Serbest Kürsü | PKK tasfiye edildi diyelim, PYD/YPG ne olacak?

Türkiye 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısı sonrası bölgede gelişen güvenlik sorunu, ulusal çıkarları ve iktidarın sürekliliğini tahkim çabası arasında sıkışmış vaziyette. Peki iktidar bölgede iddia edildiği gibi ABD’nin eline mi yoksa ABD’nin elini mi oynuyor?
Serbest Kürsü | PKK tasfiye edildi diyelim, PYD/YPG ne olacak?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

23 Ekim’de Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş.’ye PKK’nın düzenlediği terör saldırısının ardından çok yorum yapıldı. PKK tarafından saldırının çok önceden planlandığı açıklansa da net bilgi sahibi olmadan, sadece zamanlamasına dair bir değerlendirmeyle olay ve motivasyonuyla ilgili yorum yapmak, azmettiricisini tariflemek genelde yanıltıcı çıkarımlara neden olur.

Bunun yerine ilişkiler ve konjonktür analizinin olayları anlamakta ilk etapta daha faydalı olduğunu düşünenlerdenim.

Odadaki filden bahsederek başlayalım.

YPG/PYD, İran’a karşı İsrail ve ABD’nin paralı askeri olacak

Geçen günlerde şu yazıda konuştuğumuz üzere İsrail, 7 Ekim saldırıları sonrasında yakaladığı “fırsat” ile bir yandan Gazze’de katliama devam ederken diğer yandan vekil güçlerini vurarak İran’ın bölgedeki silahlı direniş eksenini kırmaya çalışıyor. 

Bunu yapmak için doğrudan saldırıların yanında Suriye ve Irak’ta kendi vekillerini de yaratacak. Bölgedeki tek aday ise PKK’nın ABD destekli Suriye kolu PYD ve YPG.

Suriye’nin parçalanması senaryosunda, bu ilişkinin ülkenin kuzeyinde PYD/ YPG tarafından kurulan yapının kalıcı bir devlet hâline gelmesi konusunda avantaj yaratacağını düşünmek yanlış olmaz. Bu yapının kalıcılaşmasının Türkiye’nin “bizim bildiğimiz” tanımlı çıkarlarına aykırı olduğu aşikar.

Bununla birlikte “ABD bölgede İsraili korumak için Kürt devleti kurdurmak istiyor” tezinin, geleneksel savunucularının iddia ettiği motivasyonla değil ama sadece bu nedenle dahi 7 Ekim sonrası "durumsal gerçeklik” ile uyuştuğuna şahit oluyoruz.

İsrailli bakan: 'İran’a karşı Kürtler ve Dürzilerle azınlık ittifakı kurmalıyız'

Nitekim geçen hafta içinde İsrail’de koalisyon kabinesinin sandalyesiz bakanı Gideon Sa’ar, İsrail’in Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap ülkeleriyle anlaşmalar imzalama çabalarının yanı sıra bölgedeki Kürtler ve Dürzilerle de bağlarını güçlendirerek İran’a karşı bir “azınlık ittifakı” kurması gerektiğine ilişkin sözleriyle bu iddialarda haksızlık payı olmadığını göstermiş oldu.

Bununla birlikte Sa’ar eskiden beri “bölgede “yalnız olan” İsrail’in Ortadoğu’daki potansiyel müttefikleri Kürtlere askerî olmayan alanlarda yardım etmesi gerektiğini savunuyor. İsrail’in kendi çıkarları için Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakları ve ulusal hedeflerine ulaşmaları konusunda desteklenmesi gerektiğini söylüyor.

İddia: İran, İsrail ve ABD’ye karşı El Kaide ve Taliban’ı devreye soktu 

Öte yandan, ABD’li eski bir CIA görevlisi olan Sarah Adams’ın bundan yaklaşık 5 ay önce Shawn Ryan Show’da kamuoyuna yansıyan iddiaları; Suriye ve Irak’ta vekiller üzerinden yaşanması muhtemel savaşın farklı boyutlarda derinlik kazanmasının Türkiye açısından tehlikelerini gösterdiği için oldukça önemli.

Adams’ın iddialarına göre uluslararası koalisyon güçleri çekildikten sonra Taliban yönetimine geçen Afganistan’da kurulan 30 El Kaide eğitim kampında yetiştirilen ve uluslararası terör izleme listesinde bulunmayan 10 bine yakın yeni militan 7 Ekim sonrası El Kaide ve Taliban’ın teklifi ve İran’ın isteği üzerine ABD ve İsrail’e karşı savaşmak üzere Suriye ve Irak’a gönderildi. 

  • Yani İran “ortak düşman” karşısında bölgedeki geleneksel vekillerine, geleneksel olmayanları da çoktan ekledi. 

Eğer iddialar doğruysa, bunun anlamı ABD ve İsrail'in, Suriye ve Irak’ta Şii Hizbullah ve Haşdi Şabi ile DAEŞ kalıntılarının yanında Sünni El Kaidecilere karşı da savaşmak zorunda kalması olacak.

Yani sırf bu yüzden dahi yeni dönemde YPG/ PYD’ye DAEŞ’e karşı savaştaki ortaklıklarından daha fazla ihtiyaçları var. Bu örgütler/örgüt en azından bir süre ABD için vazgeçilmez olacak. 

Türkiye kucağında pimi çekilmiş bir el bombası bulabilir

Diğer taraftan iddialara konu olan bu yeni militanların ekleneceği grupların ise Türkiye’nin desteklediği Suriye Millî Ordusu’nun eskiden El Kaide ile ilişkide olduğu iddia edilen bileşenlerine eklemlenebilme ve Türkiye yakınındaki alanlardan “dışarıya doğru” operasyonlar yapma riskinin Türkiye tarafından yönetilmesinin bekleneceği de aşikar.

Türkiyenin buna yanaşmaması hâlinde ise içeride bulunması muhtemel uyuyan terör hücrelerinin “Türkiye’yi bu konuda cesaretlendirmek için” ABD ve İsrail istihbarat örgütleri tarafından harekete geçirilmeyeceğinin garantisi yok. 

Bu iddia ve bağlantılı riskler spekülasyon olsa da yanıbaşımızdaki yakın tehdidin iktidarın “iç cepheyi tahkim konusunda” samimi olup olmamasından bağımsız olarak gerçek olduğu da aşikar. 

ABD neden Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamaz?

Ne var ki tüm bunlara rağmen—ve bunlarla birlikte—ABD, 1991’den beri Irak’ta, 2017’den beri de Suriye’de çıkar çatışması yaşadığı NATO “müttefiki” Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamıyor. 

  • Türkiye sadece bölgedeki en istikrarlı devlet değil, tüm kurumlarıyla işleyen tek modern devlet. 

Zaman zaman ABD’li bazı yetkililer “Bölgede kalıcı istikrar sağlanması için bağımsız Kürdistan şart” gibi açıklamalar yapsa da ABD yönetişiminin büyük kısmı Türkiye ile istikrarlı bir ilişkiler bütününü bölgedeki ve dünyadaki çıkarları için bağımsız Kürdistan’a tercih ediyor. 

Ötesinde bölgede ABD varlığı sona erdiği an yıkılması garanti olan, kendisini çevreleyen, hele de biri Türkiye olan 4 komşusuyla birden sürekli kavgalı olacağı aşikar bir garnizon Kürt devletinin ABD çıkarları, İran’ı çevreleme politikası ve İsrail’in güvenliği için ne kadar faydalı olacağı da oldukça şüpheli.

Türkiye PYD/YPG’nin varlığına ikna edilmeye çalışılıyor

Tam da bu nedenle ABD bir süredir bölgedeki kendi politika tercihleri konusunda Türkiye’yi zaman zaman bir gecede PYD/YPG’nin ismini Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) çevirtmek gibi uygulamalarla “salağa yatarak”, zaman zaman Irak’ın kuzeyindeki belli alanlarda operasyon yapmasına ses çıkarmayarak, zaman zaman Kuzey Irak bağımsızlık referandumuna “müdahale etmek” ve Suriye’nin kuzeyinde terör örgütünün  kontrol ettiği alanlarda seçim yapmasını engellemek gibi Türkiye çıkarına olacak politika opsiyonlarını kendisi işleterek, zaman zaman da Türkiye’nin silah alımlarını askıya almak ve PKK’lı teröristlerle açıktan fotograf vermek gibi “farklı güç unsurlarını” kullanıp sıkıştırarak ikna etmeye” çalışıyor.

  • Türkiye’nin ikna olmasını istedikleri durum ise PYD/YPG’nin Türkiye’nin de “kabul edebileceği” bir formül ile bölgedeki denklemde kalması.

7 Ekim sonrası gelişen dinamikler daha güçlü şekilde dayatsa da bu durum yeni değil; ABD aslında uzun zamandan beri bunun için uğraşıyor.

Havuç: PYD/YPG’ye karşılık PKK’nın tasfiyesi 

İkna çabasında kendisi için eski hâliyle kullanışlılığı biten, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başına bela olan PKK’yı tasfiye etme kartını masaya sürüyor.

  • ABD’nin PYD/YPG ve SDG’den ayrı tutuğu, bir olduklarını kabul etmediği PKK, aslında 1997 yılından beri ülkenin terör listesinde.

Ancak ABD, henüz 2018’de, tam da PYD’ye ağır silah yardımları gündemdeyken, PKK’nın lider kadrosunundan Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın başına toplamda 11 milyon dolar ödül koydu. 

Ne var ki ABD bu konuda daha önce de adım atmıştı. Türkiye ile ABD arasında PKK’ya karşı hâlihazırda istihbarat paylaşımı konusunda kapsamlı bir işbirliği uzun zamandır yürütülüyordu.

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC) 14 Ekim 2009 tarihinde PKK’lı Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar’ı, 20 Nisan 2011’de ise Cemil Bayık, Duran Kalkan, Remzi Kalkan, Sabri Ok ve Adem Uzun'u narkotik trafiğini yönetmeleri ve terörizmin finansmanının önlenmesi kapsamında takip listesine almıştı.

  • ABD’li yetkililer bir yandan bu tip uygulamalar ile PKK ile mücadele ettiklerini ve bu konuda Türkiye’nin her zaman yanında oldukları mesajlarını veriyor, diğer taraftan PYD’yi PKK’dan ayrı gördüklerini belirtiyorlardı.

15 Şubat 2018’de dönemin ABD Savunma Bakanı James Mattis, “YPG’yi PKK’dan ayırabileceklerini ve Türkiye için tehlike olmaktan uzaklaştırabileceklerini” dönemin Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli’ye iletti.

  • Canikli’nin aktardığına göre Mattis, aynı görüşmede bir adım daha ileri giderek “PYD’yi PKK’ya karşı savaştırabileceklerini” de söyledi. Canikli ise muhatabına, çözümün ancak ABD’nin YPG'yle olan ilişkisini sonlandırılması ve bugüne kadar verilen silahların geri alınmasıyla mümkün olacağını söylediğini ifade etti. Karşılığında ABD tarafı da bu konuda “çalışma yaptıklarını” belirtti.

ABD’nin Suriye eski özel temsilcisi James Jeffrey de görevi süresince defaatle “PKK’ya karşı yaklaşımımız belli ama YPG’yi PKK gibi bir terör örgütü olarak değerlendirmiyoruz” şeklinde açıklamalar yapmıştı. Hatta 5 Kasım 2020’ye gelindiğinde “Türkiye ile Suriye’nin kuzeydoğusunda var olan gerginliğin temel nedeni olan PKK varlığına son vermeye çalışıyoruz. Bu gerginliği azaltmak istiyoruz” diyerek PKK’nın sona yaklaştığını vurguluyordu.

Ancak bu açıklamanın asıl nedeni farklıydı.

PKK, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başına bela oldu

9 Ekim 2020’de Irak Merkezi Hükümeti ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında yapılan bir anlaşmayla PKK’nın Kuzey Irak’ta bazı bölgelerdeki varlığına son verilmeye çalışıldı. ABD “bölgedeki güvenlik ve asayişin sağlanmasına yönelik bu adımı” olumlu karşıladığını açıkladı.

1990’lardan beri PKK ile karşı karşıya gelmek istemeyen Peşmerge sahaya iniyordu. PKK bunu savaş hazırlığı olarak nitelendirdi.

26 Ekim 2020’de bölgesel yönetim tarafından Erbildeki yabancı bir diplomatik misyona, üyelerine ve o ülkenin şirketlerine yönelik terör saldırısı hazırlığındaki çok sayıda PKK’lının yakalandığını duyuruldu.

