Şehrin Takımı: Adana Demirspor

Şehrin Takımı’nın beşinci konuğu Adana Demirspor! Adana Demirspor taraftarları Mustafa Uçar, Yavuz Yıldırım, Macivert, Bilal Nur, Meral Ateş ve Can Erköse sorularımızı yanıtladı.
Şehrin Takımı: Adana Demirspor

Barış Korkmaz

Adana Demirsporlu olma hikayenizi öğrenebilir miyim? Adana Demirsporlu olmak nasıl bir kimliği taşımak anlamına geliyor?

Mustafa Uçar: Demiryolcu bir aileden geliyorum. Dedem tren makinisti, amcalarım Demiryolları’nda işçiydi. Babam Demirspor altyapısında oynadı, kulüpte idarecilik de yaptı. Trenler ve Adana Demirspor hayatımın her zaman içindeydi.

Adana Demirsporlu olmak, ülkede futbol kültürüne sahip bir şehrin takımının taraftarı olmak demek. Bir ekol diyebilirim bu takım için. Gerek sportif olarak gerekse tribün anlamında Türkiye’de öne çıkan bir geçmişi var Demirspor’un. Baktığınızda bu tarz ekol kulüpler fazla kalmadı, bu bakımdan değerli buluyorum. Dolayısıyla her şeyden önce hem şehrinin takımını destekleyen hem kendi rengini ortaya koyabilen bir takımın taraftarı oluyorsunuz. Şehrinizle özdeşleştirilen kimliğin, tribünde de kendini göstermesi ile “Adanalı” kimliğini spor arenasında temsil ediyorsunuz.

Yavuz Yıldırım: Adana, Demirsporludur. Adana’da yaşayıp Demirsporla temas etmemek mümkün değil. Aileden, arkadaş çevresinden bir şekilde o teması alırsın. Biz özellikle Ankara’da bir araya gelip Ankara Tayfası’nı oluşturan ekiple deplasmanlara gide gele bu kimliği artırarak geliştirdik. Demirsporlu kimliği de biraz bu dayanışma duygusuyla gelişen bir durum.

Macivert: Benim büyüdüğüm mahallede herkes Demirsporluydu. Babam, annem takım tutmazdı ama ben kaçamadım çünkü çok değişik seviliyordu, besteleri bize benziyordu. Nasıl anlatsam? Yani Çukurova’ya benziyordu. Hep Demirspor sempatisi vardı kendiliğinden olan. Üniversiteye gittiğimde takip etmeye ve maçlarına gitmeye başladım. Bir kimlik kazanmak gibi hissediyordum bunu ve buna sahip çıkıyordum. Şimdi düşününce anlıyorum, o zamanlar zaten yaşımın ödevi bir kimlik kazanmaktı. Demirspor benim kimliğimi oluşturma sürecimi başlattı. Zaman içinde edindiğim dostlukları, bir şeye ne olursa olsun inanma hissini, birçok insanla da bunu paylaşma duygusunu sevdim. Erkek kardeşimi de ilk ben maça götürdüm ve onun hikayesini başlatan kişi olmaktan dolayı mutluyum.

Bilal Nur: Öncelikle bizim hikayemiz sokak aralarında oynanan maçlarda giyilen formaların içinde şehrin takımını tutmanın verdiği mutluluk ve özgüvenle başlayan, sonrasında tribünlere taşan; tribünlerden dostluğa, kardeşliğe, mücadeleye uzanan bir hikaye. Adana Demirsporlu olmak renklerin ağırlığını sonuna kadar hissetmek, emek ve iş gücüyle kurulmuş bir takımın neferi olmak ve hiçbir zaman vazgeçmemektir.

Meral Ateş: Babamın Demirsporlu olmasından dolayı çocukluktan bu yana “Adanaspor mu, Adana Demirspor mu?” diye sorulduğunda, cevabım tabii ki Demirspor olmuştur. Ancak tribüne adım atışım, uzun yıllar Ankara’da yaşadıktan sonra 2005 yılında Adana’ya dönüş yapmamla başlamıştır. Tribünlerdeki birlik, beraberlik ve uyumu görünce zaten maç kaçırmamaya başladım ve olanlar oldu.

Adana Demirsporlu olunca taşıdığınız kimlik de Adana Demirspor kimliği olur, diğer kimlikleriniz bu noktada önemsizdir.

Can Erköse: Adana Demirspor ile tanışmam geç oldu, bunun sebebiyse ailemizde fazla Demirsporlu olmaması. Bir de üç takımın empoze edildiği bir ülkede, bunun yanında başarıya ve güce tapılmasıyla, kendi şehrinizde böyle şeyler yaşamanıza sebep oluyor. Ailemizde Adana Demirsporlu olanlar vardı ancak bizim Adana Demirspor ile tanışmamızı istemiyordu. Çünkü tehlikeliydi. Şehrin kötü çocukları olarak bakılıyordu. Lisede tanıştığım bir arkadaşım vardı, adı Metin, sınıfta sürekli teneffüs aralarında besteler söylerdi. Arkadaştan besteleri öğrendik. Kuzenim de Demirsporluydu, ondan habersiz kardeşi ile maça gittik. Sonrasında İstanbul saltanatını eleştirmeye başladık. Sadece Adana Demirspor dedik. Adana Demirspor-rahmetli Büyük Başkan Bekir Çınar’ın dediği gibi-muhaliftir, Demirsporlu aykırıdır. Bu kimlik kim gelse değişmez. Muhalif, aykırı ve asi bir kimliği barındırır.

Adana Demirspor uzun yıllardır Süper Lig’de yer alamamasına rağmen normal zamanda tribünlerini hep dolu görüyoruz. Adana şehri için Adana Demirspor ne ifade ediyor? Adana’da veya Adana dışında taraftarlık nasıl yaşanıyor?

Mustafa Uçar: Adana Demirspor bu bakımdan ciddi bir sosyolojik incelemeyi hak eden bir kulüp, bir camia. Türkiye’de futbolun zirvesinden 26 yıldır uzak olmasına ve bu zaman zarfında profesyonel liglerin en altına kadar inmesine rağmen inanılması güç bir şekilde taraftar sayısını artırmayı başarmış bir takım. İşte burada yukarıda bahsettiğim o kavram devreye giriyor: Ekol olmak. Demirspor kendince bir efsane, geçmişe dair bir mit. Elbette sahada efsane oynamıyor ancak taraftar kanadında sanıyorum adı konmamış bir ideal var, taraftar da bu idealin peşinde. Tribünün büyük çoğunluğu 26 yaşından genç insanlardan oluşuyor, hiçbiri Süper Lig görmedi ama sanki hepsi örneğin 1976’yı, 1983’ü ya da 1994’ü yaşamış gibi bu takımın peşindeler. Bu izahı çok zor bir olgudur.

Adana şehri, bana göre aşırılıkların şehri. Zenginlik ve fakirlik, sevgi ve nefret uçlarda yaşanıyor burada. Sosyal, ekonomik ve psikolojik olarak uçlarda yaşayanlar Demirspor çatısı altında buluşuyor. Elbette bu tipte bir şehrin takımının da uçlarda performans göstermesi normal hale geliyor. Bir sene Türkiye Kupası’nda çeyrek final ya da ligde play-off finali oynayıp öbür sene düşmeme mücadelesi veriyor. Bu-tüm negatif anlamlarıyla birlikte-heyecanın ve aksiyonun hiç bitmediği bir takım görüntüsü çiziyor. Aynı Adana gibi. Bizde boş sezon yok yani.

Adanalılar şehirlerinden çıktıklarında hemen her sohbette Adanalılıklarını ortaya koyarlar, arkasından da Adana Demirsporluluklarını. Bir tür apolet gibi taşınıyor bu. Ana akımdan farklı olmanın verdiği bir haz var sonuçta. Adana ve Adana Demirspor “farklı” sıfatını sonuna kadar hak ediyor. Adana’da taraftarlığı yaşamak kolay ve keyifli. Şehirde-diğer takıma göre-dominant pozisyonda olmanın avantajları kullanılıyor. Bir de fiziksel olarak da takımla temas kurmak, dolayısı ile sahiplenmek oldukça kolay. Adana dışındaki taraftarlar da birbirlerini sosyal medyada bularak hızlıca organize oluyorlar. Örneğin, Bolu’daki bir deplasman maçına Adana’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan, İzmir’den araç kalkıyor. Münferit olarak başka illerden gelenleri de ekleyince ortaya çok büyük bir organizasyon çıkıyor.

