün yoksa ben mi?” sorusu artık sadece bireysel bir meydan okumadan ibaret değil.
Çünkü soruyu soran öznenin, BEN’in cinsiyetine göre cevap da değişiyor. Kabul edelim. De-ği-şi-yor…
Yaşayan birimler olan şehirler için de bu gerçek değişmiyor.
Erk egemen toplum ve eril yönetim altındaki şehirler, kültür ve kimlik sorunlarını da beraberinde getiriyor. Şehirlerin, akıl almaz bir çoğunluğu da bu şekilde [Not: bilimsel bir veri değil bu. Ama araştırması vardır. Bulan varsa lütfen göndersin. Belki de zaten o kadar net bir çıkarım ki, bilimsel bir araştırma yapılmasına gerek bile olmadan kabul edilmiştir.]
Kadının ve erkeğin toplumsal ve kültürel olarak belirlenen rol ve sorumlulukları ile birlikte mekanlar artık cinsiyetli düşünülüyor. Kadın için, erkek için ve LGBTQ+ birey için de şehir tanımı farklılaşıyor.
Çoğu erkek için güven hissi uyandıran mekânlar, pek çok kadın ve LGBTQ+ birey için korku ve endişe hissinden başka bir şey barındırmıyor. Arka sokakları, karanlık alanları ve kör noktaları ile kadına korku salan kent, erkek için belki de özgürleşme alanı sunuyor.
İklimsel Cinsiyet Eşitsizliği
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunu sadece kamusal alandaki mevcut düzen ve toplumsal algı ile kısıtlı kalmıyor. Gıda güvensizliği, sosyo-ekonomik yetersizlikler, yangınlar, aşırı hava olayları, susuzluk ve göç gibi etkiler ile gelen iklim krizi de şehirlerdeki yaşam koşullarını şiddetlendiriyor.
2019 verilerine göre doğal kaynak tüketiminin %75’inden, enerji kullanımının %60-75’inden ve sera gazı salınımlarının %70’inden sorumlu olan şehirler kent yaşamını ve toplumsal cinsiyet rollerini yeniden şekillendiriyor. Temiz ve güvenli geçim kaynağına ulaşmak için erkekler göç etmek durumunda kalırken, kadınlar ise geride kalarak tüm bu çatışma ortamının içinde çocuk, ev veya yaşlıların bakımını üstleniyor. Aşırı sıcaklar ölü doğum oranlarını arttırırken, anne-bebek sağlığını da olumsuz etkiliyor.
Kim suçlu diye sorduğumuzda, durum şöyle.
O bunu, bu onu, şu seni, bu beni gösteriyor. İlginç olan son zamanlarda bu konuya deliler gibi kafa patlatan, her söylediğine dikkat eden bir kişinin haddini aşan ufacık bir lafıyla “cancel culture” kurbanı olmasına rağmen, eşitsizlik konusunda umarsız olan milyarlar (evet MİLYARLAR) hiç sallamadan işin içinden sıyrılabiliyor.
Asıl problem ne?
“Aslında problem bir temsil eksikliği"
World Economic Forum’un “Global Gender Gap Report 2021” verilerine göre Türkiyede parlamentoda kadınlar % 17.3 oranında bulunurken, bakan pozisyonunda ise % 11.8 oranında bulunuyorlar. Son 50 yıldaki kadın/erkek devlet başkanı oranı ise 0.06 olarak görülüyor. Ayrıca iklim değişikliğine uyum ve etkileri ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği ortak kümesinde yeteri kadar çalışma da bulunmuyor.
Bu durum bize şunu gösteriyor. Kamusal hayatta kadını veya LGBTQ+ bireyi temsil eden, kimse yok. Şehir planlaması ve yönetimi de iklim krizine uygun şekilde biçimlenmiş durumda değil.
Peki çözüm ne? Çözüm basit. Karar mercilerinde ve yönetimde herkesin yer aldığı, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve iklim değişikliği ile mücadeleye dayalı, adil bir şehir planlaması ve yönetimi.
İstanbul, sen mi büyüksün; iklim değişikliği mi?
Klasik Yeşilçam sorusunu sorup, İstanbul’a meydan okuyanların ne kadar başarılı oldukları meçhul. Zira İstanbul artık hepimizi yutan bir karadelik. Soruyu değiştirip yeniden sormanın vakti geldi.
Cevap ise basit, çözüm odaklı ve sorunun içinde saklı.
“Hiçbirimiz büyük değiliz. Hepimiz EŞİTİZ. Ve bir an önce iklim değil bizler DEĞİŞMELİYİZ”
Bitirirken
Esmiyor Post!’ta bitirirken arada kaynaklar vermeyi seviyoruz, biliyorsunuz. Kabul edin, siz de biliyorsunuz. Buyurunuz buradan:
Ayrıca yukarıdaki tasarımın da yaratıcısı aktivist tasarımcı Yasemin Sayıbaş Akyüz’ün iklim krizi ile ilgili eserlerine de bizce bir bakın!
Yazar: Rabia Yavaş
Yardımcı Yazar: Derin Altan
Editör: Merve Apaydın
Araştırma: Rabia Yavaş
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Çünkü bazı fikirleri 3-4 kelimeyle özetlemek neredeyse imkansız. Her neyse, şehirler serimizi tamamlıyoruz. İlk kez de bir röportajımız var.
09 Haz 2022

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR



