Tikiyle tokuyla sosyal medya, değişen dünya ve Türkiye

Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Biray Kolluoğlu, Evren M. Dinçer ve Zafer Yenal
Sosyal medya, hayatımıza 2000’li yılların ikinci yarısında girdi. Facebook’un neredeyse bir anda hayatın orta yerine oturuverdiğini çoğumuz hatırlıyoruz. Nasıl hâla (belli bir yaşın üzerinde olanlar) televizyonun evlerine ilk gelişini, eve ilk telefonun bağlanmasını anlatırlar, Facebook’un başlangıcı da öyle anlatılıyor. Sonra tabii Twitter! “Arap Baharı” ile başlayan ve tüm dünyaya saman alevi gibi yayılan sosyal hareketleri Twitter’sız anlamak ve anlatmak mümkün değil. Tahrir Meydanı ile Zuccotti Parkı’nı Gezi ile bağlayan iletişim ağı Twitter’dı. Bu sosyal hareketlerin vadettiği ilerici siyaset çok kısa bir zamanda tam tersine dönerek yerini otoriter, popülist rejimlerin güçlenmesine bırakınca daha yumuşak, gündelik, estetik içerikleriyle öne çıkan Instagram’ın ağırlığı arttı hayatlarımızda.

WSA Communication
Bu alana son giren TikTok en ilginç platformlardan biri. Son on yılda hem hızla popülerleşti hem de sosyal medyada dönüştürücü etkiler yarattı. Facebook’ta aile albümlerinin/okul yıllıklarının verdiği geçici huzur ya da aidiyet hislerinden, Twitter’da azılı siyaset yapmaya geçtik; siyaset baskıya kurban gidince ondan da vazgeçip Instagram’da parlatılmış imgeler yoluyla üretip çoğaltmaya çalıştığımız hazza döndük. Şimdi de insanlar adeta bir karnaval yerini andıran TikTok’ta tüm hâlleriyle, yalnızlıkları, sıkıntıları, gariplikleri, fazlalıkları, eksiklikleri, neşeleri, eğilip bükülmeleriyle varlar.
TikTok küçük çocukların karaoke yapıp, dans eden görüntülerini paylaştıkları Musical.ly platformundan bugünkü hâline nasıl geldi ve hâlihazırda devleşmiş ağların içinde, üstünde kendine nasıl bir yer açtı derseniz yanıt algoritmalarda. Facebook ve Twitter, yıllar içerisinde kazandığı yeni özelliklere rağmen sosyal ağ tabanlı iletişim platformları olarak kaldılar. Yani arkadaşlıkları artırarak, takipçi kitlesini genişleterek, “like”ları çoğaltarak öne çıkılabilen ağlar bunlar.

malavida.com
TikTok’un işleyişi çok farklı. Bilinir olmak veya popülerlik üzerinden çalışmıyor. TikTok’u çekici kılan ne bir sürü bildiğimiz insanın da zaten orada olması ne de paylaşılanın çok katılım almasıyla artan görünürlüğü. Dillere destan algoritması ve tavsiye motoruyla kendini sosyal ağ tabanlı, “geleneksel” sosyal medya platformlarından ayrıştırmış durumda. TikTok’ta kullanıcılarının önüne düşen görüntülerin illa daha önce arkadaşlarınızın sevip, beğendiği gönderiler olması gerekmiyor. Karşınıza çıkan paylaşımların çoğu daha önce çok etkileşim almış değiller.
TikTok arkadaşlarımız olmadan ya da biz bir şeyleri sevip, beğenmeden ilgi alanlarımızı, genel ruh hâlimizi ortalama 2 saatte öğreniyor. YouTube’da gördüğümüz videoların yüzde 75’i tavsiye makinasından geliyor. Bu oran TikTok’ta yüzde 95’e çıkıyor. Bu yolda hashtagler, yazılar, sesler, müzik, renkler, lokasyon, kısacası dolaşımdaki imajların bizi duraklatan, gülümseten, aynı cinsten daha fazlasını istememize neden olan neredeyse tüm özellikleri TikTok’un işine yarıyor. Bütün bu veriler yardımıyla bizi bizden ve biz yapanlardan (arkadaşlarımız, tanıdıklarımız, ailemiz, çalışma arkadaşlarımız…) belki de daha iyi tanıyabiliyor.
TikTok’un tekelleşmenin devasa boyutlara ve süpersonik hıza ulaştığı sosyal medya pazarına girebilmesinin altında da bu farklılık yatıyor. Yani günümüzün dikkat ekonomisinin devleri arasına girerken TikTok, ilgi/dikkat/oyalanma ve sosyal ağlar arasındaki ilişkiyi kopardı. Böylece, kendinden önce gelenlerin yaptığı gibi kullanıcılarına tek tek bağlantılar kurdurarak sosyal ağlar oluşturmadan pazarda büyümeyi başardı.
TikTok’un aynasında dünya: Bireyselleşen, unutmaya hevesli, ortadan ikiye yarılmış…
Facebook’ta başlayan ve Twitter, Instagram’la devam sosyal medya platformlarındaki yirmi yıllık yolcuğumuzun şimdiki durağının Tiktok olması bugünkü toplumsal koşullar, pratikler, değerler hakkında bize ne söylüyor?
İlk olarak dijital dünyaya bakarak artan toplumsal kutuplaşmaya paralel biçimde daha da bireyselleştiğimiz sonucunu çıkararak başlamak yerinde olabilir. İlkokul arkadaşlarımıza ulaşmamızı sağladığı için çok sevdiğimiz Facebook’tan, neredeyse tamamen kendi tercihlerimizi bize geri yansıtan TikTok’a gelmiş olmamız bize şunu düşündürüyor: Sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi olarak kutuplaşmış toplumların ilişki ağları içinde, zıt görüşte, anlayışta, hayat tarzında olup da sürtüştüğün arkadaşlarınla karşılaşmaktansa, sana tamamen yabancı olan ve ilgini çeken, eğlendiren, hislendiren, sevindiren içeriklerle oyalanmak daha iyi geliyor. Sanal ağların bile sürdürülemediği, toplumsal ilişkilerin parçalandığı bir dönemde içe kapanmamızın bir yansıması olarak bakılabilir TikTok’un artan popülerliğine.
TikTok’un alameti farikası olan ve şıp diye boğazımızdan yakalayabilen algoritmaların şekillendirdiği toplumsallık, hâlihazırdaki kutuplaşmayı da artırıyor tabii. Bizi bizden iyi anlayan yapay zeka güçlü bir santrifüj etkisiyle her birimizi köşeciklerimize savuruyor. TikTok’ta önümüze düşen seçkiler giderek keskinleşiyor ve darlaşıyor ve onlara baka baka biz de daralıp, kapanıyoruz.

Shoshana Gordon/Axios
İkinci olarak, sosyal medyayı ve tabii Tiktok’u toplumsal hafıza üzerinden de düşünmek mümkün. Aslında oldukça çelişik bir ruh hâli söz konusu olan. Bir yandan geçmişe sığınmaya çalışıyoruz, ama bir yandan da bugünün de akıp gitmesini istiyoruz. Televizyondaki dizilerden, son dönem pazar ve tüketim araştırmalarından nostaljinin yaygın bir eğilim olduğunu görüyoruz. Ama öte yandan bugün hızla aksın gitsin de istiyoruz. İz bırakmadan yok olsun. Instagram, Twitter ve TikTok’ta bir ekrandan diğerine atlarken günümüz dünyasının kanlı çatışmalarına, yokluklarına, yangınlarına, depremlerine ve daha sürü sepet krizine şöyle bir bakıp, belki bir reaksiyon verip sonra da haşarı bir kedinin yaptıklarına, ilginç bir kabak tarifine geçiveriyoruz. Bir gün öncesini hatırlamadığımız için bugünün de bir iz bırakmayacağını biliyoruz. TikTok’un açtığı daha sonra Snapchat’in genişlettiği yolda, sosyal ağ bazlı platformlar bile dijital ömürleri çok kısa Reels, Story gibi formatlarla unutmaya dair bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyor.
Tüketimin dünyası kısa ömürlü ve hatta anlık. Bu dünyada geçicilik hüküm sürüyor, ilişkiler bireysel bazda haz ve hazzı arama merkezinde örgütleniyor. Sosyal ilişkilerde bireyselliğin yanı sıra geçicilik de temel değerler arasında öne çıkıyor. Siyasetin giderek plebisite indirgendiği, aykırı düşüncelerin/duruşların şiddetle bastırıldığı bir ortamda, özgürlük çoğumuz için pazarda hazzı aramakla eşdeğer. Haliyle hafıza gerektiren, uzun erimli, yükümlülük ve sorumlulukların etrafında örgütlenen dirençli topluluklara has ilişki biçimlerine girmek giderek zorlaşıyor. Ama sosyal medyada günü akıtmak hem kolay hem de anlık hazlar ve tatminler vadediyor.
Üçüncüsü, jeopolitik düzeyde ve küresel ekonomide yaşanan çatlakların, mücadelelerin ve alt-üst oluşlarının izini de TikTok üzerinden sürmek mümkün. Burada da hemen aklımıza dünyanın geleceğini çok yakından ilgilendiren Çin-Amerika rekabeti geliyor tabii ki.
Biliyorsunuz TikTok’a dair en ateşli tartışma konularından birisi TikTok’un sahibi olan ByteDance adlı firmanın Çinli olması. Daha doğrusu Çin menşeli olması. Herhangi bir borsaya kote olmadığı için tüm ortaklık detaylarını net olarak bilmediğimiz firmanın kendi sayfasındaki bilgilere göre firmanın yüzde 20’si ilk kurucularına, yüzde 20’si çalışanlarına, kalan yüzde 60’ı ise BlackRock gibi küresel yatırımcılara ait.

Financial Times
Firma bu bilgileri iki ülke arasındaki diplomatik kriz ortaya çıkınca paylaşmış gibi görünüyor. Amaç ise firmanın çıkarlarının Çin devletiyle değil küresel yatırımcılarla paralel olduğunu iddia etmek. Süregiden tartışmalar bu iddianın çok taraftar bulmadığını gösteriyor. Siyasetçiler de kullanıcılar da Çin devletinin dünya genelinde çok geniş bir kişisel veri havuzuna TikTok aracılığıyla ulaşabileceğini düşünüyor.
ABD’de federal düzeyde henüz net bir yasaklama kararı alınmamış olsa da eyalet düzeyinde kamu çalışanları için çoktan bir dizi yasak devreye girmiş durumda. Daha da ilginci ABD’de University of Texas Austin, Auburn, Boise State gibi bazı üniversiteler kablosuz ağlarından uygulamaya erişimi engellediler. Dünyada ise İngiltere, Fransa, Yeni Zelanda, AB’nin bazı birimleri uygulamanın resmî telefonlarda kullanımını yasakladı.
İşin bir diğer ilginç boyutu ise TikTok’un dünyayı kasıp kavururken Çin’de aktif olmaması. Onun yerine benzer bir formatla Douyin adlı bir uygulama kullanılıyor. TikTok’un ABD’de 150 milyonun üzerinde aktif kullanıcıya ulaşması ve hatta yaklaşan 2024 başkanlık seçimlerinde tıpkı Facebook’un 2016 seçimlerinde oynadığı role benzer bir rol oynayıp oynamayacağı tartışma konusu. Ancak mevcut başkan Biden ve kurmaylarının ya da muhalif aday Trump ve kurmaylarının henüz resmî TikTok hesapları yok. TikTok’un ana kullanıcısı olan GenZ nesli ve genç kitle TikTok’ta, ama siyasetçiler değil. Seçime yön vermesi beklenen bu kitle ile iletişimin şu an için TikTok platformu üzerinden oluşturulmamış olması ABD’de bize medya açısından ilginç bir seçim yılı vadediyor.
Türkiye’de sefaletin dijital hâlleri
Zamana ayna tutmak konusunda TikTok, Türkiye’de de hayli başarılı. Can Öz ve Ümit Alan’ın hazırlayıp sundukları “Yeni Medya 451” podcast serisinde gazeteci Önder Abay’ın konuk olduğu “TikTok'u Anlama Rehberi #26” başlıklı bölüm, ülkedeki TikTok kullanımında öne çıkan trendler hakkında epey bir fikir veriyor. Buradan başlayabiliriz.
TikTok’un sosyal coğrafyasına bakalım önce, ne kadar yaygın, kimler kullanıyor? Sosyal medya kullananların sayısının 70 milyona ulaştığı Türkiye’de 30 milyonun üstünde TikTok hesabı var. Youtube ve Facebook'tan sonra en fazla kullanıcı sayısı TikTok’un. Kullanıcılarının büyük çoğunluğu (yüzde 70’ten fazlası) gençler. Ama sosyolojik açıdan daha da çarpıcı olan TikTok kullanıcılarının daha çok büyük şehirlerin daha yoksul mahallelerinde yaşayanlardan oluşması. İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kırsal bölgelerde de çok yaygın olarak kullanılıyor TikTok.
Sadece kullanıcılarının sınıfsal portresi değil farklı olan, kullanma biçimleri de farklı. Instagram’daki filtrelenmiş, estetize edilmiş hayatın tam tersi bir hayat var TikTok’ta. Bu mecrada insanlar genellikle oldukları gibi varlar. Gazeteci Önder Abay’a göre TikTok’un “sahicilikle” bağı çok kuvvetli, o yüzden de bize Türkiye’yi “doğru anlama rehberi” sunuyor. Kendisine kulak verelim:
“Türkiye’de genelde alt gelir gruplarının kullanmasının da sosyolojik nedenleri var. Twitter’da var olmak için biraz politik bilgiye ve bu bilgiyi yazıya dökmeye ihtiyacınız var. Instagram’da var olmak için iyi bir sosyal hayata, estetik olarak da güzelliğe ihtiyacınız var. TikTok bu iki sosyal mecralarda var olamayan, beğenilmeyen dışlanan milyonların buluştuğu platform oldu. Benzerlerin buluştuğu, birbirlerini kınamadığı, dışlamadığı alan olarak da hızla büyüdü ve şimdilerde ülkemizde 34 milyon insanın kullandığı devasa bir güce dönüştü.”
Başka bir deyişle, TikTok milyonların hayatındaki eğretiliği olabildiğince açık bir şekilde ortaya koyuyor. Son haftalarda müstehcen içerikli canlı yayın yaptığı için tutuklanan lazkızı34’ü düşünün. Medyada konu daha çok devletin çekmek istediği yerden, yani müstehcenlik, ahlak, aile, sosyal medyanın düzenlenmesi (yeni yasaklar, sınırlamalar, vs.) gibi temalar üzerinden tartışıldı. Ama lazkızı34’ün yoksulluğuyla, hamileliğiyle ilgili verdiği ifadeleri okuyunca, hatta eşini ve onları TikTok’ta seyredip para gönderenleri düşündüğümüzde, meselenin toplumsal kapsama alanının çok daha geniş olduğu ortada.
Yaklaşık 15 yıl önce ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümü hocalarından Necmi Erdoğan’ın derlediği bir kitabı hatırlatalım: Yoksulluk Halleri: Türkiye’de Kent Yoksulluğunun Toplumsal Görünümleri (İletişim Yayınları, 2007). Bu çalışmanın giriş yazısında Erdoğan, maddi yoksulluğu sefaletin tek ölçüsü olarak tanımlamanın sakıncalarından bahseder. Toplumsal yaraları anlama çabası içerisinde sefaletin farklı yüzlerini görebilmek, “konumsal sefalete” ve “sıradan sefalete” de yer açabilmek önemlidir. Birçok sosyal bilimcinin de yaptıkları alan araştırmalarıyla, medya okumalarıyla katkı verdiği bu çalışma bugün tekrarlanacak olsa herhalde üzerinde özellikle durulacak alanlardan birisi sosyal medya ve bu mecrada sergilenen yeni yoksulluk hâlleri olurdu.