Yavuz Yıldırım: Kent futbolu seviyor. Geçmişte başarılı olunan dönemler var. Onun mirası önemli. Başarı beklentisi her zaman var tabii ki, ama stada gitmedeki tek hedef de maç kazanmak değil. Bazen bir futbolcuyu izlemek, ona tutkuyla bağlanmak bile insanları tribüne çekmiş. Bugünün sürekli değişen kadrolarında bu biraz zor tabii ama eskiler özellikle “Şu futbolcu şuradan bir şut çektiydi” diye anlatırdı biz çocukken maç sırasında. Yani sadece galibiyet için değil, o futbol tadını almak için de kentte stada gidiliyordu. Ayrıca alt liglerin ayrı bir keyfi var. Her şey Süper Lig’den ibaret değil.

Macivert: Süper Lig’de olması hepimizi mutlu eder ama olmaması da bizi uzaklaştırmaz çünkü zaten iyi futbol izlemek için veyahut sık sık şampiyonluk görmek için var olsaydı taraftar kimliğimiz; İstanbul takımlarını destekler, her sene şampiyon olma ihtimaliyle futbol izlerdik. Biz sevdiğimiz, saydığımız takımı orada görmek isteriz. Şampiyon görmek isteriz. Şampiyon görmek istediğimiz için sevmeyiz yani. Bu düşünüş biçimi o tribünleri dolu tutuyor. Adana’da Demirspor gerçekten farklı insanların bir araya geldiği bir takım. Adana özellikle 80’li yıllarda çok göç alan bir şehirdi. Birçok memleketten Adana’ya yerleşmiş farklı etnik kökenli insanları Demirspor tribününde görebilirsiniz. Adana’yı bu anlamda bütünleştiren bir takım. Yani Adana ne kadar farklı insanla doluysa Demirspor da o kadar farklı insanla dolu. Adana’nın küçük bir prototipi diyebiliriz. Bu çok güzel ve birleştirici bir şey. Adana insanı da bu birleştiriciliği görüyor, biliyor.
Adana dışında nasıl görüldüğüyle ilgili ise şunu söyleyebilirim; Ankara’da okudum, oradayken herkesin taraftarıyla konuşurken soracağı bir sürü sorusunun ve bir anısının olduğu bir takım. Hatta Vanlı yeni tanıştığım bir arkadaş “Van merkeze kışın gitsek bir sürü Demirspor atkılı görürüz, biz çok seviyoruz sizi” demişti. Bu çok samimi bir şey ve biz bunun için çaba harcamadık. İşte tam da bu yüzden gerçek. Düşünsenize böyle bir kendiliğinden sevginin muhatabısınız. Hep söylerim, keşke Demirspor’a sarılabilsem.

Bilal Nur: Takımımızın uzun yıllardır Süper Lig’de yer almamasına rağmen yüksek kitleye ulaşmasının en önemli faktörlerinden biri de 15-20 yıl öncesinin jenarasyonu olduğunu düşünüyorum. Gerek beste gerek pankart gerekse fotoğraflar ve videolarla yerel ve ulusal alanda faaliyetleri ile ses getirmelerinden dolayı bu denli yüksek kitleye ulaştığımızı düşünüyorum. Adana için Adana Demirspor şehrin en önemli markalarından biridir.

Meral Ateş: Adana Demirspor sevgi, aşk, tutkudur; hüzün, mutluluk, hayal kırıklığı, özlem, gözyaşı, heyecan ve bekleyiştir bizim için, uzun bir bekleyiş… 26 yıldır Süper Lig’de olmayan bir takımın, bir hafta sonraki maçını beklemek de 26 yıl gibi gelir. Tribünlerin dolup taşmasının nedeni de budur. Sevgiliye kavuşmak gibi ama ondan öte, çünkü tartışsanız da kavga edip küsseniz de “Bir daha maça gelenin…” diye yeminler de etseniz bu küskünlük o gün unutulur.

Adana dışında Demirspor’a ulaşmak daha zor olduğundan, daha çok “Demirspor için ne yapılabilir” diye kafa yoruluyor. Adana’da yolda yürürken çok sayıda formalı taraftar görebilirsiniz, gülümser geçersiniz. Ama gurbette bir formalı taraftar gördüğünüzde gider, tanışır, konuşursunuz. Bir bakmışsınız arkadaş, dost, kardeş olmuşsunuz.

Can Erköse: Ayakta kalma, yok olmama mücadelesi veriyorsun kendi şehrinde, o yüzden mücadeleyi ifade ediyor. Pankartımız da vardır hatta: ”Mücadeleye Devam” yılmadan, yıkılmadan. Bir zamanlar alt liglerdeyken kendi şehrinde bile korkulan bir taraftardık. Şimşekler Grubu öncülüğünde bu algı yıkıldı, yapılan yanlışlar düzeltildi, daha sonra Adana halkı ile bütünleşti. Türkiye’nin birçok şehrinde Adana Demirspor sempatizanları vardır. Bunu sebebiyse verilen mücadeledir. Şimşekler Grubu, Adana içinde ve dışında üniversiteli Demirsporlular ile birçok sempatizan ve yeni Adana Demirsporlular kazandırmıştır. Adana dışındaki Adana Demirsporlular ise gurbette demir gibi yaşıyorlar. Buradaki aynı coşkuyu, heyecanı yaşadıkları şehirde de yaşatıyorlar. Kendi yaşadıkları şehre ve çevre illerine bir gün Demirsporun gelmesini bekliyorlar. O yüzden deplasmana Adana’dan gidilmese bile deplasman tribünleri dolu olur. Kendi imkanlarıyla başka şehirlerde mücadeleyi devam ettiriyorlar.


Dışarıdan Adana Demirspor taraftarına bakınca muhalif ve sol tandanslı bir kitle insanın gözünde canlanıyor. Bu tam anlamıyla doğrudur denebilir mi? Adana Demirspor taraftarının çoğunluğunu kapsar mı bu yargı? Yoksa ülkemizde futbola dair yazan, çizen, yorumlayan kişilerin Adana Demirspor’u bu gözle görmekten hoşlandığını söylemek de mümkün mü?

Mustafa Uçar: Bir takım taraftarını-belki Livorno gibi örnekleri dışarda bırakırsak-solcu veya sağcı olarak nitelendirmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Ancak Türkiye’nin genel olarak sağ eğilimli bir ülke olması gerçeğinden hareketle Adana Demirspor tribünlerinin kendi bünyesinde sola ilişkin imge, söylem gibi öğeleri özgürce kullanabildiğini söyleyebilirim. Bizim tribünümüzde sağ-sol çatışması yaşanmıyor. Adana’nın sağcısının da solcusunun da hayata karşı bir isyanı var, arabesk kültürünün baskın olmasından da bunu görebiliriz. Tribüne, takıma verilen emek tüm kesimlerce saygı görüyor. Diğer yandan bu topraklar Yaşar Kemalleri, Yılmaz Güneyleri yetiştirmiş durumda. Sağ-sol’un en sert zamanlarında dahi sahip çıkılan değerler bunlar. Az önce söylediğim gibi, aşırılıklar var bizde, “hoşgörü”de de aşırıya kaçabiliyoruz.

Sola ilişkin öğeler, taraftarın çoğunluğunun değil ama tribünün lokomotifi olan Şimşekler Grubu’nun bir dönem bolca işlediği öğelerdi. Belirttiğim gibi, taraftarın bütününde Demirspor için verilen her emek saygı görüyor. Karşıt görüşte olanlar bile Çav Bella’yı söylemekten geri kalmıyorlar.

Türk futbol evreninin aksine Demirspor’daki bu demokratik tavır, dışarıdan burasının “çölde bir vaha” gibi görülmesine yol açıyor. Bunun romantik bir tadı var elbette. Benim de hoşuma gidiyor açıkçası. Kaldı ki haksızlık, adaletsizlik karşısında pozisyon almak hiçbir siyasi görüşe mal edilemez.