PKK, 28 Ekim 2020 günü bu kez Mardinde petrol boru hatlarına saldırdı. Saldırının Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne maliyeti günlük 10 milyon dolar olarak açıklandı.

  • Bu saldırı, bölgede KDP-PKK gerginliğini artırdı ve gerginlik 4 Kasım 2020’de çatışmaya dönüştü. 

KDP’ye bağlı birliklerin Duhok kırsalında konuşlanmasının ardından Gare- Metina bloku arasındaki geçişin kesileceğini anlayan terör örgütü, peşmerge güçlerine mayınlı saldırı düzenledi. Bir peşmerge öldü, ikisi yaralandı. ABD Dışişleri Bakanlığı hemen saldırıyı kınayan bir açıklama yayımladı.

  • James Jeffrey’nin “PKK varlığına son vermeye çalışıyoruz” açıklaması işte bu saldırıdan bir gün sonra geldi. Yani ABD aslında ilk etapta Irak’ın kuzeyinde zaten kırılgan olan IKBY yönetiminin, dolayısıyla kendisinin çıkarlarını gözetiyordu.

ABD, Suriye’de Türk SİHA’sını neden düşürdü?

Bununla birlikte aradan geçen sürede Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde PKK terör örgütüne yönelik düzenlediği askerî operasyonlara karşı ABD’den olumsuz yönde hiçbir açıklama duyulmadı. Ancak Suriye’nin kuzeyinde PKK/PYDye yönelik operasyonlarda ABD hem siyaseten hem de operasyon bölgelerindeki temsilî askerî varlığı dolayısıyla olumsuz tepkiler verdi. 

  • Hatta Ekim 2023’te bir Türk silahlı insansız hava aracı Suriye hava sahasında ABD askerî birliklerine 500 metreden daha fazla yaklaştığı için “potansiyel tehdit olarak değerlendirildi” ve Pentagon’un açıklamasına göre “meşru müdafaa” amacıyla ABD uçakları tarafından düşürüldü.

Durum çatışma alanının dinamikleri ve standart harekat prosedürleri gözetilerek “yol kazası” olarak değerlendirildi ancak bu Türkiye’ye karşı açık bir uyarıydı. ABD tüm bu süre zarfında Suriye’de PYD/ YPG’yi eğitmeye, donatmaya ve kapasite inşasına da devam etti. 

PKK tasfiye edildi diyelim, PYD/YPG ne olacak?

Başa dönersek... İlişkiler ve konjonktür analizi üzerinden TUSAŞ’a yönelik saldırıyı ve son dönemdeki gelişmeleri anlamaya çalıştığımızda ortaya çıkan tabloda şunlar var:

  • Bölgesel gelişmelerin dayatması ve iktidarın tahkimi için gereken yeni anayasa çalışması üst üste bindi. İktidar “iç cephenin tahkimi” vurgusuyla dışarıdaki zorluğu içeride fırsata çevirmeye çalışıyor.
  • ABD’nin tarif ettiği PKK, bu süreçte Türk devleti tarafından Öcalan eliyle ve DEM vasıtasıyla tasfiye edileceğini gördüğü için TUSAŞ’a saldırı düzenleyerek güç gösterisi yaptı. PKK liderleri saldırıyı “sahiplenmese” de politika opsiyonu olarak kullandı.
  • Diğer taraftan her ne kadar önce "Tasfiye kararını Öcalan veremez" deseler, sonra Öcalan’a “bağlılık” ifade etseler de güçlerinin kaderlerini engellemeye yetmeyeceği aşikar. Zira Erdoğan hükümetinin eğer gerçekten isterse gösterdiği politik zeka, kontrol kabiliyeti ve pozisyon değiştirmekteki kıvraklık, Türkiye’nin masaya farklı politika opsiyonlarını sürebileceğine dair net işaretler taşıyor.
  • Dolayısıyla PKK artık “sorunun tarafı olarak” masada ABD ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile de önceden anlaşılmış olması muhtemel bir “çözüm alternatifi”nde ne kadar söz sahibi olacak tartışılır.

Zira ABD ve IKBY ile bu konuda anlaşılırsa sahada Peşmerge’nin sonradan mevzi tutarak destekleyeceği TSK operasyonlarıyla PKK’nın Kuzey Irak’ta askerî olarak kısa sürede bitirileceğine inancım tam.

“İç cephe” de iddia edildiği gibi devletin istediği yöntemle “tahkim edilirse” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kürt kardeşlerime, halka uzatıyorum” dediği elin havada kalmasına neden olacak kim olursa olsun, meşru biçimde, çok ciddi cezalandırılacağı aşikar. 

Diğer taraftan gerek 1993’te, gerek önceki “çözüm süreci”nde, yaşanan şiddet dalgasının dönemin hükümetlerinin kamuoyu desteğini artırdığı da görülmüştü. 

Dolayısıyla, sürecin sonunda “barış” da “daha sert bir çatışma” da olsa, iki alternatif de şu anda iktidara “yarıyor” gibi görünüyor.

Peki PYD/YPG ne olacak?

Yazıyı hükümet “Suriye’nin toprak bütünlüğünü tanıyoruz, her ihtimali konuşmaya hazırız” dese de Beşar Esad’ın Türkiye ile görüşmeyi sürekli olarak reddettiğini, Rusya’nın bölgedeki tüm gelişmeler karşısında sessizliğini koruduğunu, Türkiye’nin Soçi Mutabakatı’nda dolaylı da olsa belirli bölgelerin kontrolü için PYD/YPG ile anlaştığını, zamanında Ankara’da üst düzey yetkililerce ağırlanan PYD’nin eski lideri Salih Müslim’in “Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bana Suriyede Esada karşı ayaklanın, biz de sizi destekleyelim, sonrasında Suriye içinde özerk bir yapı kurmanız bizi rahatsız etmez” dediği iddiasını hatırlatarak ve gelinen noktada Devlet Bahçeli ve iktidar, iddia edildiği gibi “ABD’nin eline mi yoksa ABD’nin elini mi oynuyor?” sorusunu sorarak bitireyim. 

PYD/YPG meselesini konuşmayı sürdüreceğiz.

Not: TUSAŞ şehitlerine rahmet, ailelerine sabır dilerim. Yazıda Terörizm ve Radikalleşme İl Mücadele Araştırma Merkezi’nden Erol Bural’ın 2020 tarihli "PKK’ya tasfiye PYD’ye devletçik” isimli makalesinden faydalandım. Kendisine teşekkür ederim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Utku Başar

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu. Aynı bölümde yüksek lisans yaparken Mehmet Ali Birand’ın teklifiyle gazeteciliğe başladı. 32. Gün belgeselleri ile birlikte CNN Türk Dış haber servisinde çalışırken CNN International ve farklı uluslararası yayın organizasyonları için prodüktörlük yaptı. 2004’te muhabir olarak girdiği 32. Gün’ den 2013’te genel yayın yönetmeni olarak ayrıldı. 2013-2015 arası CNN Türk’te kendi haftalık belgesel programını hazırlayıp sundu. Ulusal ve uluslararası şirketler için kıdemli pazarlama iletişimi danışmanı olarak çalıştı. Maya Vakfı’nın diplomasi ve operasyon direktörlüğünü, Deniz Temiz Derneği Turmepa’ nın genel müdür yardımcılığını yaptı. Aralarında 140 Journos, Reflekt, Habertürk gibi kurumların bulunduğu geleneksel ve dijital yayıncılar için strateji - içerik - yayın danışmanlığı ve yöneticilik yaptı. Aralarında Al Jazeera, Maclean’s, DW/+90 ve 12 Punto’nun da bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarına serbest gazeteci olarak katkıda bulundu. Kampanya bazlı siyaset ve stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor, uluslararası ve ulusal askeri tatbikatlarda StratCom ve medya SME olarak çalışıyor. resaid’in kurucularından.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Karar almak ya da alamamak: Mutlak butlanla afetler birbirine nasıl bağlanıyor?

Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.

23 Tem 2026

Karar almak ya da alamamak: Mutlak butlanla afetler birbirine nasıl bağlanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni parti gündemi: CHP'den istifa eden üyeler partiden neden ayrıldıklarını anlatıyor

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Melisa Gülbaş

·

22 Tem 2026

Yeni parti gündemi: CHP'den istifa eden üyeler partiden neden ayrıldıklarını anlatıyor
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Batur Ozan Togay

·

21 Tem 2026

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Birol Oğuz

·

20 Tem 2026

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?

Melisa Gülbaş

·

20 Tem 2026

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?