Sosyal medya kullananların sayısının 70 milyona ulaştığı Türkiye’de 30 milyonun üstünde TikTok hesabı var.
Lazkızı34’ün hikayesi toplumsal eşitsizliklerin giderek arttığı 21. yüzyıl Türkiyesi’nde yoksullaşmanın ve yoksunlaşmasının aldığı yeni biçimlere dair oldukça sarsıcı ayrıntılar içeriyor. Giderek sayıları artan madunların hayatlarını idame ettirebilmek için dilenmekle kolay para kazanmak arasında gidip gelen bir sarkaca tutunmaya çalışmaları güvencesizliğin, çaresizliğin, yarınsızlığın yaygınlığı hakkında epey bir şeyler anlatıyor… O yüzden de sarma saran kızı da, saç kesen berberi de, sağ kolu olmadığını belirtip kamera karşısında duran bir kadını da, hiçbir şey yapmadan evinde televizyon izleyen birisini de, etini şişe dizen kebapçıyı da TikTok’ta gördüğümüzde hiç şaşırmıyoruz. İmgeler yeniden paylaşıldıkça, tavsiye robotları tarafından önümüze atıldıkça, çoğaldıkça artık normali, sıradanı da şekillendirir hâle geliyor ne de olsa…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bir platformun sıradışı hikayesi üzerine
07 Oca 2024

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026