Yavuz Yıldırım: Ülkede sola dair imgeler azaldıkça bu tip noktalar daha çok öne çıkıyor ya da sahipleniyor. Demirspor’un geçmişinde bu kadar çok sol vurgusu yok. Ama tabii işçilerin, emekçilerin el verdiği, demiryolculuk imgesinin oluşturduğu bir arka plan var. Solu sadece iktidarla, devletle ilgili değil de günlük hayattaki mücadelenin, azmin ve genelgeçer olana karşı çıkışın bir yansıması olarak göreceksek, evet sol bir duruş var. Ama tribünlerde öyle pratik anlamda Avrupa tribünlerindeki gibi sol bir argüman bulmak zor. Yine de Şimşekler grubunun içinde özellikle pankartlara emek veren arkadaşların bu yönde bir imajı yarattığını söyleyebiliriz. Tabii üstüne bir de Livorno maçı eklenince daha güçlenen bir imaj oluştu.

Macivert: “Demirspor’u böyle görmekten hoşlanmaları neden? Neden başka bir takım değil de Demirspor?” diye sorarım ben de. Bu algıyı taraftar olarak biz yarattık, çünkü aykırıyız. İş taraftara gelmeden zaten Demiryolu işçilerinin kurduğu bir takım. Soluz diye keskin bir şey söylemek mümkün değil. Türkiye’de hiçbir takıma sol diyebileceğimizi düşünmüyorum. Biz taraftarlar olarak işçilerin omzunda yükselen bir takım olduğu ve kozmopolit olduğu konusunda hemfikiriz sadece. Adana’nın otoritelerce sevilmeyen çocuğu olduğumuz için de otoritelerle problemliyiz. Bir siyasi görüşü hiçbir takımın taraftar kitlesiyle tamamen örtüştüremeyiz. Muhalifiz ve hakkımızın yenilmesine gelemiyoruz. Bu da ne tarafa yakın siz karar verin.

Bilal Nur: Bizim tribünlerimiz her zaman kozmopolit bir yapıya sahiptir. Adana Demirspor takımının işçiler tarafından kurulması, taraftarların bunu benimsemesi ve her zaman sistemin karşısında olup işçinin yanında olmasından dolayı insanların da Demirspor’u bu gözle görmekten mutlu olduğunu düşünüyorum.

Meral Ateş: Tabii ki denilemez. Türkiye’deki her tribünde olduğu gibi Demirspor tribünlerinde de her siyasi görüşten taraftar mevcuttur. “Kozmopolit” pankartımız da bu durumu en iyi özetleyen pankarttır. Ama tribünlerde Ciao Bella söylenirken tüm taraftarların eşlik ettiği, yardıma ihtiyacı olanlara el birliğiyle düzenlenen kampanyalara imkanı olan her taraftarın katıldığı ya da maçtan önce nohut satan dayının tezgahı yere devrildiğinde taraftarların destek için gidip “Bana yere dökülenlerden ver” dediği bir taraftar kitlemiz olduğu doğrudur.

Demirsporluluk her şeyden öte merhametli, vicdanlı olmaktır ve tribünde siyaset ikinci-üçüncü sıradadır diyemem, sıralamaya bile girmez.

Can Erköse: Bırakalım öyle düşünsünler; daha güzel, değil mi? Öyle düşünenlerin de dediği gibi ‘’Adana Demirspor halkındır, halkın kalacak’’ Kozmopolit bir şehir Adana, birçok halk yaşıyor. Arap, Türk, Kürt, Zaza ve Ermeni halkları yaşıyor. Böyle bir şehirde belli bir görüşe sahip olman zor. Bu kozmopolitlikten ve zenginlikten muhaliflik çıkıyor. ”Kozmopolit” pankartımızın arkasında bu halklarımız bağırıyor. Burası Türkiye, sol kimliğinde kalıp bir tribünü yaşatmak ve mücadele etmek zor. Bu gözle görmelerine taraftarın yaptığı etkinlikler, pankartlar ve olaylar sebep oluyor. Hrant Dink öldürüldükten bir sene sonra Adana’da Türkiye Kupası’nda Trabzonspor ile karşılaşmıştık. O dönemde Başkan olan Adem Atılgan ”Hepimiz Hrantız, Hepimiz Ermeniyiz” pankartı ile çıkmak istemişti ancak TFF engelledi. 2. Lig’deyken asker ölümleri gerçekleşmişti. Şimşekler Grubu önce ”Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, daha sonra ”Yaşasın Halkların Kardeşliği” diye bağırdı. Birçok bestemiz Grup Yorum’un şarkılarından yapılmıştır. Bu tür durumlardan dolayı da bu gözle görmekten hoşlanıldığını söylemek mümkün.

Bir önceki sorunun da kısmen devamı olarak size Livorno ile olan bağınızı sormak istiyorum. Öncelikle; Adana Demirspor, Türkiye’nin Livorno’su mudur? Adana Demirspor-Livorno dostluğuna dair sizler neler paylaşmak istersiniz? 4 Eylül 2009’da oynanan dostluk maçıyla ilgili nasıl anılarınız var?

Mustafa Uçar: Adana Demirspor Türkiye’nin Livorno’su değil. Türkiye gerçeklerinden çok da uzağa düşmeyen bir isyan kültürü var elbette ama o ölçüde organize bir duruş yok. Yine de Türkiye için biraz “fazla asi” kaçtığımızı söyleyebilirim.

Dostluk maçı tam bir karnavaldı, olacak bir iş değildi. Her şeyden önce, İtalya Serie A takımlarından birisinin, Türkiye’nin yukardan üçüncü liginden bir takımla dostluk maçı yapmak için kalkıp gelmesi çok büyük bir olaydı. Elbette o dönemde Şimşekler Grubu içerisindeki sol görüşlü arkadaşlarımızın ve bizim Ankara Tayfası’nın bu işin gerçekleşmesinde payı büyüktü. Rahmetli başkan Bekir Çınar gerçekten bir taraftar-başkan’dı. Ayrıca ilginçtir, MHP mensubuydu. Nereden baksanız gerçeküstü bir resim var karşınızda.

O gün stada gidenler gerçekten rüya gibi bir gün yaşadılar. Akıl sır ermiyordu olanların gerçek olduğuna. Türkiye’nin her yerinden çeşitli sol görüşlerdeki futbolseverler maça geldiler. Bir-iki çok küçük olayın dışında barış içinde geçen bir akşamdı, bir şölendi. Her şey öyle dozunda yaşandı ki bizimki gibi ülkelerde çok nadir olabilecek bir ortamdı bu.

Yavuz Yıldırım: Öyle bir dostluk yok. Organik bir bağ yok en azından. O yaz biz Ankara Tayfası olarak, İtalya’daki Mondiali Antirazzisti’ye gitmiştik. Gazeteler aracılığıyla bu gündem olunca, Adana’da da benzer bir şey yapılabilir mi konusu gündeme geldi, o dönemki Başkan Bekir Çınar vasıtasıyla Livorno ile temas kuruldu ve bir maç organize edildi. Tribünlerdeki hava beklenenden çok daha farklıydı, bu yönde organizasyonların olmamasının etkisiyle bir karnavala dönüştü. Tabii yine Şimşekler Grubu’nun bu yönde bir girişime direnmemesi, tersine bunu desteklemesiyle hayata geçti diyebiliriz.

Macivert: Bu maça gitmedim ama şehirde olan heyecanı hatırlıyorum tabii, sonradan izledim ve süreci biliyorum. Bu dostluğu yaratan şey takımların kuruluşundaki his ve aynılık. İtalya’nın hızlı sanayileşen, kırsal yaşamdan hızla kent yaşamına geçen bir şehrinin takımı. Şehirdeki işçilerin, özellikle liman işçilerinin kurduğu bir takım; birleştirici olan da işçilerin kurduğu takımlar olmaları, ırkçılığa karşı olmaları ve futbol tarihlerinin talihsizliği sanırım. Bu aradaki sıcaklığı yaratan şey işçilerin omzunda yükselmek ve ırkçılık gütmeden tribün kapılarını herkese açık tutabilmek. Bu maçın mimarı efsane başkanımız Bekir Çınar “Bugün attığımız bu tohum umarım uzun yıllar sürecek dostluğun başlangıcı olur” demişti fakat somut şeyler gerçekleşmedi bu dostluğu besleyecek. Bu üzücü. Umarım ileriki yıllarda Demirspor Avrupa’ya bir iade-i ziyaret yapar.

Bilal Nur: Bir önceki cevabın içinde saklı bence bu sorunun cevabı. Adana Demirspor her zaman işçi sınıfının ve emeğin arkasında durmuş bir takım ve taraftarına sahip. Kozmopolit bir yapıda demiştim ya işte bu olay en güzel örneği. Livorno’yu buraya getiren rahmetli Bekir Başkan’ın MHP’li olması sanırım her şeyi apaçık belli ediyor. Unutamadığım anı ise ilk defa yüzlerce taraftarın Adana Demirspor harici bir takımı karşılamak için havaalanına akın etmesiydi. Çok güzel ortamlar oluştu, çok güzel dostluklar edinildi. Yıllar sonra çocuklarımıza ya da torunlarımıza biz Lucarelli ile Adana’da sohbet ettik diyebileceğimiz bir anımız oluşmuştu.

Meral Ateş: Adana Demirspor Türkiye’nin Livorno’su değildir. Adana Demirspor nevi şahsına münhasırdır, hiçbir şeyle karşılaştırılamaz. Livorno ile dostluk maçımız rahmetli başkanımız Bekir Çınar döneminde oynandı. Taraftarın yoğun talebiyle organizasyon yapıldı ve tam anlamıyla şölen havasında gerçekleşti. O gün yaşananlar bir dostluk maçından çok öteydi. Büyülü bir atmosfer, tezahüratlar, marşlar, meşaleler; Türkiye’nin dört bir yanından gelen başka takım taraftarlarıyla kol kola… Sonbahara girilmiş olmasına rağmen klasik Adana sıcağı vardı. Tribünlerin “Sula bizi itfaiye” tezahüratlarından sonra itfaiye aracı sahayı dört dönerek tüm tribünleri ıslatınca, benimle maça gelen dört yaşındaki yeğenim Begüm olayı anlamadı ve aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Begüm: Neden bizi ıslattılar?

Ben: Hava çok sıcak ya, serinleyelim diye.

Begüm: Bir daha ıslatsınlar!

Demirspor tribünleri, dört yaşındaki çocuğu da bir maçla kendine adapte etme gücüne sahiptir.

Can Erköse: Öncelikle bu heyecanı bize yaşatan rahmetli Büyük Başkan Bekir Çınar ve bunun için uğraşan Adana Demirspor taraftarlarına teşekkür ederim. Bence öyle demek zor. Livorno’yu araştıranlar, takip edenler bilir. İtalyan Komünist Partisi’nin kurulduğu bir şehir, taraftarın tamamı solcu ve bu gelenekten geliyorlar. Türkiye’nin Adana Demirspor’uyuz sadece biz. O günden bugüne atkıları ve formaları giyilir tribünde, unutulmamıştır. Sosyal medyada arada etkileşimler oluyor. Bir gün Avrupa kupalarında oynayacağız. İtalya’ya gideceğiz. Lazio deplasmanında yoldaşlarımızla omuz omuza yeniden bağıracağız. Çok fena olaylar olacak. Şu an Serie C’de Grup A’da son sıradalar, Serie D’ye düştüler. Onlarla tanıştığımız 4 Eylül 2009’daki gibi Serie A’ya bir gün geri dönecekler.

İtfaiye sulama şovu unutulmazdı. Stada girmeden önce Livornolu taraftarlar pankartlarını asıyordu. İtalyanca Çav Bella’yı söylüyorlar. Bizimkiler bakıyor. Oradan biri “Helal olsun dayı” diye bağırıyor. Sonra melodi tanıdık gelince, Çav Bella’yı duyunca herkes Çav Bella’ya girdi. Güney kale arkasında siyasi tutuklu Güler Zere için pankart açılmıştı: ”Güler Zere Ölmesin” Maç başından beri açıktı pankart ancak maçın 65. dakikaları falandı, polis saldırmaya başladı. Zaten maç boyunca polis, kameraları hiç ellerinden indirmedi, herkesi kayıt altına alıyorlardı. Livorno için de paf takım ile gelecekleri söylenmişti. Dalga geçiyorlardı. Livorno A takım ile geldi. Sonra Serie A’da aynı takım ile maça çıktı. Yine rezil oldular.

Röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Yazısporu #10: Adana Demirspor

Adana Demirspor taraftarlarıyla röportaj

08 May 2021

Yazısporu #10: Adana Demirspor

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR