Belirsiz bir gelecek: Afgan kadınlarının hak mücadelesi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Taliban, Kabil’i ele geçirmeden önce Afgan kadınları arasında karanlık günlere döneceklerine dair endişe vardı. ABD, Afganistan’dan çekileceğini açıkladığında bu endişe elle tutulur bir korkuya dönüştü. Kadınlar burkalara göz değdirmeye, evlerinden çıkmamaya başladı. 1996-2001 yılları arasında Taliban yönetiminde yaşayan kadınlar, kendilerini bekleyen senaryoların farkında, gelecek tehlikeyi göğüslemeye hazırdı; ancak aynı dönemde henüz küçük bir çocuk olanlar için Taliban tarih kitabındaki bir figürden ibaretti. Sokaklar, şimdi çok daha sessiz. Taliban, yıllar sonra yeniden Kabil’de.
Afgan kadınları tek başına
Fawzia Koofi, Afgan kadın hareketinin öncülerinden. İsmini sıkça duyduğumuz Koofi, burka giymeyi "küçük bir pencereden büyük bir hayata bakmak" olarak tanımlıyor. Bir perdenin gölgesinde, dünyayı çözmeye çalışmanın zorluğuna meydan okuyan genç bir neslin varlığından bahsediyor. Rangina Hamidi, yeni bir sabaha uyanıp uyanmayacağını düşünürken Herat’ta iki kardeş gece boyu çaresizlik içinde ayakta bekliyor.
Afganistan’da 20 yıl süren yoğun bir çabanın, 43 yıllık bir savaşın devamında yersiz-yurtsuzlaştıklarına hâlâ inanamayan bir topluluk var. Bu sebeple İmparatorluklar Mezarlığı olarak tanınan Afganistan’da, Taliban’ın alacağı kararlar hayati önem taşıyor. Kadınların temel hak ve özgürlüklerini şeriat kanunu kapsamında değerlendireceğini açıklayan Taliban, korku dolu bir halkın karşısında duruyor. Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahit’in uluslararası toplumu "kadınlara karşı ayrımcılık yapılmayacağı" konusunda bilgilendirmesi pek çok kadına güven vermiyor. 90’ların sonundaki Taliban yönetiminin; kadınların çalışmasını ya da eğitim almasını engellemesi, burkasız kadınları cezalandırması ve bir erkek olmadan sokağa çıkmasını yasaklaması Afgan kadınının korkusunu körüklüyor.
Taliban iktidarını az çok anımsayan kadınlardan biri de Hosna Jalil. Kadınların yanında erkek olmadan alışverişe gittiğinde taşlandığını ve Taliban üyelerinin “istediği kadını seçme” geleneğini hatırlıyor. Bölgedeki kadın gazeteciler de yakalanmamak için bir evden diğerine koşuyor. Saklanan, ismini gizleyen ya da konuşmaktan korkan birçok gazeteci çaresizlik içinde. Taliban’ın kadın haklarını koruyacağı yönündeki ifadelerine rağmen Afganistan’ın çevresindeki diğer şehirlerde kadınlara işe dönmemelerinin söylendiği bildiriliyor. Şu sıralar aktif şekilde kendi vatandaşlarını Afganistan’dan çıkarmaya çalışan ülkeler gittikten sonra ne olacağı belirsiz. Afgan kadın hakları savunucusu Mahbooba Seraj da aynı görüşte. Dünyanın Afgan kadınına sırtını döndüğünü düşünüyor.
ABD’nin ahlaki sorumluluğu
İlk kez 2011’de Afganistan’a giden Reuters muhabiri Amie Ferris-Rotman, ABD’nin kadınları “savaşı normalleştirmek için” kullandığını dile getiriyor. Kadınların eğitim, sağlık ve çalışma hakkına ulaşamaması ABD’nin Afganistan’daki varlığını da ikna edici kılıyor. Öte yandan, ABD’nin ülkeyi işgal etmesi ve Taliban’ın yenik düşmesinden sonra, ülke de kadın hakları gerçekten de ilerleme kaydediyor.
2009'da Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Kanunu’nun kabul edilmesi bu değişikliklerden biri. Bu süreçte, kadınlar çalışma hayatına da katılıyor. Gazeteci, doktor, mimar, öğretmen olan birçok kadın kamusal alandaki yerini alıyor; fakat kadının ismi bir kahraman ya da çaresiz bir mazlum olarak anılmaktan öteye gidemiyor. Medyanın “öteki” bakış açısı güttüğü bir figüre dönüşen Afgan kadınının gerçek mücadelesi ise görünmüyor zira Afganistan’daki kadınların %87’si hayatları boyunca istismara maruz kalıyor. Ferris-Rotman’a göre, ABD’nin bu tutumu ikiyüzlü bir dış politikadan ibaret. Joe Biden’ın geçtiğimiz yıl CBS muhabiri Margaret Brennan’ın “Afgan kadınlarına karşı sorumluluk hissediyor musunuz?” sorusuna “Hayır, hissetmiyorum.” cevabını vermesi Ferris-Rotman’ın haklılığını da ortaya koyuyor. Kadın Mülteciler Komisyonu’nun başkan yardımcısı Gayatri Patel, Afganistan’daki birçok kadının sivil haklarını korumak için yıllarca çabaladığını ve ABD’nin bu alandaki çalışmalarına katıldığını söylüyor. Patel, Biden yönetimine ahlaki sorumluluğunu hatırlatıyor; fakat dünya devletlerinin ülkelerinde mülteci barındırmama konusundaki hassasiyetleri bu sorumluluğu gölgeliyor. ABD ülkeden tamamen ayrıldığında Afgan kadınına ne olacağı da bir diğer soru. Foto muhabiri Paula Bronstein, bu konuya açıklık getirebilecek isimler arasında.
Ya sonra?
Bronstein, Afganistan’da geçirdiği yıllarda Taliban’dan sonra dahi kadınların davranışlarında bir tutukluk sezdiğini anlatıyor. Taliban, 2001’de gücünü kaybetse de burka kullanmaya devam eden kadınlar için, fotoğraf çekilmenin bile rahatsızlık hissi yarattığını belirtiyor. Kadınların bu süreçte zorla evlendirilmeye, ev içi şiddette ya da istismara maruz kaldığı da biliniyor. Nitekim Bronstein de Taliban’ın bıraktığı hasarın kalıcı olduğunu savunuyor.
Öte yandan Afganistan’da yıllar içinde sessizce büyüyen bir umut kıvılcımı da var. Ülkedeki nüfusun %63’ü, 25 yaş altındaki insanlardan oluşuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü Kadın Hakları Birimi’nde çalışan Heather Barr, ülke gençliğini hesaba katılması gereken bir güç olarak tanımlıyor. Kabil’de protesto yapan kadınlar da bu gücün bir parçası. Afganistan’daki kadın muhabirlerinden biri olan Lynsey Addario da benzer söyleme sahip çıkıyor. Addario, 20 yıldır ülkede. Afgan kadınını iyi tanıyor. Addario’nun görüştüğü Shukriya Barakzai’nin “Taliban topraklarımızı ele geçirebilir ama insanların kalbine ve aklına karışamaz.” sözleri bir direnişin habercisi. Bu direnişin, ilerleyen günlerde nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Dünya, Afgan halkını kaderine terk etse de Afgan kadınının kendi hayallerinin peşinden gitmeye devam edeceğine dair güçlü bir umut filizleniyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün Taliban'ın getireceği düzenden endişe eden Afganistanlı kadınlar ile ABD'de Demokrat Parti'nin sol ve merkez kanatları arasındaki bütçe paketi tartışmalarına odaklanıyoruz.
26 Ağu 2021

YAZARLAR

Janset Atacan
Former editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Bir partinin logosu, tek başına o partinin geleceğini belirlemez. Seçmen desteğini asıl şekillendiren; partinin programı, liderliği, örgütlenme biçimi ve toplumla kurduğu ilişkidir. Yine de logo, milyonlara ulaşmayı hedefleyen bir siyasi yapının kamuoyuna sunduğu ilk işaretlerden biridir. Peki Yeni Parti’nin logosu nasıl bir mesaj veriyor? Tasarımın güçlü yanları neler, hangi yönleri henüz tamamlanmamış görünüyor ve daha tutarlı bir görsel kimliğe dönüşmesi için neler yapılabilir?

Avrupa Merkez Bankası, radikal bir kararla euro banknotlarını baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu kararla Avrupa, yalnızca yeni güvenlik özelliklerine sahip banknotlar tasarlamıyor; aynı zamanda gölgede kaldığını hissettiği bir dönemde kendini nasıl anlatmak istediğini de yeniden düşünüyor.

Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’nin 41 sayfalık parti programının ekonomi bölümünde, Özel’in meydanlarda sıklıkla kullandığı “Bu kara düzeni değiştireceğiz” ifadesi tekrar tekrar yer bulurken, ekonomi politikalarının temelinin “kalkınmacı devlet” üzerine kurulduğu görüldü. Yeni Parti programında planlı kalkınma, bağımsız Merkez Bankası, vergi reformu, sosyal adalet, Hazine garantili projeler, enflasyonla mücadele ve kamuda israf gibi konuları merkezine alıyor.

Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.




