Siena'dan Sanremo'ya İtalya Baharı

Belçika'daki açılışın ardından, gözler İtalya'ya çevrildi.
Siena'dan Sanremo'ya İtalya Baharı

Bu sene de Mart’ı Toskana ve Ligurya’da karşıladık. Belki orada değildik ama, bisiklet sporu sağ olsun bize her zaman “gitmiş kadar olduk” dedirtmeyi başarıyor. İtalya topraklarında koşulan Mart ayının en büyük iki bisiklet yarışı Strade Bianche ve Milano-Sanremo bu sene belki farklı senaryolara sahipti ama ikisi de isimlerinin hakkını sonuna kadar verdi. Tabii ki bunda pelotonun sahip olduğu müthiş yetenek havuzu başroldeydi.

Cüret Etmek Kazanmaktır

Takvimde öncelik her zaman olduğu gibi Toskana topraklarında koşulan Strade Bianche’nindi. Sadece 17 yıllık oldukça kısa bir geçmişe sahip olmasına rağmen farklı yol şartlarıyla kısa zamanda bir klasik haline gelen Strade, toz ve toprağın arasından yine hızla geçip gidiverdi. Bu hızı yaratan isimse genç bir canavardı.

Strade Bianche kazanmak kolay iş değil. Bitmek bilmeyen tozlu yollardan hatasız geçecek, defalarca önünüze çıkan irili ufaklı yokuşları tırmanacak dirayete sahip olmanız gerekir. Strade’nin alameti farikası da zaten budur. Paris-Roubaix’de de bol bol toz toprak vardır; ancak yokuş yoktur. Flandre ve Arden klasiklerindeyse istemediğiniz kadar yokuş vardır; ancak toz-toprak yoktur.

İşte tüm bu şartlar altında Strade’yi kazanmak için diğer klasiklerin aksine sadece süper bir punçör olmanız yeterli olmayabilir. Tozlu yollarda bisiklet hakimiyeti yüksek,  kros bisikleti geçmişi olan yarışçıların avantajı geçtiğimiz yıllarda görülmüştü. Pelotonun iki harika çocuğu: 2021 şampiyonu Mathieu van der Poel ve 2020 şampiyonu Wout van Aert yol bisikletindeki müthiş başarılarının yanında kros bisikletinde boy göstermeye devam eden isimler. İşte bunlardan bir diğeri, yine bisikletin süper yeteneklerinden Britanyalı Ineos Grenadiers sporcusu Tom Pidcock 2023 Strade Bianche’yi kazanan isim oldu.

Görsel: Cycling News

Hem 2022’de Tadej Pogacar’ın hem de 2021’de van der Poel’un zaferleri son derece görkemliydi. Pidcock’un galibiyetiyse belki onlar kadar görkemli değildi ama neredeyse 50 km’lik bir atağı göz ardı etmek de saçma olur. Üstelik kazanan her zaman en güçlü olan değil, bazen en iyi yarış hissine ve en doğru atak zamanlamasına sahip olan, en akıllıca yarışan ve risk alandır. 

İşte Pidcock tam olarak böyle yarıştı. Pelotonun içinden ilk atağı kendisi değil, Alberto Bettiol yaptı, ancak Pidcock bu atağı takip etmesi gerektiğini hissetti. Ardından da yokuşun inişinde kendi atağını yaparak Bettiol’ün ve gruptaki diğer isim Andrea Bagioli’nin yanından bir anda, kelimenin tam anlamıyla, toz oldu. Zaten inişte ne kadar yetenekli bir isim olduğunu geçtiğimiz seneki Fransa Turu’nda kazandığı Alpe d’Huez etabında herkese göstermişti. Bu müthiş atağa rağmen Strade Bianche gibi bir yarışta 45-50 km kala yapılan bir hamle, hiçbir zaman galibiyeti garanti etmez. Ancak cüret etmezseniz, kazanamayacağınız kesindir. İşte Pidcock da cüret etti ve galibiyete ulaştı.

Strade Bianche, 23 yaşındaki genç süper yeteneğin kariyerinde şu ana kadar elde ettiği en büyük klasik zaferi oldu. Ancak daha hala yolun başında ve bu izlediğimizin sadece fragman olma olasılığı bir hayli yüksek.

Aile Yadigârı

1960 yılından 1977’ye kadar profesyonel pelotonun en sevilen isimlerinden Raymond Poulidor, hep bir “kaybeden” oldu; kendisine Fransızlar tarafından “Ebedi İkinci” lakabının takılmasına neden olan bu kariyer tabii ki tamamen başarısızlıklardan ibaret değildi. Fransa Turu’nda sürekli vatandaşı Jacques Anquetil’e yenilmesine rağmen, hatta tam aksine belki de bu sayede, ondan her zaman çok daha popüler bir figür oldu. Bugün bize bıraktığı en güzel miras, kuşkusuz torunu Mathieu van der Poel. Mathieu’ye bıraktığı en büyük yadigârsa kariyerinin en büyük zaferi olan 1961 Milano-Sanremo şampiyonluğuydu.

Il Lombardia kusura bakmasın ama, iki İtalyan anıtsal klasiğinden Milano-Sanremo yaşattığı heyecanla Ekim ayında düzenlenen kardeşini gerilerde bıraktı. Belki bunda henüz yarış izlemeye aç olduğumuz bir dönemde düzenleniyor olması bir etkendir ama son yıllarda izlediğimiz Milano-Sanremo’lara bakınca da işin tamamen bundan ibaret olmadığı kesin. Bunda yarışın tahmin edilemez olmasının payı tabii ki çok büyük. Üstelik tahmin edilemez olan sadece kimin kazanabileceği değil, kazananın galibiyeti nasıl elde edeceği de.

Bize her sene farklı bir menü sunan Milano-Sanremo, bunu bu sene de başardı. Her edisyonda değişmeyen belki de tek şey, Cipressa yokuşuna kadar yarışta çok da fazla hareket olmaması. Eh, her mekânın bir de spesiyali olmalı değil mi. Bu sene de pelotonu harekete geçiren ilk bölüm Cipressa oldu. Fakat geçen senelerden farklı olarak, bu sefer Cipressa atakları pelotonu dağıtmaya yetmedi. Bunun için Milano-Sanremo’nun iki büyük yokuşundan ikincisine, yani Poggio’ya kadar gitmemiz gerekti.

Poggio’da pelotonu dağıtan isimse, tahmin edilebileceği gibi Sloven süperstar Tadej Pogacar oldu. Pogacar belki de bu atakla herkesi dökebileceğini düşündü, ki bunu başarabilirdi de. Eğer arkasında onu takip edenler Mathieu van der Poel, Wout van Aert ve Filippo Ganna olmasaydı.

Görsel: Bici da Strada

Önde oluşan bu süper dörtlünün artık Poggio’yu beraberce bitirmesi bekleniyordu. Ama bu Milano-Sanremo, beklentileri her zaman bir kenara bırakmak gerek. Poggio’nun son metrelerinde atağını yapan van der Poel, diğerlerinin bir anlığına birbirlerine bakmasından faydalanarak inişte bir fark yakaladı. Bu öyle bir farktı ki; hem her an kapanacakmış hem de sonsuza kadar pedallasalar yine de kapanmayacakmış gibi hissettiriyordu.

Sonuç: Kapanmadı. Pogacar, Ganna ve van Aert üçlüsü bir süre birlikte çalışsalar da van der Poel bu tip solo atakları yüksek başarı oranıyla sonuçlandırabildiğini bize geçmişte çok kez göstermişti. Aynı başarıyı bir kez daha gösterdi ve büyükbabası Poulidor’dan aile yadigârını teslim aldı.

Poupou kariyeri boyunca belki çok fazla yarış kazanmadı, ancak çok fazla kalp kazandı. Torunu Mathieu ise hem şampiyonlukları hem kalpleri kazanıyor. 2020 ve 2022’de elde ettiği iki Ronde van Vlaanderen zaferinin ardından üçüncü anıtsal klasiğini kazanan 28 yaşındaki van der Poel’un kariyeri bittiğinde adı en büyük klasikçilerin arasında yazıyor olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş